//Dünyayı kim yönetiyor? ABD dünyanın gerçekten sahibi mi?

Dünyayı kim yönetiyor? ABD dünyanın gerçekten sahibi mi?

Dünyanın sahibi ABD’nin çelişkileri

Orta Doğu uzmanlarına göre Bağdat yönetimini Şiilere devreden ABD, Irak’ta İran kökenli savaşçı görmek istemiyordu. ABD basını Irak’taki İran kökenli savaşçıları hemen her gün eleştiriyordu. İran’dan alınan el yapımı patlayıcıların ABD askerlerine pusu kurmak için kullanıldığı iddia edildi. İran, Irak’taki kutsal savaşta ABD’nin zafer kazanmasını engelliyordu. Her nedense aynı ABD basını işgalci ABD’li askerlerin Irak’ta yaptığı katliamları görmek istemiyordu. Ebu Gureyp hapishanelerinde yapılan işkenceler her nedense savsaklandı. Çünkü, ABD dünyanın sahibiydi. ABD ne yaparsa doğruydu.

Dönem içerisinde İran’la yürütülen nükleer santral müzakereleri ve gerilim politikası kesintilerle beraber devam etti.

IŞİD konusunda ABD’de başlayan tartışmalar

Ocak 2014’ten itibaren IŞİD, Irak ve Suriye’de alan hakimiyetini genişletirken, ABD’de ilginç bir tartışma başladı. Savaş yanlısı devlet adamları (Şahinler), Irak’a yapılan İran müdahalesine hoş gözle bakmıyorlardı. Savaş aleyhtarı devlet adamları (Güvercinler) ise, IŞİD ve Şii savaşçılar gerekçe gösterilerek, ABD’nin Irak ve Suriye’de kara savaşına girmesini uygun bulmuyorlardı.

Dünyanın önde gelen siyasi eleştirmenlerinden olan ABD’li Noam Chomsky’e göre tartışmanın temelinde şu varsayım yatmaktaydı:

“Dünyanın sahibi biziz. Biz istediğimiz ülkede işgal harekatı yaparız, istediğimiz terör örgütleriyle birlikte çalışırız, istediğimiz zaman da girdiğimiz yerden çıkarız!”

ABD-İran kötüleme yarışı

İran’ı gizlice nükleer silah üretmekle suçlayan ABD, Irak ve Şam’da Şii asker görmek istemiyordu.

İran’la yapılan müzakerelerde ABD’liler İran’a “Yabancı savaşçılara silah yardımını durdurun; sınır ötesine yabancı savaşçı yardımını durdurun.” diyordu.

Kastedilen Irak ve Suriye’deki İranlı askerlerdi.

Her dönem olduğu gibi, günümüzde de ABD savaşçıları ve silahları Irak’ta ya da dünyanın başka herhangi bir yerinde “yabancı” statüsünde sayılmıyor.

Bu yorumunun altında yatan gizli önerme ve Irak hakkında yapılan tüm kamuoyu tartışmasının aslı şudur: ABD kendisini dünyanın sahibi kabul etmektedir. Yani dünyanın tapusu ABD’nin elindedir. ABD’nin yabancı bir ülkeyi istila etme ve yerle bir etme hakkı yok mudur? Tabii ki de vardır. Bu konuda hiç şüphe yoktur. Tek soru; Vietnam Harbi’nde olduğu gibi daha fazla asker sevkiyatı işe yarayacak mıdır? Ya da başka taktikler işe yarayacak mıdır? Diğer toplumların, sivil toplum örgütlerinin ve devletlerinin ne düşündüğü önemli değildir.

İran; Kanada ve Meksika’yı istila ve işgal etse ne olur?

İran; Kanada ve Meksika’yı istila ve işgal etse, buradaki hükümetleri devirse, binlerce insanı katletse, ana deniz kuvvetlerini Karayipler’e konuşlandırsa ve eğer ABD nükleer programlarını ve silahlarını hemen sonlandırmazsa ABD’yi yerle bir etme tehditlerinde bulunsaydı, Washington’un nasıl bir tavır alacağını sormak yararlı olabilir. Böyle bir durumu ABD sessizce oturup izler miydi?

İsrailli savaş tarihi uzmanı Martin van Creveld 2007 yılında yaptığı bir açıklamada  “Asıl çılgınlık ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra, İranlıların nükleer silah üretmeye çalışmaması olurdu,” demişti.

Dünyayı kim yönetiyor? ABD demokratik davranabilir mi?

Elbette hiçbir aklı başında insan İran’ın ya da başka herhangi bir ülkenin nükleer silah geliştirmesini istemez. Ortaya çıkan krize karşı mantıklı bir çözüm olarak İran’a, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’ndaki hakları gereğince, nükleer enerji geliştirme izni verilmesi gerekirdi, nükleer  silah geliştirme izni değil. Bu çözüm uygulanabilir miydi? Uygulanabilirdi, ancak tek bir şartla: ABD ve İran’ın, bu mesele de dahil olmak üzere mevcut pek çok kritik meseledeki büyük sorunlarla başa çıkarken demokratik bir şekilde hareket etmesi şartı ile. Ve bu demokratik yönetimde kamuoyu, kamuoyunu ilgilendiren meselelerde önemli bir etkiye sahip olmalıdır.

Maryland Üniversitesi’ndeki Uluslararası Politika Tutumları Programı tarafından yapılan güncel kamuoyu araştırmalarına göre, böylesine mantıklı bir çözüm, genel olarak nükleer konularda fikir birliğine varan İranlılardan ve Amerikalılardan çok ciddi bir destek alıyor. İranlılarla Amerikalıların nükleer silahların tümüyle kaldırılması yönünde oluşan fikir birliği (Amerikalıların yüzde 82’si), ve eğer bu başarılamıyorsa da, “Ortadoğu’da İsrail’i ve İslami ülkeleri içeren nükleer silahsız bir bölge oluşturulması” düşüncesine (Amerikalıların yüzde 72’si) kadar uzanıyor. Amerikalıların yüzde 75’i, İran’a güç kullanma tehditleri yerine onlarla ilişkiler geliştirmenin daha iyi olacağını savunuyor.

İngiliz askeri tarih uzmanı Correlli Barnett’in tahminine göre bu gerçekler, mevcut krizin patlamasını ve belki de bir Üçüncü Dünya Savaşı’nı engellemenin olası yolunu gösteriyor. Bu korkunç tehdit, daha önceden aşina olduğumuz bir öneriyi devam ettirerek engellenebilir: Demokrasiyi tesis etme; hele ki buna ciddi şekilde ihtiyaç duyan ülkemizde.

ABD, bu projeyi doğrudan İran’da uygulayamıyor olsa bile, sadece bunu başarmayı amaçlayan cesur reformcuların ve muhaliflerin başarı umutlarını geliştirmek için harekete geçebilir.

ABD Irak ve Suriye’de ne yapıyor?

Amerika İran’da, Irak’ta, Suriye’de “görünüşe göre” demokrasi tesis etmeye çalışmaktadır. ABD, İran’da demokrasinin tesis edilmesi için verilen mücadeleye, Amerika’daki devlet politikasını halkın düşüncelerini yansıtacak şekilde tersine çevirmek suretiyle katkıda bulunabilir. ABD, İran’da demokrasi düşmanlarının eline koz vermemelidir. Bu da sürekli olarak İran’ı tehdit etmemekten geçer. ABD’nin İran’ı tehdit politikası, İran’daki mollaların, tutucuların, demokrasi düşmanlarının elini güçlendirir. ABD, İran’da gerici ve baskıcı teokrasiyi içlerinden atmaya çalışan muhaliflerin çabalarını tehditler ve saldırgan militarizm ile etkisiz hale getirmemelidir. Onlara biraz olsun politik alan açmak için çabalamalıdır.

Dünyayı kim yönetiyor? Uluslararası yönetişim fikri

İngiliz tarihçi Mark Mazower3, batı uluslararası yönetişim fikrinin tarihini, 1815’de Viyana Kongresi’nden başlatmaktadır. Mazower’e göre uluslararası yönetişim fikri 19. yüzyıldan önceye uzanmaktadır. “Governing the World” adlı kitabında sadece 19. ve 20. yüzyıl enternasyonalizminin merkezindeki felsefi ve politik akımlara odaklanmamakta, aynı zamanda Anglo-Sakson politikacıların ve yüksek rütbeli memurların geçen iki yüzyıl boyunca uluslararası kurumları nasıl görüp şekillendirdiklerini de anlatmaktadır.

Mark Mazower’e göre 1815-1939 yılları arasındaki gelişmeler ‘Uluslararasılaşma Dönemi’dir. Mazower,  “Dünyayı Amerikan Metotlarıyla Yönetme” başlığı altında İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde Birleşmiş Milletler’e ağırlık veriyor. Mazower, 19. yüzyılda Avrupa’daki büyük güçlerin kutsal ittifakına karşı bir tepki olarak ortaya çıkan entelektüel ve politik hareketler olarak tasvir edilen dört enternasyonalizm akımı olduğundan ve Metternich tarafından yönetilen anti-liberal politikalardan söz etmektedir: Mazzini’nin ‘Genç Avrupa’ milliyetçiliği, Richard Cobden’ın serbest ticaret ideolojisi, Marx ve örgütlü sosyalizm, son olarak siyasi olarak daha az etkili olmasına rağmen, Anglo-Amerikan barış hareketi.

Amerikalı uluslararası ilişkiler profesörü olan Stephen Krasner de ABD’nin dünyayı yönetme metotlarına eleştiriler getirmektedir. 20 yıldan fazla bir süre önce, Amerikalı siyaset bilimci Stephen Krasner New York’un Doğu Nehri üzerindeki Birleşmiş Milletler yerleşkesinin Küba’daki Guantanamo Deniz Üssü’ne benzediğini belirtti. Her ikisi de onları çevreleyen bölgelerin ilkelerine ve normlarına saygısızlık etmekte ve her ikisi de geçmiş güç konfigürasyonlarının izlerini taşımaktadır. Krasner’e göre Milletler Cemiyeti ve Birleşmiş Milletler’in kökenleri sömürgeciliğe dayanmaktadır. İngilizler Milletler Cemiyeti’ni kendi sömürgeci amaçları için nasıl kullandılarsa, Amerika Birleşik Devletleri de Birleşmiş Milletleri aynı doğrultuda ustalıkla kullanmaktadır.

ABD, önce kendi ülkesinde, sonra dünyanın diğer ülkelerinde demokrasiyi geliştirmeye çalışmalıdır. ABD’nde gerçek demokrasinin tesis edilmesi, ABD’nin dünya ülkelerinde korkunun ve nefretin odağı olması yerine, dünya düzeninde “sorumlu bir paydaş” olmasını sağlayacaktır.

ABD’nde işleyen bir demokrasi, ABD’ne değer katacaktır.

ABD, Birleşmiş Milletler gibi uluslararası teşkilatları kendi “sömürgeci amaçları” için kullanmaktan vazgeçmelidir.

7,5 milyar insan ABD’nin ‘dünyanın sahibi biz değiliz, onu paylaşıyoruz’ demesini beklemektedir.

Dünyayı yöneten hükümet bütün yönleriyle ortaya çıkarılmalı, operasyonları deşifre edilmelidir. Gizli bakanlardan oluşan, gizli bütçeli olan ve gizli operasyonlar yapan bir hükümet insanlığın başında idare mevkiinde olduğu sürece, bugün Kuzey Kore-İran-Irak, yarın bir başka ülke topraklarında çatışmalar ve katliamlar kaçınılmaz olacaktır.

Kaynaklar:

¹ Noam Chomsky, Geleceği Kurgulamak, İnkilap yayınları (2015)

² Chomsky.info

³ Mark Mazower, Governing the World. The History of an Idea, London: Penguin Press, 2012.

4  The Independent

Yazan | 2017-06-17T22:36:55+00:00 Haziran 17th, 2017|Amerika|0 Yorum

Yazar Hakkında:

K.K.K’lığından emekli topçu kurmay albay. Kara Harp Okulu, Kara Harp Akademisi ve Silahlı Kuvvetler Akademisi’nden mezun. 11 yıldan fazla süreyle NATO’da görev yaptı. Çok iyi seviyede Almanca ve İngilizce bilir. NATO, Harp Stratejisi, Küresel Siyaset, Küresel Terörizm konularında serbest yazar.

Bu analiz hakkında yorum yapmak ister misiniz?

%d blogcu bunu beğendi: