Küresel terörizm nedir? Küresel terörizmin özellikleri nelerdir?

//Küresel terörizm nedir? Küresel terörizmin özellikleri nelerdir?

Küresel terörizm nedir? Küresel terörizmin özellikleri nelerdir?

Küresel terörizm planladığı korkunç katliamlarla bütün dünya halklarını tehdit etmektedir. Gelişen teknoloji küresel terörizmin etkinliğini arttırmaktadır.

Kitle imha silahlarının, biyolojik silahların teröristlerce imal edilmesi veya bir yerlerden temin edilmesi an meselesidir. Terörizmle mücadele konusunda milletler arası bir anlayış birliği yoktur. Birinin terörist dediğine bir diğeri özgürlük savaşçısı demektedir.

Bu analizde çok değişik kaynaklardan istifade edilerek terörizmin ve teröristin tanımlaması yapılacak, özellikle küresel terörizm ve özellikleri üzerinde durulacaktır.

♦ Terörizm nedir?

Bir siyasi davayı zorla kabul ettirmek için karşı tarafa korku salacak, cana ve mala kıyacak davranışlarda bulunma, yıldırmacılık, terörcülük, tedhişçilik, yıldırıcılıktır.

Terörizmin en geniş anlamı

En geniş anlamıyla terörizm, terör ve korku yaratarak siyasi, dini veya ideolojik bir amaca ulaşmak için kasıtlı olarak ve hiç bir ayırım gözetmeden şiddet unsurunun kullanılması anlamına gelir.

Terörizm, bir grubun veya şiddet hareketinin, bazen de bir devletin Cenevre Sözleşmesi (1949)’ne aykırı bir şekilde sivilleri, askerleri, polisleri katletmek suretiyle, toplumun genelinde korku ve yılgınlık oluşturmak istemesi ve siyasal hedeflerine (özerklik, bağımsızlık, federasyon, konfederasyon) ulaşmaya çalışmasıdır.

Terörizm, bilinçli ve planlı bir biçimde uygulanan ve toplu ölümlere neden olan şiddet hareketleridir.

Birinci ve özellikle İkinci Dünya Savaşları’ndan sonra görüldüğü gibi isyancılar, amaçlarına ulaşmak için hem terörist eylemleri ve hem de iç savaş yöntemlerini kullanmaya çalışmaktadır.

Terörizmin, uluslararası kabul görmüş bir tanımı mevcut değildir. Her devletin niyet ve maksadı farklı olacağından, yakın bir gelecekte olması da beklenmemektedir.

♦ Terörist kimdir?

Bir siyasi davayı zorla kabul ettirmek için karşı tarafa korku salacak, cana ve mala kıyacak eylemlerde bulunan kimse, yıldırmacı, terörcü, tedhişçidir.

♦ Terörizm ve sömürgeci güçler ilişkisi

Terörizm ve  sömürgeci güçler ilişkisini, terörizmin kullanılış amacı ve kullanıldığında yarattığı etkide aramak gerekir.

Terörizm bir bölge veya ülkede ya da dünya kamu oyunda ne kadar etkili olabilir? Yoksa terörizmin etkileri abartılmakta mıdır? Birileri bütün dünyayı bir korku cehennemine mi çevirmek istemektedir?

Bu sorular hem siyasi hem de akademik çevrelerce geniş ölçüde tartışılmaktadır. Çünkü, terörizmin neden olduğu yıkımlar, öncelikle siyaset adamlarını, siyaset adamlarının geleceğini doğrudan etkilemektedir.

♦ Terörizmle ilgili veriler sağlıksız ve yetersizdir

Her terör eylemi, siyasilerin daha fazla önlem almasını zorunlu kılmaktadır. Kesin olan şudur ki; sebebi ne olursa olsun teröristler hedef aldıkları ülkenin canına ve malına olabildiğince fazla zarar vermeye çabalamaktadır.

Teröristlerin eylemlerine devletleri idare edenlerin sessiz kalması söz konusu olamaz. Aksi takdirde, dikta rejimlerinde olmasa bile, demokratik ülkelerde siyasiler güven ortamını tam olarak sağlayamadıkları bir ülkede iktidarda kalamazlar.

Bununla birlikte, mevcut terör araştırmalarının çoğu terörizmin etkinliği sorusunu cevaplayacak durumda değildir. Çünkü terörizmin hangi ülkede/bölgede ne kadar etkin olduğu konusunda bilimsel bir veri deposu ya da istatistik olmadığı gibi; uluslararası kabul görmüş sosyolojik/psikolojik/ekolojik/kriminal çalışma da mevcut değildir.

♦ Terörist faaliyetlerin artması

Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’ndan sonra eski imparatorlukların yıkıldığı topraklarda hızlı bir şekilde bağımsızlık hareketleri başlamıştır. Afrika, Orta Doğu, Güney Asya ve Doğu Asya bağımsızlık hareketlerinin yoğunlaştığı bölgelerdir.

1945 sonrasında giderek artan bir şekilde terör eylemleri ile bağımsızlık yanlısı isyan hareketlerinin iç içe geçtiğine tanık olunmuştur. Terör eylemlerinin esas olarak eski imparatorluk topraklarında cereyan etmesi dikkat çekicidir.

Arap Baharı, 2010 yılında başlamıştır. Halen devam etmektedir. Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Yakın Doğu genelinde yaşanan mitingler, protestolar, halk ayaklanmaları ve silahlı çatışmalardır.

Arap Baharı ilk dalgada Tunus, Mısır, Libya, Suriye, Bahreyn, Cezayir, Ürdün ve Yemen gibi ülkelerde etkili olmuştur.

Arap Baharı’nın yansımaları daha küçük ölçekte olmak üzere Moritanya, Umman, Suudi Arabistan, Lübnan, Irak, ve Fas’ta da görülmüştür.

Arap Baharı sürecinde hedef alınan yöneticiler tarafından bu tip isyan hareketleri “terörizm” faaliyeti olarak görülmüştür. İlginç olanı, Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere, bir çok sömürgeci ülkenin, tek tek hedef ülke seçerek, bazı ülkelerde diktatörlere, bazı ülkelerde ise isyan hareketlerine destek vermeleridir.

♦ Diktatörler ve Arap Baharı

Arap Baharı; uzun yıllardır diktatörlerce yönetilen, baskı altında yaşamaya çalışan Arap halklarının uyanması ve demokrasi, özgürlük ve insan hakları talepleriyle harekete geçmelerinden kaynaklanmıştır.

Arap halklarının uyanmasında bilişim teknolojilerindeki gelişmeler ve kitle iletişim araçları etkili olmuştur.

Arap Baharı belli bölgelerde görülen toplumsal isyan hareketleridir. Küreselleşmenin getirdiği olanaklarla, Arap Baharı sürecindeki toplumsal isyan hareketleri hızla komşu ülkelere de sıçramıştır.

Libya, Suriye ve Yemen gibi bir çok ülkede çok etkili silahlı gruplar ve direniş hareketleri ortaya çıkmıştır.

Arap halkları, özgürlük mücadelesi adı altında Mısır’da Hüsnü Mübarek, Libya’da Muammer Kaddafi, Tunus’ta Zeynel Abidin Bin Ali vb. gibi birçok Arap diktatörünü resmen devirmiştir.

Arap baharı süreci, Fransa’nın aklına kara Afrika’yı getirmiştir.

♦ Fransa ve Afrika’daki küresel terörizm hareketleri

1 Ağustos 2014’ten itibaren Fransa, beş ülke (Burkina Faso, Çad, Mali, Moritanya ve Nijerya) üzerinde İslami terörizmle savaşmak adı altında 6 bombardıman uçağı (Rafale Miraj 2000), 200 zırhlı araç, 20 savaş helikopteri, 3 insansız hava aracı ve 3.000 kişiden oluşan terörle mücadele gücü kullanmaya başladı.

Küresel terörizm ile mücadelenin bir diğer boyutu olarak Fransa, operasyon yaptığı ülke başkentlerinde askeri üs tesis etti. Arap Baharı’nı fırsat bilen Fransa’nın kara Afrika politikası sürpriz olmamıştır. Fransa, tarih boyunca kara Afrika’da her zaman güçlü bir sömürge gücüydü. iki büyük dünya savaşının yıkıcı etkisiyle sömürgecilik sona erdikten sonra Fransa, Afrika’da etkisini sürdürmeye ve çıkarlarını bölgede derinleştirmeye çalışmıştır.

ABD’nin Afganistan’da 2001’den itibaren ve Güney Filipinler’de 2009’dan itibaren, Fransa’nın kara Afrika’da 2014’ten itibaren icra ettikleri küresel terörizm kapsamındaki operasyonlar akla şu soruları getirmektedir:

  • Acaba sömürgeci büyük güçler terk ettikleri topraklarda hala “böl-parçala-yut” politikası mı uygulamaktadır?
  • Belli bir bölgedeki küçük isyan hareketleri sömürgeci güçlerce mi planlanmakta ve desteklenmektedir?
  • Sömürgeci güçler bir yandan isyan hareketlerini desteklerken, diğer yandan hedef aldıkları bölgede kargaşa yaratmak isteyebilirler mi?

♦ Küreselleşme etkileşim ve entegrasyon sürecidir

Küreselleşme, farklı ulusların halkları, şirketleri ve hükumetleri arasındaki etkileşim ve entegrasyon sürecidir.

Küreselleşme; bilgi teknolojilerinin sağladığı yeni olanaklarla, uluslararası tüccarlar ve yatırımcılar tarafından yönlendirilen bir süreçtir. Bu sürecin, dünyanın her tarafında yaşayan toplumların çevre, kültür, siyasal sistemler, ekonomik kalkınma ve refahları üzerinde derin etkileri vardır. Küreselleşme küresel terörizm faaliyetlerinin yaygınlaşmasına ve kontrolden çıkmasına neden olmuştur.

♦ Küreselleşme çok boyutludur

Küreselleşme süreci çok boyutlu olduğundan dünyanın her hangi bir bölgesindeki olaylar, dünyanın diğer bir bölgesini de kolayca etkilemektedir. Dolayısıyla küreselleşmenin çevresel, siyasal, askeri, ekonomik ve teknolojik boyutları yanında, “küresel terörizm” boyutu da öncelikle ele alınmak zorundadır.

Küreselleşme, ya da bütünleşme son dönemde her yönüyle tartışılmaya başlanmıştır.

♦ Küreselleşme ve çok boyutlu sorunlar

Küreselleşme diğer etkileri yanında; ülkelerin güvenlik konseptlerini geniş oranda etkilemektedir. Ülkelerin güvenliği küresel terörizm planlayıcılarının tehdidi altındadır.

Küresel sorunların çözümüyle ilgili olarak yeni öneriler ortaya atılmaktadır. Birçok sorun, sınır ötesi veya ulus-üstü özellikler göstermektedir. Sorunların kaynağı çoğu kere dışarıda olduğundan, devletler kendilerini etkileyen sorunlara çözüm üretememektedir.

Bu anda devreye küresel alanda örgütlenmiş bulunan kuruluşlar girmektedir.

Başta küresel terörizm eylemleri olmak üzere; küreselleşmenin neden olduğu çok boyutlu sorunları tek bir ülkenin çözebilmesi olası değildir.

Küreselleşme etkisiyle insanlar ve sermaye hareketleri dolaşım halindedir. Bu dolaşım hareketi, beraberinde kültür, moda, dini inanç gibi tali hareketleri de tetiklemektedir.

Bu akışkanlığın arasına karışan uluslararası ve bölgesel terör örgütleri, küreselleşme sayesinde uygun buldukları ortamlarda yaşam alanı bulabilmektedir.

Yeni çıkan fırsatların etkisiyle uluslar arası kitle imha silahları, biyolojik silahlar, petrol, beyaz kadın, organ, silah ve uyuşturucu madde kaçakçılığı artmıştır. Kontrol edilmesi zor olan sınır ötesi kaçakçılık sayesinde terör örgütleri hayal bile edemeyecekleri oranda para kazanmaya başlamıştır.

Teknolojinin çoğu zaman kolaylaştırıcı etkisi görülmekte ancak güvenlik bağlamındaki riskleri göz ardı edilebilmektedir.

♦ Bölgesel veya küresel terörizm

Terörizmin içeriği zaman ve koşullara göre değişmektedir. İlk terörizm faaliyetleri Yahudiler tarafından Roma İmparatorluğu (M.Ö. 395-M.S. 1453) döneminde icra edilmiştir. O günden bugüne terörizmin tanımı, amaçları, uygulama yöntemleri ve aktörleri değişmiştir.

Terörizm, bir devlet sınırları içinde etkinlik gösterdiğinde, yani terörizm “bölgesel” nitelikte olduğunda terörizmle mücadele aynen diğer örgütlü suçlardaki mücadele gibidir. Büyük farklılık göstermez.

Fakat, çağımızda terörizmin sadece belli bir ülkenin milli hudutları içinde kalması söz konusu değildir. A ülkesindeki terörizm faaliyetleri, B ülkesince desteklenmekte, C ülkesince teröristlere göz yumulmakta, D ülkesince geçiş izni veya oturma izni verilmektedir. Bu gerçeklik küresel terörizm eylemlerine olanak tanımaktadır.

İletişim teknolojilerindeki gelişmeler, ulusların birbirlerine olan düşmanlıkları dikkate alındığında; terörizmin belli bir bölgeye ya da ülkeye hapsedilmesi ve bu şekilde kontrol edilmesi kolay değildir.

♦ Terörist mi, özgürlük savaşçısı mı?

Afganistan’da Ekim 2001’den itibaren Amerikan işgaline karşı savaşan yerli Afganlılara ne denecektir? ABD işgal kuvvetlerine karşı savaşanlara ABD’liler kayıtsız şartsız “terörist” demektedir. Ancak, ABD güçlerini Afganistan’da görmek istemeyen ülkeler, ABD’ye karşı şehirlerde ve dağlarda savaşanları, gerilla eylemleri düzenleyenleri “vatansever” olarak görmektedir.

Denebilir ki; kimin terörist ya da hain, kimin vatansever ya da özgürlük savaşçısı olduğu konusu, görüş açılarına bağlıdır ve değişkenlik göstermektedir. Esasen küresel terörizmle mücadelede başarılı olunamamasının en büyük sebeplerinden birisi de terörizmle ilgili kavramlarda anlaşılamamasıdır.

♦ Düşmanın tanımlanması doğru yapılmalıdır

Küresel terörizm ile savaşta temel harp prensiplerinden birisi “Düşmanın her yönüyle iyi tanınması”dır.

Bir devlet tarafından desteklenen, korunan ve gizlenen bir düşman örgüte karşı hangi kuvvetlerle ne şekilde savaşılacaktır?

Eksik veya yanlış bilgiler nedeniyle, doğru planlanmayan bir harbin zaferle sonuçlanması beklenemez. Terörle mücadele ya da savaş da buna dahildir. Küresel terörizm ile savaş ciddiye alınmalıdır. Çünkü, küresel teröristlerin elinde bir düzenli orduda bulunması gerekenden çok daha fazla sayı ve çeşitte harp silah, araç ve gereçleri vardır.

Küresel ölçekteki kavram kargaşası, küresel terörizmle ortak mücadeleyi, terörist eylemlerin önlenmesini olanaksız kılmaktadır. ABD gibi bir süper güç, 11 Eylül 2001’de görüldüğü gibi, kendi topraklarını terörist saldırılarından koruyamamıştır. Yapılan incelemede 11 Eylül 2001 saldırılarını yapanların bir kısmının ABD vatandaşı olduğu tespit edilmiş, ama terör saldırısını asıl planlayanların Afganistan’da faaliyet gösteren el-Kaide adlı İslamcı bir terör örgütü olduğu sonucuna varılmıştır.

♦ Türkiye küresel terörizm odaklarının hedefindedir

Benzer şekilde: 15 Temmuz 2016 günü ABD’de ikamet eden eski bir imam tarafından yönetilen ve adına FETÖ denen bir terör örgütü, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarını etkisiz hale getirmiş, kalabalıklara makinalı tüfeklerle, helikopterlerle, savaş uçaklarıyla acımasızca ateş etmiş, 247 sivil vatandaşımızın hayatını kaybetmesine neden olmuş, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalamış, askeri darbe ile Türkiye Cumhuriyeti’ni ele geçirmeye teşebbüs etmiştir.

ABD Ordusu kendi vatandaşlarının; Türk Ordusu da kendi içinden çıkan hainlerin terörist eylemlerine engel olamamıştır.

♦ Küresel terörizm eylemlerinin önemi

11 Eylül 2001’in terörizmin doğasında ortaya çıkan değişikliği yansıtıp yansıtmadığı bir yana; yaygın şekilde 11 Eylül Olayları’nın  terörizmin öneminde köklü bir değişikliğe neden olduğu varsayılmaktadır.

11 Eylül’le birlikte terörizmin ortaya koyduğu tehdidin tarihte daha önce görülmemiş önem düzeyine ulaştığı yönünde yoğun görüşler ortaya çıktı. Bu görüşlerin temelinde terörizmin 21. Yüzyıl’da küresel siyaseti tanımlayacak yeni fay hatlarının bir göstergesi olduğu inancı vardı. Bu, ‘teröre karşı savaşın’ gerçekleştirilmesinde ve arkasından dünyanın düzeninin şeklinin değiştirilmesinde çok açık bir şekilde görüldü.

‘Terörizm ve Küreselleşme’ bağlamında yukarıdaki varsayımlar ne kadar sağlam temellidir?

Terörizmin gücü ve önemi ciddi şekilde artmış mıdır, eğer öyleyse bu nasıl ve niçin olmuştur?

İddia edildiğine göre bu sürecin iki boyutu bulunmaktadır.

  • Birincisi, terörizm gerçek anlamda küresel bir boyuta ulaşmıştır;
  • İkincisi, tahrip potansiyeli ciddi şekilde artmıştır.

♦ Terörizm gerçekten küreselleşiyor mu?

‘Terörizm ve Küreselleşme’ konusu öteden beri tartışılmaktadır. Terörizmin uluslararası, ulus ötesi ya da küresel boyuta sahip olduğu kesinlikle yeni bir fikir değildir. Örneğin 19. Yüzyıl’ın sonlarına doğru anarşistler kendilerini uluslararası bir hareketin parçası olarak görmüşler ve en azından Batı Avrupa’da sınırları aşacak şekilde faaliyet göstermişlerdi. 1960’lar ve 1970’lerdeki

  • Baader-Meinhof Grubu,
  • Japon Kızıl Ordusu
  • İtalyan Kızıl Tugayları gibi aşırı solcu gruplar kapitalist sistemi yıkmaya ve Amerikan askeri varlığını Batı Avrupa’dan ve başka bölgelerden atmaya yönelik küresel bir mücadele gerçekleştirdiklerine inanmışlardı.

♦ Modern terörizm ya da “küresel terörizm”

Bazen ‘uluslararası’ olarak sınıflandırılan terörizmin doğuşu, FKÖ gibi gruplar tarafından gerçekleştirilmiş olan 1960’ların sonundaki uçak kaçırma eylemlerine kadar götürülmektedir. Ancak terörizmin küresel olmasa bile gerçek anlamda ulus-ötesi bir olgu hâline gelmesi, genellikle küreselleşmenin gelişmesiyle ilişkilendirilmektedir.

Modern terörizm bu yüzden bazen küreselleşmenin çocuğu olarak gösterilmektedir. Bunun birkaç nedeni bulunmaktadır:

⇒ Birincisi, insanların, malların, paranın, teknolojinin ve fikirlerin artan oranda sınırları aşması genelde devletlerin aleyhine olacak şekilde devlet dışı aktörlerin işine yaramıştır. Terörist grupların bu aşırı hareketlilikten faydalanmada daha usta oldukları ortaya çıkmıştır.

⇒ İkincisi, artan uluslararası göç hareketleri, Tamil Kaplanları örneğinde görüldüğü gibi diaspora topluluklarının temel para kaynağı hâline gelmesi çerçevesinde terörist çabaların sürdürülmesine katkıda bulunmuştur.

⇒ Üçüncüsü, küreselleşme genellikle siyasi militanlığa katkıda bulunan baskılar ortaya çıkarmıştır. Bu, ya kültürel küreselleşmeye ve Batılı malların, fikirlerin ve değerlerin yayılmasına bir tepki olarak ortaya çıkmıştır ya da küresel Güney’in belli yerlerini fakirleştirmiş ve istikrarsızlaştırmış olan küresel kapitalist sistem içindeki dengesizliklerin bir sonucu olarak gündeme gelmiştir.

Terörizm ve küreselleşme, terörizmin artan oranda ulus-ötesi bir karakter kazanmasının zeminini oluşturmuş olabilir, fakat tek başına ulus-ötesi ya da küresel terörizmin ortaya çıkışını açıklamaz. Bu, en açık ulus-ötesi niteliğe sahip gözüken terörizm türünde -İslâmcı, ya da Cihatçı terörizmde- açık şekilde görülmektedir.

♦ İslamcı terörizm

İslâmcı terörizm, nihilist bir hareket ya da dini canlanmanın bir göstergesi olarak ortaya konsa da, siyasi-dini bir ideolojide bulunan siyasi şartlara ve krizlere şiddet içerikli bir tepki olarak ele alındığında daha iyi anlaşılmaktadır. 1970’lerin sonundan itibaren ortaya çıkmıştır ve üç gelişme tarafından şekillendirilmiştir.

  • Birincisi, vatandaşlarının ekonomik ve siyasi isteklerini karşılamada başarısız olduğu düşünülen yozlaşmış ve despot rejimlere karşı halkın hoşnutsuzluğu artarken, gittikçe artan sayıda Müslüman devlet, meşruiyet krizleriyle karşılaşmıştır.

Arap milliyetçiliğinin yenilgiye uğramış olması gerçeği karşısında bu, Mısır, Suudi Arabistan, Sudan ve Pakistan gibi ülkelerde `mürtet’ (dinini terk eden kişi) olarak isimlendirilen Müslüman liderleri devirmeye yönelik, gücü gittikçe artan dini tabanlı bir hareketin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu liderler ve onların rejimleri İslâmcılığın ‘yakın düşmanı’ olarak görülmüşlerdir.

  • İkincisi, bununla aynı dönemde olmak üzere, İngiltere’nin 1968 sonrasında Süveyş Kanalı’nın doğusundaki askeri üslerinden çekilmesiyle ortaya çıkan boşluğu doldurmak üzere harekete geçen ABD’nin, Orta Doğu’daki etkisi artmıştır.

Böylece ABD, ‘uzak düşman’ olarak görülmeye başlanmış ve İsrail’e bitmez bir destek verme, askerlerini Suudi Arabistan’daki Müslümanların ‘kutsal yerlerine’ yerleştirme ve bölge çapında `mürtet’ Müslüman liderlere destek verme politikaları, ABD’nin İslama yönelik bir tehdit olduğu izleniminin doğmasına neden olmuştur.

  • Üçüncüsü, İslam dünyasının birçok yerinde dini fundamentalizmin siyasi nitelikli türlerinde bir artış görülmüştür. 1979 yılındaki Iran `İslâm Devrimi’ bu eğilimi ciddi şekilde hızlandırmıştır.

Ancak İslami terörizm söz konusu olduğunda 1970’lerde ve 1980’lerde içerideki cihat küresel cihada baskın çıkmıştır.

♦ Küresel cihat meselesi

ABD’ye düşmanlık ve Batı’ya karşı daha geniş bir mücadele fikri ulusal düzeyde güç elde etme girişimlerinin sadece perde arkasını oluşturmuştur. Bu durum ancak 1990’ların ortasından itibaren değişmeye başlamıştır ve değişim büyük oranda siyasi İslam’ın ülke içi hedeflerine ulaşmada başarısız olması çerçevesinde ortaya çıkmıştır.

’Eskimiş’ rejimler birçok durumda tahmin edildiğinden daha istikrarlı ve kalıcı olduklarını gösterdiler.

Mısır ve Cezayir gibi örneklerde askeri tedbirler İslâmcı isyancıları bastırmak için başarılı şekilde kullanıldı.

Bu bağlamda İslami hareket içerisinde gücünü artıran unsurlar, `uzak düşman’ yani Orta Doğu’ya ve bütün İslâm dünyasına yönelik Batı ve özellikle de Amerikan politikası etrafında stratejilerini yeniden düzenlerlerken cihat küresel bir olgu hâline dönüştü.

Bu anlamda küresel cihadın yükselişi İslâmcılığın yeniden dirilişini değil gerileyişini ortaya koymuştur.

Bununla birlikte Afganistan’da Sovyet askerlerini ülkeden atmak için 1979-1989 döneminde gerçekleştirilen savaş küreselleşmeye doğru gidişte önemli rol oynamıştır.

Ruslara karşı ulus-ötesi Mücahit direnişinin ortaya çıkması, genellikle farklı geçmişlere ve bazı durumlarda farklı doktrinsel inançlara sahip olan İslâmcı gruplar arasında ‘ortak’ bir ait olma duygusunun oluşturulmasına yardımcı olmuş ve iç çatışmaların daha geniş küresel mücadelenin bir parçası olduğu inancını güçlendirmiştir.

İşte bunlar, genellikle küresel terörizmin en açık örneği olarak görülen El Kaide’nin ortaya çıktığı koşullardı.

El-Kaide ve İslâmcı terörizm

El Kaide’nin amaçları uygarlıkla ilgili olmasa bile ulus-ötesidir. El Kaide, `mürtet (eskimiş)’ Müslüman liderleri devirerek, Batı’nın ve özellikle de Amerika’nın etkisini uzaklaştırarak ve ‘Batılı Haçlılar’ olarak gördüğü unsurların ahlaki yozlaşmışlığına karşı daha geniş çaplı bir mücadele gerçekleştirerek Müslüman toplumu tam anlamıyla saflaştırmaya ve ıslah etmeye çalışmaktadır.

Bundan başka, El Kaide birbirinden oldukça farklı Yemen, Suudi Arabistan, Kenya, ABD, İspanya ve İngiltere gibi ülkelerdeki saldırılarla ilişkilendirilmektedir ve dünyanın her yerinde hücreleri ya da yardımcı örgütleri bulunmaktadır.

Bu yüzden ulus-ötesi ya da küresel terörizmin ortaya çıkışı özellikle kaygı verici bir gelişme olarak gözükmektedir.

Sadece herhangi bir zamanda herhangi bir yerde eylem gerçekleştirebilecek bir terörizm türü olarak ortaya çıkmamakta, ayni zamanda (laik, liberal toplumun ortadan kaldırılması gibi) hedeflerini uygarlıkla ilgiIi kavramlarla tanımlayarak potansiyel hedeflerini kitlesel şekilde artırır gözükmektedir.

Modern terörizmin küresel karakteri

Ancak modern terörizmin küresel karakteri, diğer bir deyişle terörizm ve küreselleşme olgusu, en azından üç açıdan fazla abartılmış olabilir.

♦ Birincisi, İslâmcı ya da cihatçı hareket, hiçbir şekilde bütünlüğü olan tek bir varlık değildir, fakat birbirinden oldukça farklı inançları ve hedefleri olan grupları içermektedir. Gerçekten bu grupların birçoğu küresel devrimciler olmaktan çok dini milliyetçiler ya da belki Pan-İslâmist milliyetçiler olarak bilinmektedir. 11 Eylül Saldırıları, 2002 ve 2005 Bali bombalı saldırıları, 2004 Madrid bombalı saldırısı ve 2008 Mumbai bombalı saldırısı gibi saldırıları birbirleriyle bağlantılı, ortak esin kaynağı ve amacı olan olaylar olarak görmek onların ciddi şekilde yanlış anlaşılmasına neden olabilir.

♦ İkincisi, terörizm geniş bir yelpazedeki ülkeleri etkiliyor olsa da terörist saldırıların büyük çoğunluğu, İsrail ve işgal edilmiş topraklar, Afganistan, Irak, Rusya ve özellikle Çeçenistan, Pakistan, Keşmir, Cezayir ve Kolombiya gibi yoğun siyasi çatışmaların yakasını bırakmadığı göreli olarak az sayıda ülkede gerçekleşmekte, dünyanın büyük bir kısmı göreli olarak terörizmden etkilenmemektedir.

♦ Üçüncüsü, küresel terörizm olarak İslâmcı terörizm imajı, doğasında bulunan özellikten çok başkalarının ona verdiği tepkiden doğuyor olabilir. Bu görüşe göre, küresel çapta ‘teröre karşı savaş’ gerçekleştirilmesi, küresel terörizm diye bir şeyin var olduğuna dair fikrin yaratılmasında ve devam ettirilmesinde daha fazla rol oynamış olabilir.

♦ Bilişim teknolojileri ve küresel terörizm

Bilişim teknolojileri sanal veya gerçek hayatta olmak üzere teröristlere sınırsız mücadele vasıtaları sunmaktadır. Güneş enerjisiyle şarj edilen cep telefonları her çatışma ortamından canlı yayın yapmaya olanak sağlamaktadır. Teknolojik gelişmeler yaşamımızı kolaylaştırmakla birlikte, küresel terörizm için yeni propaganda olanakları yaratmıştır.

Terör eylemlerinin dünyanın her ülkesinden izlenmesi, terör örgütüne nefreti arttırmakla birlikte; eylem yapanların sempati kazanmalarına da imkan vermektedir.

Facebook, Twitter, Youtube gibi sosyal platformların çoğu ABD merkezlidir. Sosyal ağların denetlenmesi, yayınlarının bir dereceye kadar kısıtlanması teröristlerin propaganda yapmalarını kısmen engellemektedir. Ancak, dünyanın en güçlü ülkesi ABD, kendi ülkesinde meydana gelen terör eylemlerinin dünyaya yayılmasına engel olamamaktadır.

♦ Küresel terörizm ve siber saldırılar

Siber saldırılar bütün dünya için çok büyük tehdittir. Siber güvenliğin sağlanması zorlaşmıştır. Teröristler ya da devletler istedikleri her ortamdan siber saldırılar yapabilmektedir.

Üstelik siber terörizmin ulaşabileceği hedefler çok çeşitli olabilmektedir. Son yıllarda ABD’nin büyük elçilik yazışmaları, siber korsanlarca ele geçirilmiştir. ABD, Avrupa’nın en güçlü devleti olan Almanya’yı “gizlice dinlediği”ni kabul etmiştir. Almanya, ABD’ye hiç bir yaptırım uygulayamamış, Almanya’da konuşlu bulunan ABD Ordusu’na dokunamamıştır.

Her geçen gün siber saldırılar devletlerin istikrar ve güvenliğini daha fazla tehdit etmektedir. Yasadışı suç örgütleri, kaçakçılar ve terörist gruplar kamu ve özel sektör için büyük tehdit oluşturmaktadır. Teknolojik gelişmeler baş döndürücüdür. Yasal istihbarat örgütleri, gerçek hayatta meydana gelen terör eylemlerini önceden tespit edememektedir.

Günün her saatinde sanal ortamlarda meydana gelen siber saldırılarla ilgili durum çok daha vahimdir. Siber saldırıların hangi devlet veya kurumlara, hangi saatte, hangi hedeflere yönelik olarak yapıldığı bile tespit etmek dahi çoğu kere olanaksızdır. Acemice, bilinçsizce yasaklama ve engelleme ile siber alemde güvenlik tesisine çalışılmaktadır.

♦ Sonuç:

Küreselleşme, ulus devletleri adeta yok etmiştir. Dünya, bütünleşmiştir. Resmi sınırlar yok olmuştur. Geçilemeyen sınır, aşılamayan engel kalmamıştır.

Küreselleşme, ülkelerin güvenliklerini sağlama konusunda ortak hareket etmelerini, özellikle küresel terörizm tehdidi karşısında hiç bir ülkenin kendi güvenliğini sağlayamayacağını ortaya koymaktadır.

Küresel terörizm tehdidi, devletlerin terörle mücadele konseptlerini gözden geçirmesine neden olmuştur. Küresel terörizm ile mücadelede silahlı güç kullanmanın yanında, sosyal, siyasal ve ekonomik faktörler de hesaba katılmaya başlanmıştır. Sadece güvenlik güçlerinin silahlı mücadelesi ile terörle mücadele edilemeyeceği görülmüştür.

Fransa ve ABD gibi güçlü ülkeler, kendi topraklarında meydana gelen önemli terör saldırılarından sonra bölgesel olarak “Olağanüstü Hal” ilan etmekte, askeri birlikleri şehir ev kasabaların güvenliği için görevlendirmede tereddüt etmemiştir. Çünkü, terörizm olarak nitelenen çoğu isyan hareketi, yerel halk tarafından desteklenmektedir. Irak ev Suriye’de faaliyet gösteren Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örneğinde olduğu gibi, bir terör örgütüne dünyanın her ülkesinden doğrudan katılım olabilmektedir.

İngiliz Independent gazetesine göre Ocak 2017 itibariyle dünyada teröre hedef olmamış, çatışmaya bulaşmamış bir kaç ülke vardır. Bunlar Botsvana, Şili, Kosta Rika, Japonya, Mauritius, Panama, Katar, İsviçre, Uruguay ve Vietnam’dır.

Artık ülkelerin kendilerini güvende hissedebilmeleri için bölgesel ve küresel ittifaklar kurmaları ve bu ittifakların etkinliğini yaşama geçirmeleri zorunlu hâle gelmiştir.

Bu bakış açısı terörizmle mücadele için de geçerlidir.

Kaynaklar:

¹ Küresel Siyaset, Andrew Heywood, Adres Yayınları, 2014

Ahmet Akın, (E) Topçu Kurmay Albay

Yazan | 2017-02-25T12:52:32+00:00 Şubat 22nd, 2017|Harp ve Strateji|Küresel terörizm nedir? Küresel terörizmin özellikleri nelerdir? için yorumlar kapalı

Yazar Hakkında:

K.K.K’lığından emekli topçu kurmay albay. Kara Harp Okulu, Kara Harp Akademisi ve Silahlı Kuvvetler Akademisi’nden mezun. 11 yıldan fazla süreyle NATO'da görev yaptı. Çok iyi seviyede Almanca ve İngilizce bilir. NATO, Küresel Siyaset, Küresel Terörizm konularında serbest yazar.
%d blogcu bunu beğendi: