Hitler’in kişilik özellikleri İkinci Dünya Savaşı’ndaki kararlarını nasıl etkilemiştir?

Anasayfa/Avrupa/Hitler’in kişilik özellikleri İkinci Dünya Savaşı’ndaki kararlarını nasıl etkilemiştir?

Hitler’in kişilik özellikleri İkinci Dünya Savaşı’ndaki kararlarını nasıl etkilemiştir?

Hitler’in kişilik özellikleri, İkinci Dünya Savaşı’nın icra edildiği 1939-1945 dönemine damgasını vurmuştur. Hitler’in her kararının arkasında O’nun kişilik özelliklerinin yansımaları görülür.

Hitler etkisinde gelişen ve 1939-1945 yılları arasında cereyan eden İkinci Dünya Savaşı, tarihteki en ölümcül askeri çatışmadır. 1940 yılında dünya nüfusu 2.3 milyardı. Sadece altı yıl içinde dünya nüfusunun %3’ü Hitler’in kişilik özellikleri sayesinde öldürüldü. Aralıksız olarak altı yıl devam eden İkinci Dünya Savaşı esnasında 60 milyondan fazla insan hayatını kaybetti.

II. Dünya Savaşı tarihin en büyük katliamıdır

1939’da Nazi Partisi idaresindeki Almanya’nın toplam nüfusu 69 milyon kadardı. İkinci Dünya Savaşı esnasında toplam Alman nüfusunun %10’u yani yaklaşık 7 milyon sivil ve asker Alman yok olmuştur. Bunda Hitler’in kişilik özellikleri nedeniyle verdiği yanlış kararların etkisi büyüktür.

Hitler tek suçlu olabilir mi?

Hitler, Almanları sevk ve idare etmek için gökten zembille inmemiştir. Hitler’i adım adım iktidara taşıyan, fırınlarda Yahudileri yakmasına ses çıkarmayan, Yahudilerin yağından Moskova önlerinde donan tank motorları için “motor yağı” üretmesine göz yuman ve en sonunda Hitler’i Tanrı mertebesine yükselten yine Almanlardır.

Almanların insanlık tarihi önündeki utançları büyük olmalıdır.

Hitler’in yanlış kararlarının arkasında Hitler’in kişilik özellikleri büyük rol oynamıştır.  Yanlış kararların neticesi, ise hem Almanlar hem de masum insanlık için felaket olmuştur.

Hitler’in kişilik özellikleri

Hitler’in kişilik özellikleri, yöneticilerini “yarı tanrı” ya da “peygamber” yerine koyanlara bir ders olmalıdır. Tabi bu ders, beyni olan, evrimleşme sürecini başarıyla tamamlamış canlılar için geçerlidir.

Hitler’e Tanrı yakıştırması

Hitler’in propaganda şefi olan Joseph Goebbels’in Hitleri “Tanrı/Yarı Tanrı” yerine koymaya çalışması boşuna değildir. Goebbels’in yaptığı en basit insan yönetme sanatıdır. Bu taktik sadece Hitler’e de has değildir. Binlerce yıldan beri yer kürenin her köşesinde uygulanmıştır. Joseph Goebbels’in ucuz propaganda taktikleri o kadar başarılı olmuştur ki; Allah’ın kendilerine bahşettiği düşünme yeteneğini kullanamayan yaklaşık 7 milyon sivil/asker Alman, Hitler için canını vermekte tereddüt göstermemiştir.

Hitler’in iktidarda kaldığı 12 yıl boyunca Almanlar sadece Hitler’i “ağızları açık” dinlemekle yetinmişlerdir. Hitler ne diyorsa o doğrudur demişlerdir. Hatta Hitler’i Tanrının Alman Milletine lütfu olarak görmüşler, kutsamışlardır. Hitler’in yönetimdeki hataları görülmemiş ya da propaganda makineleri tesiriyle görülememiştir. Kaçınılmaz son ise  Alman Milletinin tarih önündeki utancı ve felaketi olmuştur.

Kralı alkışla, ama dikkat et!

Kralları ölüme götüren, tepesine oturduğu ve pervasızca, sorumsuzca yönettiği halkın bitmek tükenmek bilmeyen alkışlarıdır.

 

Kral iyi de yapsa, kötü de yapsa, hayranlık içerisinde “Sen çok yaşa Kralım!” diye çığlık atanlar, kendisini kralın yatağında hayal edenler değil midir?

Bunu yapanlar kralın her halde kralın işlediği günaha ortak olmalıdır.

Düşünmeyi ve araştırmayı seven siyasetçilerin, askerlerin ve ekonomistlerin Hitler’in yaşamından ve uyguladığı politikalardan alacakları bir çok ders vardır.

  • Irk ayrımcılığı veya kafatasçılık,
  • Dinsel veya mezhepsel düşmanlık,
  • Bitmek tükenmeyen bilmeyen ihtiras dün Almanları nasıl felakete götürdüyse; hiç şüphesiz Hitler’in bu politikalarından ders almayanları da felakete sürükleyecektir. Tarihin bize dikte ettiği hakikat budur.

Hitler ve Yahudiler

Hitler, çocukluğundan beri Yahudilere düşmandı. Kendisi öyle anlatırdı. Bazı uzmanlara göre Yahudiler, Hitler tarafından bilinçli olarak “günah keçisi” ilan edilmiştir.

Hitler ve Naziler, Yahudilerin Birinci Dünya Savaşı’nı kaybetme ve ekonomik kriz gibi büyük olaylardan sorumlu olduklarına inanmışlardır.

Hitler’in Almanları bir ortak hedef etrafından birleştirmesi ve yapacaklarına kolayca ikna edebilmesi için, iyi bir düşmana ihtiyacı vardı. Hitler, ortak düşmanın Yahudiler olduğuna inanmıştı. Bütün Nazi yöneticilerini de buna ikna etmişti. Aslında, Birinci Dünya Savaşı’nda Almanları mağlup eden devlet Amerika Birleşik Devletleri’dir. Gerçek bu olmasına rağmen, Hitler’in neden Yahudi düşmanlığına soyunduğunu anlamak zordur. Bu karmaşayı çözmek için, Hitler’in kişilik özellikleri iyi incelenmelidir.

Hayatı boyunca Yahudi düşmanlığından vazgeçmeyen Hitler, Nazi Almanyası’nın 1933’ten 1945’e kadar lideriydi. Her diktatörün yaptığı gibi, kendisine iyi bir “dış düşman” da bulmuştu.

Bozuk kişilik yapısına sahip olan Hitler İkinci Dünya Savaşı’nı başlatan ve soykırımla 6 milyon Yahudi’yi katleden asker, politikacı, teorisyen, ressam ve yazardır. Her nedense Hitler’in kişilik özellikleri üzerinde güzel sanatların pek etkisi görülmez.

Yukarıda da değindiğimiz gibi, İkinci Dünya Savaşı esnasında ölen dünya vatandaşlarının sayısı 60 milyondan fazladır. Bu katliamın tek sorumlusu vardır: Adolf Hitler ve O’nun doymak bilmeyen hayvani hırsları!

Hayvanların tek amacı avlanmak ve karınlarını doyurmak değil midir? Hitler’in kişilik özellikleri yansımasını birazda hayvani hırslarında aramak gerekir. Her nedense “Lebens Reich” dediği “Hayat Alanı” bütün Avrupa’yı işgal etmiş olsa bile, Hitler için yeterli olmamıştır. Hitler hırslarına gem vuramamış, Asya’ya, Afrika’ya da saldırmıştır.

Sadece Yahudilerle, komünistlerle, çingenelerle yetinmeyen, bütün dünyada 60 milyon insanın ölümüne neden olan Hitler’in kişilik özelliklerini incelemeye devam edelim.

Hitler bir efsane miydi?

Kimilerine göre Almanların efsane kahramanı, kimilerine göre ise Almanların başını belaya sokan en büyük hain olarak anımsanan Adolf Hitler 1889’da Avusturya’nın Linz şehrinde doğdu.

Politik yaşamı 1919’da Alman İşçi Partisi’ne (Deutsche Arbeiterpartei-kısa adıyla DAP) üye olmasıyla başladı. Bu parti 1920’de Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi (Nationalsozialistische Deutsche Arbeiterpartei; kısa adıyla NSDAP) adını aldı.

“Nazi” terimi “Nationalsozialistishe Deutsche Arbeiterpartei” in kısaltılmış şeklidir. Naziler, Yahudilerin planlı olarak katledilmesini “nihai çözüm (The final solution)” olarak görürlerdi. Nazilerin hedefinde komünistler, homoseksüeller, Yehova Şahitleri ve çingeneler de vardı.

1933-1945 arasında planlı olarak icra edilen soykırıma “Holocaust (Soykırım)” denir. Soykırım sürecinde 6 milyon Yahudi ve 5 milyon civarında da diğer hedef gruplardan insanlar Nazilerce öldürüldü.

Soykırım nedeniyle Hitler tarihin en kötü, en acımasız insanı olarak anılır.

Hitler doymuyor, daha fazla güç istiyor

1932’lere gelindiğinde, Hitler’in arkasında yeterli halk desteği var gibiydi. Ancak, Temmuz 1932’de Alman cumhurbaşkanlığı için yapılan seçimi Paul von Hindenburg kazandı.

30 Ocak 1933’de Cumhurbaşkanı Hindenburg Hitler’i Almanya şansölyesi olarak atadı. Bir buçuk yıl sonra Hindenburg ölünce, Hitler Şansölyelikle Cumhurbaşkanlığı makamlarını birleştirerek kendisini “Führer  (Önder, Lider)” ilan etti.

Hitler, iktidarını Almanya’da Birinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanan Büyük Buhran (1929)’a borçludur.

Hitler, Almanya’da Nasyonal sosyalizmin kurucusudur. Hitler, Almanya’yı 12 yıl boyunca Nasyonal Sosyalizm ideolojisiyle yönetti.

Hitler, Almanya’nın Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra karşılaştığı bütün sorunların suçlusu olarak Komünistleri ve Yahudileri işaret etti.

Hitler acımasız bir şekilde komünistler, homoseksüeller, Yehova Şahitleri ve çingeneleri de hedef tahtasına oturtmuştu.

Pan-Germanizm politikası

Hitler’in Pan-Germanizm politikasının amacı, Avrupa’da yaşayan bütün Almanları bir araya getirmek ve Doğu’da Almanya’ya “Hayat alanı (Lebensraum)” bulmaktı. Ancak, bu niyetle yola çıkan Hitler, zafer kazandıkça şımardı. Şımardıkça hayvani dürtüleri aklının önüne geçti; düşünme gücünü ve doğru karar verme yeteneği azalmaya başladı.

Hitler ressam ve yazardı

Birinci Dünya Savaşı’nda rütbesi “onbaşı” olan Adolf Hitler, 1933’te Almanların tek lideri oldu.

Bu neHitler, bir politikacı ve asker olmanın yanı sıra aynı zamanda iyi bir ressam ve yazar idi.

Politikacı olan veya olduğunu sanan Hitler’in başlangıçtaki amaçlarından en önemlisi Almanların elini kolunu bağlayan Versay Antlaşması’nı yırtıp çöpe atmaktı.

Versay Barış Antlaşması ve “ihanet”

Versay Antlaşması, Birinci Dünya Savaşı sonunda İtilaf Devletleri ile mağlup Almanya arasında imzalanan bir barış antlaşmasıdır. Antlaşma, 18 Ocak 1919’da başlayan Paris Barış Konferansı’nda tartışılmıştır. 7 Mayıs 1919’da Versay Antlaşması’nın metni Almanlara sunulmuştur. Alman Parlamentosu, 23 Haziran 1919’da Versay Antlaşması’nı onaylamıştır. Versay Antlaşması, Paris’in Versay banliyösünde 28 Haziran 1919’da imzalanmıştır. Bir rivayete göre onbaşı Hitler de teslim antlaşması imzalanırken orada idi.

İçerdiği ağır koşullardan ötürü Versay Antlaşması Almanya’da büyük tepkiye yol açmıştı. Almanlar tarafından “ihanet” olarak kabul edilmiştir.

Tarihçiler 1920’li yıllarda Almanya’da ortaya çıkan siyasi ve ekonomik istikrarsızlığa, bunun sonucunda Nasyonal Sosyalist Nazi Partisi’nin iktidara gelişine ve İkinci Dünya Savaşı’na Versay Antlaşması’nın neden olduğunu söylerler. Almanlarca “İhanet” olarak nitelenen Versay Antlaşması’nın iktidara geldikten sonra (1933) Hitler’in kararlarında etkin olduğu zamanla görülecektir.

Hitler iyi bir hatipti

Hitler’in hitabet kabiliyeti yüksekti. Yoğurdun siyah olduğunu Almanlara anlatsa, kendisine hayranlık derecesinde bağlı olan Almanların Hitler’e itiraz edecek halleri yoktu.

Hitler her türlü propaganda vasıtasını ustalıkla kullanıyordu.

Propaganda vasıtaları ve üstün hitabet gücü ile Hitler Alman orta sınıfının ekonomik beklentilerine karşılık veriyordu. Aslında aç olan Alman orta sınıfı, Hitler’in empozesi ile kendilerini tok sanıyordu. Hitler, Almanlar için bir şans, Tanrı’nın lütfu idi.

Hitler, anti-semitizm, anti-komünizm ve anti-kapitalizm içeren söylevleri ile, Almanları meydanlarda coşturuyor, kendisine hayran bırakıyordu. Her Almanın hayali Hitler’e dokunabilmekti.

1929 ekonomik krizinden sonra, ekonomiyi tekrar ayağa kaldıran Hitler, modern silahlarla donatılmış yeni bir ordu da kurdu.

Hitler, muhaliflerini ustaca bertaraf etti

Hitler, totaliter ve faşist bir rejimle kafasında planladığı bir düzeni Almanya’da kısa sürede tesis etti.  Zaten Almanya’da Hitler’e muhalefet edecek güç kalmamıştı. Bütün muhalifler “usulüne göre” bertaraf edilmiş, sindirilmişti!

Kendisince güçlü bir ülke yarattıktan sonra Hitler taarruzi  bir dış politika izlemeye başladı. Artık Avrupa’da Hitler’in dedikleri olacaktı. Hitler’e göre İspanyollar, İngilizler ve Fransızlar malı götürmüşler, Hans  ile Helga yani üstün ırk Almanlar sömürgecilikte çok ama çok geç kalmışlardı. Tanrının üstün ırkı Almanlar Kuzey Avrupa’ya sığacak kadar küçük bir millet olamazdı. Bu yüzden Hitler Almanların “Yaşam alanı (Lebensraum)”nı genişletmek maksadıyla 1938’de Avusturya’yı küçük ölçekli bir savaşla topraklarına kattı.  01 Eylül 1939’da hiç bir ikaza gerek duymadan Polonya’ya saldırdı. Polonya kısa sürede işgal edildi,  savaş hızla Avrupa, Afrika ve Asya’ya yayıldı.

Hitler’in “Yıldırım Savaşı (Blitzkrieg)” taktikleriyle ve Mihver Devletleri’nin de Hitler safında savaşa iştiraki ile 1939-1945 yılları arasında cereyan eden savaşa “II. Dünya Savaşı” adı verilmiştir.

Harbe o yılların büyük güçleri olan Birleşik Krallık, Sovyetler Birliği, ABD ve Fransa Müttefik Devletler olarak;  Almanya, İtalya ve Japonya ise Mihver Devletler olarak katılmıştır.

100 milyondan fazla askerin katıldığı savaş, dünya tarihindeki en büyük savaştır.  Nükleer silahların kullanıldığı tek savaş olan ve Yahudi Soykırımı gibi kitlesel sivil ölümlerin gerçekleştirildiği II. Dünya Savaşı, insanlık tarihindeki en kanlı savaştır. Harp esnasında  40 milyondan fazla insan hayatını kaybetmiştir.

Hitler’in aç gözlülüğü, doymak bilmeyen ihtirasları ve bunların tetiklediği saldırgan dış politikası, Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasının esas nedenidir.

Nazi Almanyası’nda Propagandacılar Hitler’in üstün bir insan olduğu temasını işliyordu. Hitler ise konuşmalarındaki tavırlarıyla, günlük hayattaki davranışlarıyla bunu Almanlara hissettiriyordu.

Nazi Almanyası Hava Kuvvetleri Komutanı olan Hermann Göring, Hitler için şöyle demiştir: “Vicdansızım ben. Benim vicdanım Adolf Hitler’dir.”

Vücut dilini etkin olarak kullanan Hitler, mimik ve jestlerini önceden prova ediyordu.

Hitler’in bakışları sertti. Ani hareketler yapardı. Konuşmalarını uzun tutardı. Hitler, propaganda elemanlarınca halka korkusuz, mücadeleci ve hata yapmaz bir lider olarak sunuluyordu.

Propaganda Bakanı Joseph Göbbels Hitler için “Führer hiç değişmez. Çocukken nasılsa şimdi de öyledir.” demiştir.

Hitler ölümsüz olduğuna inanıyordu. Çünkü, Hitler’den önce doğan kardeşleri ölmüş ama Hitler ölmemişti! Tanrı’nın bir bildiği vardı!  Üstelik 42 suikast girişiminden Hitler başarıyla kurtulmuştu.

Hitler’in üstün bir ari ırk efsanesi

Hitler’in kişiliğinden kaynaklanan diğer büyük kusuru, üstün bir Ari ırk efsanesini öne çıkararak çok önemli avantajlardan yararlanmasını engelleyen ırkçı ideolojisiydi. Örneğin, Almanya başta Sovyetler Birliği’ni istila ettiğinde, pek çok Ukraynalı ve başka unsur Stalin’in zulmüne karşı ayaklandı. Ama Hitler Slavları Stalin’e karşı onunla ittifak kuramaya layık olmayan aşağı bir halk olarak görüyordu.

Hitler ayrıca, ABD’nin Siyah ve Yahudi nüfusu nedeniyle zayıf olduğunu düşünüyordu.

Roosevelt’in Yahudi bir atasının olmasıyla dalga geçme alışkanlığı vardı.

Amerikan çoğulculuğunun bir güç kaynağı olabileceğini anlamayı başarmadı.

Antisemitizm (Yahudilere karşı düşmanca duygular besleyen ve Yahudilere karşı ayırt edici önlemler alınmasını isteyen görüş) görüşü de, atom bombasının geliştirilmesinde çok önemli rolü olan bilim adamlarını ülkeden sürmesine yol açtı.

Kısacası, bireysel liderliği İkinci Dünya Savaşı’nın en önemli nedenlerinden biriydi.

Hitler’in sabit fikirli kişiliği savaşın türü ve sonucu üzerinde son derece etkili oldu.

Hitler ve İkinci Dünya Savaşı

“Hitler’in Siyasi ve Askeri Stratejisi: Yayılma Stratejisi” bahsinde de detaylı olarak açıkladığımız gibi, Hitler, yayılma stratejisini dört evrede hayata geçirdi.

İlk olarak, son derece zekice bir dizi diplomatik manevrayla Versay (Versailles) Antlaşması’nın çizdiği çerçeveyi yıkmak için işe koyuldu.

  • Ekim 1933’te Milletler Cemiyeti’nden ve Cemiyet’in toplamış olduğu silahsızlanma konferansından çekildi. Çekilme kararından, silahsızlanma konferansında güç indirimine gitmek istemedikleri için Almanya’nın Cemiyette ya da konferansta kalmasını imkansız hale getirdiklerini söylediği Fransızları sorumlu tuttu.
  • Ocak 1934’te Polonya’yla bir antlaşma imzalayarak, Fransa’nın Polonya’yla ve “Küçük Antant” vasıtasıyla daha küçük Doğu Avrupa devletleriyle yapmaya çalıştığı anlaşmaları bozdu.
  • Mart 1935’te ise Almanya’nın artık 100.000 kişilik bir orduyla kısıtlanamayacağını söyleyerek Versailles Antlaşması’nın askeri hükümlerini tanımadığını açıkladı. Ardından, Alman ordusunu üç katına çıkarma ve bir hava gücü oluşturma planlarını açıkladı.

Hitler Britanyalılar’ı kandırıyor!

Britanyalılar, Fransızlar ve İtalyanlar Hitler’in girişimlerine karşılık vermek üzere Stresa’da (İtalya) toplandılar, ama daha onlar bir uzlaşmaya varamadan, Hitler Britanya’yı bir deniz antlaşması için müzakereye davet etti. Britanya fırsatın üzerine atladı, dolayısıyla da Stresa toplantısından eşgüdümlü bir mukabele kararı çıkmasının yolunu kesti. Mart 1936’da, Etiyopya’daki olayların dikkatleri Orta Avrupa’dan uzaklaştırdığı bir sırada, Hitler birliklerini Locarno Paktı’yla silahsızlandırılmış olan Rheinland’a soktu. Fransa’nın Sovyetler Birliği’yle anlaşma zemini arayarak Locarno antlaşmasını ortadan kaldırdığını ileri sürerek, Fransa’yı kendisini buna yapmaya mecbur etmekle suçladı.

Diğer Avrupa devletlerinin Versailles Antlaşması’nın gözden geçirilmesine ilişkin görüşlerini kabul etmeleri halinde, Milletler Cemiyeti’ne dönebileceğini ima etti; bu, pek çok Batı kentindeki suçluluk duygusundan ve tereddütten faydalanmaya yönelik zekice bir manevraydı.

Bu hatırlatmayı yaptıktan sonra, şimdi asıl konumuza yani İkinci Dünya Savaşı’nın çıkmasında ‘Hitler’in kişilik özellikleri’nin rolü bahsine gelelim.

Hitler’in yayılma startejisinin ilk evresinde muhtemelen en önemli faktör Hitler’in kişilik yapısı değildi.

Batı demokrasileri öylesine suçluluk duygusu içinde, zayıf ve kendi içlerinde bölünmüş durumdaydı ki, akıllı herhangi bir Alman milliyetçisi muhtemelen Versay (Versailles) sistemini gözden geçirtmeyi başarırdı.

Ama Avrupa’da hakimiyeti getiren ikinci evre (Komşu Ülkelerin İşgal Edilmesi, 1936-1940 Evresi) ile; üçüncü evre (Avrupa’da Üstünlüğün Sağlanması Evresi), Hitler’in becerisine, cüretine ve savaşçı ideolojisine bağlıydı.

Hitler kararlarını genellikle tutucu generallerine ve kurmaylarına rağmen, onların fikirlerini dikkate almadan aldı. Hitler’in kişilik özellikleri her kararında baskındı.

O savaş istiyordu ve risk almaya hazırdı.

Küresel savaşla ve yenilgiyle sonuçlanan dördüncü evre (Topyekün Savaş Evresi) de Hitler’in kişiliğinin iki yönüne bağlanabilir.

Birincisi, Hitler’in iştahı yedikçe arttı.

Hitler, bir dâhi olduğundan emindi, ama bu kanaat onu iki büyük hataya sürükledi: Britanya’nın işini bitirmeden Sovyetler Birliği’ne saldırması ve ABD’ye savaş açması.

Bu ikinci hata, 1933-1945 arasında ABD başkanı olan Franklin Roosevelt’e Avrupa’nın yanı sıra Pasifik’te savaşa girmesi için gerekçe sağladı.

Ahmet Akın, (E) Kurmay Albay

Editörün Önerisi >>  Hitler'in kişilik özellikleri: Hitler niçin yanlış kararlar vermiştir?

Yazan | 2017-02-28T19:59:00+00:00 Şubat 28th, 2017|Avrupa|Hitler’in kişilik özellikleri İkinci Dünya Savaşı’ndaki kararlarını nasıl etkilemiştir? için yorumlar kapalı

Yazar Hakkında:

K.K.K’lığından emekli topçu kurmay albay. Kara Harp Okulu, Kara Harp Akademisi ve Silahlı Kuvvetler Akademisi’nden mezun. 11 yıldan fazla süreyle NATO'da görev yaptı. Çok iyi seviyede Almanca ve İngilizce bilir. NATO, Küresel Siyaset, Küresel Terörizm konularında serbest yazar.
%d blogcu bunu beğendi:
/* Omit closing PHP tag to avoid "Headers already sent" issues. */