Açık Kaynak İstihbaratı nedir? Nereden ve nasıl temin edilir?

//Açık Kaynak İstihbaratı nedir? Nereden ve nasıl temin edilir?

Açık Kaynak İstihbaratı nedir? Nereden ve nasıl temin edilir?

Açık kaynak istihbaratı nedir?

Açık kaynak istihbaratı yapılırken istihbaratçılar sadece gizli haber kaynaklarını kullanmazlar. TV, radyo, gazete ve dergi haberleri, online haber ve blog siteleri, düşünce kuruluşlarının inceleme ve analizleri, konferanslar, haritalar, ticari rapor ve fotoğraflar vb. istihbaratçılar tarafından haber toplamada faydalanılan açık kaynaklardır. Açık kaynak istihbaratının maliyeti düşüktür. Ancak, elde edilen bilgileri filtrelemek uzmanlık işidir. Açık kaynak istihbaratı, teknik ve insan istihbaratından sonra, haber toplamada ikinci önceliktedir.

Açık kaynaklardan elde edilen bilgiler çok çeşitli olduğundan, bu alanda faaliyet gösteren istihbaratçıların çok iyi derecede yabancı dil bilgisine ve hakkında bilgi toplanan hedef ülkenin siyasi yapısı, kültürü, ulusal hassasiyetleri gibi temel bilgilere sahip olmaları gerekir.

ABD’de CIA’ye bağlı olarak 2005 yılında Açık Kaynak Merkezi (Open Source Center-OSC)² açık kaynak istihbarat toplama faaliyetini icra etmesi için tesis edilmiştir. OSC bugün için 80 ayrı dilde tercüme yapabilecek teşkilat yapısı ile dünyanın çeşitli ülkelerinde faaliyet göstermektedir. Açık kaynaklardan elde edilen bilgiler çok çeşitli olduğundan, bu alanda faaliyet gösteren istihbaratçıların çok iyi derecede yabancı dil bilgisine ve hakkında bilgi toplanan hedef ülkenin siyasi yapısı, kültürü, ulusal hassasiyetleri gibi temel bilgilere sahip olmaları gerekir. Bazı hallerde hedef ülke bütün tahminlerin ötesinde hareket ederek, istihbaratçıları yanıltabilir. Bu, o devletle ilgili dış politik tercihlerin yeniden gözden geçirilmesini gerektirebilir. Bu noktada açık kaynak istihbaratçıları önemli rol oynarlar.

Gizli bilgi temini, gizli istihbarat oluşturma süreci hem pahalı, hem zor hem de uzmanlık ister. Üstelik, uzun zaman sürecini gerektirir. Ancak, Açık Kaynak İstihbaratı yapmak kolaydır, çok da özel bir gayreti gerektirmez.

Bazı hallerde Açık Kaynak İstihbaratı yüzde yüz doğru bilgiler verir. Çünkü, bir ülkenin kamuoyunu, basınını “inanmadıkları” bir fikir etrafında toplamak kolay değildir. O halde, kamu oyu gerçeği istihbaratçılar ve politikacılar tarafından göz ardı edilmemelidir. Özellikle bir ülkenin politika tercihlerinde maceraya yer verilmemelidir. “Bir koyup, beş almak” hayali bazen acı sonuçları da beraberinde getirir. Diğer bir deyişle işin içinde Dimyat’a pirince giderken, evdeki bulgurdan da olmak vardır. Tarih bunun çok çeşitli örnekleriyle doludur.

Açık kaynak istihbaratı için örnek durumlar:

Annan Planı

Annan Planı (2004) BM Eski Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından hazırlanmıştır. Amacı, Türk ve Rum kesimleri halinde bölünmüş Kıbrıs Adası’nın bağımsız bir devlet olarak yeniden birleştirilmesini sağlamaktır.

Plana göre, İngiliz üsleri hariç, Kıbrıs adası bağımsız ve federal nitelikte bir devlet olacak şekilde yeniden birleştirilecekti. Annan Planı’na göre Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki bakanlıkların en az üçte biri Türklerden oluşacaktı. Devlet başkanlığı ve başbakanlık makamları 10 ayda bir Türkler ve Rumlar arasında değişecekti.

Planın uygulanması için Türk ve Rum kesimlerinde oylama yapılması gerekiyordu. Nisan 2004’de KKTC ve Güney Kıbrıs Rum kesiminde yapılan referandumlar ile Kofi Annan planı oylamaya sunuldu. Anavatan Türkiye’nin de yoğun baskısı sonucu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kesimi % 64,91 oranında plana “evet” dedi. Rumlar ise % 75,38 gibi çok büyük bir çoğunlukla planı reddetti.

Oylamadan önce Kıbrıs Rum kesiminde yayın yapan yazılı ve sözlü basın, aylarca süren kampanya ile Kofi Annan planının aslında Rumlar için bir tuzak olduğu konusunu işlemiş, mutlaka reddedilmesi gerektiği konusunu vurgulamıştır.

Açık kaynaklardan alınan ilk bilgilere göre, reddedileceği başından belli olan Kofi Annan planı için Birleşmiş Milletler ve Türkiye boşu boşuna aylarca çaba harcamış, her ikisi de önemli bir risk almış, sonuçta beklentiler tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Bu yüzdendir ki, o günden beridir Kıbrıs Adası’nın birleştirilmesini öngören her hangi bir planı hiç kimse masaya getirmeye cesaret edememektedir.

Unutulmaması gereken bir nokta da, reddedilmesine rağmen Kofi Annan planı, gelecekte yapılacak barış görüşmelerinde her zaman referans olacaktır. Önemli tavizlerin verildiği 2004’lerde hem Türkiye, hem de Kıbrıs Türk kesimi büyük bir ekonomik sıkıntı içerisindeydi. Kıbrıs Rum kesimi bugünkü gibi iflas etmiş değildi. Günümüzde bile aklı başında hiçbir Türk devlet adamının Rumlara güvenerek altına imza atmayacağı Kofi Annan planı maalesef uluslar arası aktörlerin arşiv dolabında yürürlüğe gireceği gün ve saati beklemektedir. Komşuları ile “sıfır sorun” hayali güden, hiçbir istihbari bilgiye değer vermeyen dönemin politik karar mercilerinin “ne olursa olsun, çözülsün” mantığı içerisinde hareket etmeleri sonucunda Kıbrıs Adasının ve Kıbrıs’ta yaşayan Türklerin geleceği boşu boşuna ipotek altına sokulmuştur. Gizli ve açık hiç bir istihbaratı dikkate almadan belirlenen “Türkiye’nin kangren olmuş sorunlarını biz çözeceğiz” gibi hayali politik açılımlar sonucu, 2004 ‘de ödenmeyen bedel, eninde sonunda gelecek kuşaklar tarafından ödenecektir.

Ermenistan Açılımı ve açık kaynak istihbaratı

Benzer bir istihbarat hatası da göz göre göre Ermenistan Açılımı (2009-2010)’nda yapılmıştır. Ermenistan hükümeti ve kamuoyunun böylesi bir açılıma hazır olmadığı sadece yazılı ve sözlü Ermenistan basınını takip edenler tarafından görülmüştür. Ne gariptir ki, istihbaratçılarımız -vazgeçtik gizli istihbarattan- bu açık istihbarat emarelerini bile önceden görememiş, Ankara Hükümetini zamanında uyaramamıştır. Ermenistan açılımı da tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır.

Habur Açılımı ve açık kaynak istihbaratı

Açık ve kapalı istihbaratın önemsenmediği, hiç dikkate alınmadığı bir diğer büyük hata ise Habur Açılımı (19 Ekim 2009)’nda yaşanmıştır. Habur’da devletin hakim ve savcılarının gözü önünde Kandil Dağı ve Mahmur Kampı’ndan gelen PKK’lı teröristler şeref kürsüsüne çıkmış, TV’ler canlı yayınları ile üniformalı teröristlerin şovlarını, gövde gösterilerini bütün dünyaya yayımlamıştır. Şu sözler o gün TV’lerden canlı yayımlanmıştır:

“Bize bugünleri yaşatan İmralı’daki güneşimize de merhaba..selam olsun!”

“Teslim olmaya gelmedik!”

“Kürt halkı sizinle gurur duyuyor!”

“Özgürlük ve barışın teminatı yoldaşlarımızın selamını getirdik!”

“Biz buraya evlerimize çekilmek için değil, barış ve özgürlük için geldik.”

Halbuki PKK’lıların Habur’a neden geldikleri belliydi. Gelen PKK’lıların bir kısmı dağda tedavi edilemeyecek kadar ağır hasta idi. Bir kısmı ise, zaten PKK yönetimince “dağa tekrar dönmek üzere ama olabildiğince hazır fırsat ele geçmişken propaganda yapmak amacıyla” görevlendirilmişlerdi. Ne Ankara Hükümeti, ne de Milli İstihbarat Teşkilatı bu tehlikeyi önceden göremedi. Yıllardır Türk Devleti’ne baş kaldıranlar, onlarca askerin, polisin ve masum sivilin kanını emenler, Habur’da gözümüzün içine baka baka şov yaptılar.

Bol keseden caka satan, her gün TV başında kükreyenler, Asya’yı, Afrika’yı, Ortadoğu’yu yönettiklerini sananlar ise Habur’da olanları “acizce ve kurttan korkmuş kuzu sessizliğinde” TV başından izlemekle yetindiler.

Suriye iç savaşı ve açık kaynak istihbaratı

Mart 2011’den beri devam eden Suriye’deki etnik çatışmalarda Türkiye Cumhuriyeti hükümeti daha olaylar başlar başlamaz, safını açıkça belli etmiş ve Suriye’deki muhalifleri desteklemeye başlamıştır. Kardeşimiz olarak nitelenen Suriye stratejisinde yüzde yüz keskin dönüş yapılırken, olayları yönlendirebilecek baş aktörlerin (Beşar Esad, Çin, Rusya Federasyonu, Arap ülkeleri ve Batılı devletler) olası tutumları iyi analiz edilmemiştir. Üstelik Türkiye Cumhuriyeti başbakanı geçen 2,5 yıllık süreçte avazı çıktığı kadar Beşar Esad’ın dış müdahale ile devrilmesi çağrılarında bulunmuştur. “Suriye’nin meselesi Türkiye’nin de meselesidir” demiştir.

Bütün bu angajmanlara girilirken, politik argümanlar kullanılırken Suriye’nin ne bugünü ne de dünü dikkate alınmamıştır. Bu yüzden Suriye meselesinde Türkiye en zararlı çıkan ülkelerden birisi olmuştur.

Günümüzde Suriye’de olaylar çığırından çıkmış, iç savaşa dönüşmüştür. Bu çatışmalar sonucunda Suriye’nin ileride kaça bölüneceğini, bu bölünmenin Türkiye’ye olası zararlarını Ankara’da bilen yoktur. Halbuki sadece açık kaynak istihbaratı dediğimiz kaynaklar iyi incelense idi  Suriye politikasında bu ölçekte bir hata yapılmaz, bölgenin en güçlü ülkelerinden birisi olarak daha dengeli, daha barışçıl ve saygın bir dış politika takip edilebilirdi.

Sonuç:

Gizli istihbarat kadar kesin ve öncelikli olmasa da Açık Kaynak İstihbaratı için de teşkilat oluşturulmalıdır. Aynen CIA’nin ABD’de yaptığı gibi, Milli İstihbarat Teşkilatı bünyesinde de her hedef ülke için Açık Kaynak İstihbarat Grupları oluşturulmalıdır. Açık kaynak istihbaratı yapacaklar, hedef ülkenin lisanını, kültürünü, hassasiyetlerini çok iyi bilmelidir. Aksi takdirde hedef ülkede olup bitenler yanlış yorumlanır. Yanlış istihbarat ise, aynen yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi, politikacıları yanlış kararlara sürükler ve bedelini bütün bir millet öder.

Kaynaklar:

¹https://www.tecom.usmc.mil/mcupress/images1/Pub%20images/MCU%20JOURNAL%20VOL%20II-FINAL%20LoRes.pdf

² https://www.cia.gov/news-information/featured-story-archive/2010-featured-story-archive/intelligence-human-intelligence.html

Ahmet Akın, (E) Topçu Kur. Alb.

Yazan | 2017-03-08T09:18:46+00:00 Mart 7th, 2017|Harp ve Strateji|Açık Kaynak İstihbaratı nedir? Nereden ve nasıl temin edilir? için yorumlar kapalı

Yazar Hakkında:

K.K.K’lığından emekli topçu kurmay albay. Kara Harp Okulu, Kara Harp Akademisi ve Silahlı Kuvvetler Akademisi’nden mezun. 11 yıldan fazla süreyle NATO'da görev yaptı. Çok iyi seviyede Almanca ve İngilizce bilir. NATO, Küresel Siyaset, Küresel Terörizm konularında serbest yazar.
%d blogcu bunu beğendi: