This Is A Custom Widget

This Sliding Bar can be switched on or off in theme options, and can take any widget you throw at it or even fill it with your custom HTML Code. Its perfect for grabbing the attention of your viewers. Choose between 1, 2, 3 or 4 columns, set the background color, widget divider color, activate transparency, a top border or fully disable it on desktop and mobile.

This Is A Custom Widget

This Sliding Bar can be switched on or off in theme options, and can take any widget you throw at it or even fill it with your custom HTML Code. Its perfect for grabbing the attention of your viewers. Choose between 1, 2, 3 or 4 columns, set the background color, widget divider color, activate transparency, a top border or fully disable it on desktop and mobile.

Biyolojik ve kimyasal savaş nedir? Korunma önlemleri nelerdir?

Anasayfa/Harp ve Strateji/Biyolojik ve kimyasal savaş nedir? Korunma önlemleri nelerdir?

Biyolojik ve kimyasal savaş nedir? Korunma önlemleri nelerdir?

Biyolojik ve kimyasal savaş gerçeği

Biyolojik ve kimyasal savaş tehdidi her geçen gün büyüyor. Biyolojik ve kimyasal silahlar kitle imha silahı olarak en eski çağlardan bugüne kadar yaygın olarak kullanılmıştır.

Gizlilik, topluca ölüm, panik ve sosyal patlamaya neden olma gibi klasik silahlara göre bir çok üstünlüğü olan biyolojik ve kimyasal silahların bugün ve gelecekte de devletler ve terör örgütlerince hasım/düşman olarak belirlenen ülkelere karşı yaygın olarak kullanılacağı değerlendirilmektedir.

Türkiye’nin biyolojik ve kimyasal savaşa hazırlık durumu, gelecek harplerdeki başarısını ve vatandaşın devletine olan güvenini belirleyecek temel unsurdur.

Bakteriyolojik Savaş (Bacteriological Warfare-BW)

Biyolojik ve kimyasal etkenlerin/ajanların insan, hayvan ve bitkiler üzerinde kullanılması suretiyle, toplu insan ve hayvan ölümlerine veya bitkilerde zararlı etkilere neden olan bir savaş türüdür².

Biyoterörizm nedir?

Biyoterörizm ise biyolojik ve kimyasal savaş maddelerinin ideolojik, politik vb. amaçlarla, kişiler, örgütler ve gruplar tarafından açık ve gizli yöntemlerle düşman olarak belirlenen ülkelere karşı kullanılmasıdır.

Biyolojik savaşta etken madde olarak kullanılabilecek, ölüm ve yaralanmalara, hastalıklara neden olabilecek 1200’den fazla etken madde geliştirilmiştir. İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerde her hangi bir kişi veya grup tarafından kullanılacak çok az miktardaki biyolojik savaş maddesi, binlerce kişinin ölümüne veya hastalanmasına neden olabilir.

Biyolojik savaş maddelerinin elde edilmesi, saklanması ve kullanılması kolaydır. Biyolojik savaş maddeleri gözle görünmezler; kokuları ve tatları yoktur. Her ortamda sessizce yayılabilirler. Solunum yoluyla akciğerleri etkilerler. Su veya yiyeceklere katılabilirler.

Suikast maksadıyla deriye enjekte edilebilirler.(Bakınız: http://www.emedicinehealth.com)

Biyolojik silah olarak kullanılabilecek maddeler üç gruba ayrılabilir³

A Kategorisi:

En tehlikeli gruptur. Öldürme oranı yüksek etkenleri içerir. Halk arasında panik ve sosyal patlamalara yol açar. Çiçek virüsü (variola major), şarbon (Bacillus anthracis), veba (Yersinia pestis), botulizm zehirli maddesi (Clostridium botulinum), tularemi (Francisella tularensis), ebola, marburg, lassa ve junin virüsleri bu gruba girer.

B Kategorisi:

İkinci derecede tehlikeli  etken maddeleri kapsar. Coxiella burnetii (Q ateşi), brucella spp (bruselloz), burkholderia mallei (ruam, glanders), alfaviruslar (ansefalomiyelit), clostridium perfringens epsilon zehiri, ricinus communis risin zehirli maddesi, stafilokok B-entero toksini, su ve besinlerle bulaşanlardan salmonella spp, shigella dysenteriae, escherichia coli O157:H7, vibrio cholerae ve cryptosporidium parvum etkenlerini içerir.

C Kategorisi:

Bugün az olmakla birlikte, gelecekte çok tehlikeli olabileceği varsayılan etkenler yer alır. Hantaviruslar, nipah virüsü, keneyle bulaşan hemorajik ateş virüsleri, keneyle bulaşan ansefalit virüsleri, sarı humma virüsü, çoğul dirençli (MDR)mycobacterium tuberculosis etkenlerini kapsar.

Kimyasal silahlar ise kabaca aşağıdaki gibi gruplandırılabilir

Sinir gazları:

Sinir iletimini engellediklerinden, kısa sürede ölüme yol açarlar. Sarin, Tabun, Soman, VX. Hitler’in talimatıyla 1936-1944 yılları arasında sentezlenmişlerdir. Japonya’da bir tarikatın Tokyo metrosuna yaptığı saldırıda Sarin gazı kullanılmıştır. Halepçe’de ise Tabun gazı kullanılmıştır.

Yakıcı ve tahriş edici gazlar:

Gözler,cilt ve solunum yolu dokuları ilk etkilenen bölgelerdir. Öldürücü değilse de önemli ölçüde sağlık sorunlarına neden olurlar. Hardal gazı, lewisit, fosgen oksim vb. etken maddeleridir.

Boğucu gazlar:

Solunum yollarını ağır olarak tahrip edip, akciğer ödemine neden olurlar. Fosgen, klor, kloropikrin önemli etken maddeleridir.

Kan zehirleri:

Öldürücüdürler. Siyanür, Siyanojen klorür. Hitler’in gaz odalarında da bir siyanür bileşiği kullanılmıştır.

Kapasite bozucular:

LSD, BZ gibi davranış bozukluğuna neden olanlar ya da CA, CN, CS gibi göz, cilt ve solunum yolları tahrişine yol açanlardır. Göz yaşartıcı bomba örnek olarak verilebilir.

Bitki öldürücü aeresoller:

Bitkileri öldüren ya da toprağı zehirleyen ajanlardır. Vietnam’da ABD bu çeşit aeresolleri kullanmıştır.

Tarihte biyolojik savaş uygulamaları

İlk Biyolojik Savaş uygulaması M.Ö.ki dönemlerde zehirli ya da hastalıktan ölmüş askerlerin vücutlarına batırılmış okların düşmana atılmasıyla başlamıştır.

1346’da, Karadeniz kıyısında bir liman kenti olan ve bugünkü Ukrayna’ya bağlı olan Kaffa liman kenti (bugünkü adıyla Feodossia, Ukrayna)savunma yapan Cenevizliler sıçanlar ve sıçanların taşıdığı pireleri kendilerine taarruz eden Tatar askerlerine hastalık bulaştırmada kullanmıştır.

Tatarlar da Cenevizlilerin üzerine  hastalıktan ölen tatar askerlerinin vücutlarından kopardıkları parçaları mancınıklarla atmışlardır. Tatar askerlerine hastalık bulaştıran sıçanlar, aynı zamanda Cenevizlileri de hasta etmiştir.

Biyolojik savaşın diğer bir uygulaması

Biyolojik savaşın diğer bir uygulaması ise, 1754-1767 yıllarında Fransa ve Kızılderililer arasında yapılan iç savaş esnasında Amerika topraklarında görülmüştür.

Bu savaşta Sir Jeffrey Amherst’in direktifi ile İngiliz askerleri “çiçek hastalığı (smallpox)”na yakalanmış İngiliz askerlerinin battaniyelerini Kızılderililere dağıtarak, daha önce hastalıkla hiç karşılaşmamış olan Kızılderili yerli kabilelerde nüfusun yarısına yakınının kaybına neden olmuşlardır. Öyle ki çiçek hastalığının etkisi Kızılderililerde 200 yıla yakın devam etmiştir.

I. Dünya Savaşı ve sonrasında biyolojik savaş

Almanya’nın I.Dünya Savaşı esnasında Rusya’ya gönderilecek olan koyunlara şarbon ve ruam; Fransız birliklerinin kullandığı atlara ise ruam hastalığı mikrobu enjekte etmiştir.

Mançurya’nın 1932’de Japonlar tarafından işgalinden sonra, 1932-1945 yılları arasında Japon İmparatorluk Ordusuna bağlı 731 Numaralı birlik tarafından, Mançurya’da hapishanelerde tutuklu bulunan binlerce Çin ve Rus askeri biyolojik ve kimyasal silah deneme çalışmaları esnasında öldürülmüştür.

Bu çalışmalar süresince 3000 Japon bilim adamı, mahkumlar üzerinde şarbon, veba, kolera, menenjit, dizanteri, bruselloz etkeni bakterileri denemişlerdir.

İngiltere, İskoçya’nın kuzey batısında yer alan Gruinard Adası bölgesinde 1942-1943 yıllarında şarbon (anthrax) bombası denemesi yapmış, bu bombayı stoklamıştır.

Amerika Birleşik Devletleri, Harp Araştırma Servisi

Amerika Birleşik Devletleri, Harp Araştırma Servisi (War Research Serrvice)’ni kurmuş, 2. Dünya Harbi devam ederken 1942′de şarbon (anthrax) ve botulinum toxini (Clostridium botulinum ve diğer iki Clostridium türleri tarafından üretilen ve sinirler üzerine etki gösteren bir grup toksindir) etkenlerini üretme çalışmalarına başlamıştır.

Haziran 1944’e kadar yeterli biyolojik silah maddesi stoku sağlanmıştır. Eğer Almanya biyolojik silah kullansaydı, üretilen biyolojik silah etkenleri, Almanya’ya karşı kullanılacaktı. 2. Dünya savaşı’ndan sonra, ABD’nin Kore Savaşı esnasında, Kuzey Kore birliklerine karşı biyolojik silah kullandığı iddia edilmiştir.

ABD, 1950 ve 1960’lı yıllarda da taarruz amaçlı biyolojik silah üretimi alanındaki çalışmalarına devam etmiştir. 1951-1954 yılları arasında, Amerikanın sahil kentlerine zararsız biyolojik silah uygulamaları yapılmış, şehirlerin biyolojik silah tesirlerine olan hassasiyeti test edilmiştir. ABD hükümeti tarafından benzer biyolojik savaş tatbikatı 1966’da zararsız biyolojik savaş ajanlarıyla New York şehri metrosunda yapılmıştır.

Avrupa’daki savaşın bitmesinden 3 ay sonra, 09 Ağustos 1945 tarihinde Sovyet orduları Mançurya’ya girmiştir. Mançurya Stratejik Taarruz Harekatı (Manchurian Strategic Offensive Operation) adı verilen harekat esnasında, Ruslar Japonların nükleer silah üretimine ait bazı çalışmalarını ele geçirdiler. Sverdlosk’taki biyolojik silah üretim merkezinin Mançurya’da Japonlardan ele geçirilen dokümanlardan faydalanılarak kurulduğu sanılmaktadır.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) döneminde Sverdlovsk şehri, 2. Dünya Savaşı‘ndan beri Sovyetlerin en önemli silah üretim merkezlerinden biriydi.  Burada tank, top, nükleer silahlar vb. üretiliyordu.

1958’de bu şehirde büyük bir nükleer kazsa yaşandı. Askeri bir reaktörün hasar görmesi sonucunda açığa çıkan radyoaktif bulutlar binlerce kilometre karelik bir alanda etkili oldu.

Vietnam Savaşı esnasında Viet Cong gerillaları düşman askerlerini bıçakladıklarında, enfeksiyona neden olacak biyolojik savaş etkenleri kullanmışlardır.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği dönemi’nde biyolojik savaş

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği döneminde, Sverdlovsk kasabasında 1979’da bir askeri fabrikada meydana gelen bir kaza sonucunda şarbon basilleri atmosfere sızmış, 50 km çapındaki bir alanda etkili olmuştur.

Kaza sonucunda meydana gelen salgında 66 kişi ölmüştür. Rus yetkililer başlangıçta ölümlerin bozuk etten kaynaklandığını açıklamışlarsa da, Boris Yeltsin, 1992’de ölümlere şarbon mikrobunun neden olduğunu vurgulamıştır.

1980’lerden itibaren terör örgütlerinin de biyolojik savaş maddeleri üretmeye ve kullanmaya çalıştıkları bilinmektedir.

Mart 2003 Körfez Savaşı sonrasında Birleşmiş Milletler uzmanlarınca yapılan incelemelerde, Irak’ın elinde Körfez savaşı esnasında kullanılmayan pek çok biyolojik silah maddesinin (şarbon gibi) bulunduğu ortaya konmuştur.

11 Eylül 2001 saldırıları ve biyolojik savaş

11 Eylül 2001 tarihinde ABD’de meydana gelen saldırıdan sonra biyolojik savaş ajanları özel önem kazandı. Biyolojik etkenlerin devletlerin haricinde, teröristler tarafından da kullanılabileceği konusu gündeme geldi. ABD de 11 Eylül 2001 saldırısı sonrasında Florida Eyaleti’nde, New York’ta, Microsoft’un Nevada’daki merkezinde açılan bazı mektuplarda toz halinde beyaz maddelere rastlanmış, maddeyle temas edenler tedavi altına alınmıştır.

3 Şubat 2004’te  3 ABD’li senatörün çalışma odası mektupla gönderilen zehirli “ricin” maddesi yüzünden kapatıldı.

Türkiye’de benzer bir vakaya henüz rastlanmamıştır.

Biyolojik silahların kontrolü

Kimyasal ve biyolojik silahların ve zehirli gazların savaşlar sırasında kullanımını engellemek üzere 1925′te Cenevre Protokolü imzalanmıştır. Bu protokol, biyolojik silahların savaşta kullanımını yasaklamakla birlikte, araştırılmasını, üretilmesini ve stoklanmasını engellememiştir. Protokolü imzalayan ülkelerden bazıları çalışmalarına devam etmiş, Japonya ve ABD ise protokolü imzalamamıştır.

1972′de, uluslararası planda biyolojik ve zehirli silahların geliştirilmesini, üretilmesini, bulundurulmasını, stoklanmasını ve başka ülkelere transferini yasaklayan bir anlaşma metni oluşturulmuştur. 1972 protokolü 143 ülke tarafından imzalanmıştır, 18 ülke sonradan katılmış ve 1975′te yürürlüğe girmiştir.

NATO potansiyel biyolojik silah olarak 31 patojen tanımlamış ve öncelikli olanları şarbon, çiçek, veba, tularemi, bruselloz etkenleri ve botulinum toksini olarak açıklamıştır.

Önceden 11 etkenle biyolojik silah çalışması yaptığını 1994′te açıklayan Rus uzmanlara göre: ideal biyolojik silah tanımına en uygun etkenler çiçek (variola/smallpox) etkeni Variola major virüsü, şarbon (anthrax) etkeni Bacillus anthracis, veba (plague) etkeni Yersinia pestis, botulizm etkeni Clostridium botulinum toksinidir.

Biyolojik silahlara karşı savunma ve korunma önlemleri

Biyolojik ve kimyasal savaş konusu, ülkemizin henüz “birinci öncelikli” konuları arasında değildir.

Daha önceleri çoğunlukla harp sırasında “hasım kuvvetin moralini bozmak, sosyal panik ve patlamalara neden olmak ve bu suretle stratejik hedeflere ulaşmak” maksadıyla kullanılan biyolojik ve kimyasal savaş maddelerinin, günümüzde gizlice ve son derece sinsi bir şekilde, düşman veya düşman olması muhtemel devlet veya örgütlerce kolaylıkla ülkemiz insanına karşı kullanılabileceği değerlendirilmektedir.

Biyolojik ve kimyasal savaş etkenlerinin kolaylıkla SU+HAVA VE YİYECEK MADDELERİNE bulaştırılabileceği daima dikkate alınmalıdır.

Bu gibi maddelerin kullanılıp kullanılmadığını derhal tespit etmek için, devletin ve devleti oluşturan her kesimden vatandaşın önceden eğitilmesi ve bilinçlendirilmesi birinci öncelikli konu olmalıdır. Hatta biyolojik ve kimyasal savaş konusu, ilkokullardan başlamak suretiyle eğitim planına dahil edilmeli, yılda bir kaç kez tatbikatı yapılmalıdır.

Apartmanlar, hastaneler, metro ve tren istasyonları ile otogarlar, pazar yerleri, fabrikalar her türlü biyolojik ve kimyasal savaş maddelerine karşı savunulabilir bir hale getirilmeli, alarm ikaz sistemleri kurulmalı ve il-ilçe-köy bazında temizleme timleri (dekontaminasyon) oluşturulmalıdır.

Kimyasal ve biyolojik savaş maddelerinin kullanıldığı tespit edildiğinde kimin, ne zaman, nerede, nasıl müdahale edeceği önceden planlanmalı; aşılamalar her yaş seviyesine uygun olarak devamlı yapılmalı ve devletçe online olarak, TC Kimlik Numarasına göre mutlaka takip edilmelidir.

Hıfzıssıhha Enstitüsü tarafından aşı üretimine tekrar başlanmalı, aşı stoku oluşturulmalı, Türkiye çiçek, şarbon, veba vb. gibi ölümcül hastalıklarda, aşı ithal etmek zorunda kalmamalıdır.

Biyolojik silahlar her hangi bir organizmayı (bakteri, virüs, veya mantar) veya doğada bulunan toksinleri (Toksinler, organizmalar tarafından üretilen zehirli bileşiklerdir.) kapsayabilir. Bir çok devletin biyolojik savaş ajanlarını elde etmeye çalıştığı sır değildir.

Sadece devletlerin  değil, terör örgütlerinin hatta şahısların bile biyolojik silah etkenlerini kolaylıkla elde edebilecekleri ve bu etkenleri insanları öldürmek veya yaralamak maksadıyla kullanabilecekleri unutulmamalıdır.

Biyolojik savaş etkenlerinin kullanıldığını tespit etmek ve derhal gerekli savunma önlemlerini almak bilinçli, birbirini takip etmesi gereken karmaşık bir dizi çalışmayı gerektirecektir. Her hata, kitle ölümlerine veya kalıcı yaralanmalara neden olacaktır.

Bu nedenle, üniversitelerde, radyo/TV gibi basın yayın araçlarında konuyla ilgili konferanslar, eğitim filmleri, seminerler vb. düzenlenmeli, hem uygulayıcılar, hem de vatandaş önceden aydınlatılmalıdır.

Kaynaklar:

¹  Biological Warfare and its cutaneous manifestations, http://telemedicine.org/biowar/biologic.htm

² North Atlantic Treaty Organization. NATO handbook on the medical aspects of NBC defensive operations. Part II – Biological. NATO Amed P-6(B) Anonymous1996;

³ Prof.Dr. Nilgün Sarp, Biyolojik ve Kimyasal Silahlar, http://www.nilgunsarp.com

Ahmet AKIN, (E) Topçu Kurmay Albay

 

Yazan | 2017-05-19T13:10:58+00:00 Mayıs 19th, 2017|Kategoriler: Harp ve Strateji|Etiketler: |Biyolojik ve kimyasal savaş nedir? Korunma önlemleri nelerdir? için yorumlar kapalı

Yazar Hakkında:

K.K.K’lığından emekli topçu kurmay albay. Kara Harp Okulu, Kara Harp Akademisi ve Silahlı Kuvvetler Akademisi’nden mezun. 11 yıldan fazla süreyle NATO'da görev yaptı. Çok iyi seviyede Almanca ve İngilizce bilir. NATO, Küresel Siyaset, Küresel Terörizm konularında serbest yazar.
%d blogcu bunu beğendi: