‘Rakka taarruzu’nda Türkiye’nin siyasi ve askeri riskleri

Türkiye’nin Rakka taarruzu ihtimal dahilinde.

Türkiye, el-Bab’dan sonra Rakka’ya taarruz edecek mi? Siyasi ve askeri koşullar Türkiye’nin Rakka taarruzu için uygun mu? Türkiye’nin Rakka taarruzu süresince karşılaşabileceği siyasi ve askeri riskler nelerdir?

  • Rakka’nın stratejik önemi nedir?
  • Cerablus’u 3-4 saatte, el-Bab’ı 101 günde ele geçiren Türk Ordusu, sınırımızdan 158 Km. derinlikteki Rakka şehrini kısa zamanda ve en az zayiatla ele geçirebilir mi?
  • el-Bab’tan sonra, IŞİD, son kalesi olan Rakka şehrini de terk ederek Irak’a kaçar mı?

ABD’nin Suriye Savaşı’ndaki genel konsepti

ABD Devlet Başkanı Obama Newsweek dergisinde bir kaç yıl evvel yer alan bir yazısında “Biz dün ne idiysek, yine O’yuz. Bugün yaptığımız dünden farklı bir şey değildir.” demiştir.  Kasım 2016’dan sonra Demokrat Obama gitmiş, yerine Cumhuriyetçi Parti’den Trump gelmiştir.

ABD gibi düşünerek analizimize başlarken, süper güç ABD’nin yayılmacı fikirlerini bir kenara not etmiş olalım.

Aradan 4 ay geçmesine rağmen, Trump’ın Orta Doğu politikası hala tam olarak netleşmiş değil.

ABD’nin çıkarları dün neyi gerektiriyorsa bugün de aynısı olacaktır. Dünkü ABD ile bugünkü ABD arasında küresel çıkar beklentisi açısından bir fark olmayacaktır. Dünkü tarihi yazanlar bunu dikte etmektedir.

ABD, sahte istihbarat raporlarını gerekçe göstererek Mart 2003’te Irak’ı bir bütün olarak işgal etmiştir. Uzun yıllar Irak’ı yönetmeye çalıştıysa da, başarılı olamamıştır. Bağdat’ta ABD’ye müzahir ama İran kontrolünde bir Şii yönetim oluşturduktan sonra ABD Ordusu büyük oranda Irak’ı terk etmiştir.

Aynı ABD Mart 2011’de başlayan Suriye İç Savaşı’nda başlangıçtan itibaren bizim bilmediğimiz bir nedenden dolayı pasif kalmıştır.

Ekim 2015’te Putin liderliğindeki Rusya Federasyonu Suriye resmi hükumetinin daveti üzerine Suriye iç savaşına doğrudan müdahil olmuştur.

Ocak 2017 itibariyle Rusya Suriye’de inisiyatifi tamamen ele geçirmiş durumdadır.

Obama’da olsa, Trump’ta olsa denebilir ki Suriye ABD için “kaybedilmiş bir ülke” statüsündedir.

ABD’nin Suriye’deki öncelikleri

ABD için “kaybedilmiş” sayılan ülkelerde öncelikle ve ivedilikle “İsyana Karşı Koyma” yani casusluk, sabotaj veya yıkıcı faaliyetlerle uğraşan bireylerin ve istihbarat kuruluş veya teşkilatlarının ABD’nin güvenliği açısından oluşturdukları tehdidi tespit etmek ve bunları bertaraf etmek önemlidir. Ancak 40 senedir Şii Esat ailesi kontrolünde olan el-Muhaberat (Suriye istihbarat örgütü)’ı CIA’nin ele geçirmesi bu saatten sonra zordur.

Bu zamana kadar ABD denetiminde, Türkiye-Katar-Suudi Arabistan desteğinde  Suriye’de yeni bir istihbarat teşkilatı ve yönetim karşıtı isyan hareketi oluşturulmaya çalışılmıştır. Fakat, bu girişim başarısız olmuştur.

Aslında Suriye, ABD için 40 yıldır kaybedilmiş bir ülkedir. Arap Baharı etkisiyle Mart 2011’de başlayan Suriye’deki iç savaş ortamı, ABD için iyi bir fırsat idi. Arap Baharı etkisiyle tek tek Cezayir, Libya, Yemen devletleri Rusya etkisinden nasıl kurtarıldıysa, Suriye de Rusya etkisinden kurtarılmalıydı. Tamamı kurtarılamazsa, azı kurtarılmalıydı. Ancak, bunu yaparken geçmiş dönemde Cumhuriyetçi partinin yaptığı yanlışa düşülmemeliydi. ABD askerinin “postalı” Suriye topraklarına basmamalıydı. Bu işi “proxy war/vekaleten savaş” konsepti kapsamında bölgede görev verilecek olan “birileri” yapmalıydı. 8 yıldır Obama tarafından yönetilen ABD’nin genel politik mantığı bu idi.

Mart 2011’den itibaren Suriye’de vekaleten savaş yürütmek için Suriyeli Kürtlerin çok hevesli oldukları görülmüştür. Çünkü, ABD ile Kürtlerin çıkarları örtüşmektedir. ABD, Orta Doğu petrollerini kontrol edebilmek için, kendisine müzahir yeni bir devlet istemektedir. Kürtlerin de amacı Suriye-Irak-Türkiye-İran topraklarında büyük bir Kürdistan kurmaktır. Bu aslında ABD’nin de tarihi emelidir. Osmanlı İmparatorluğu yıkıldığında ABD eline bir fırsat geçirmiştir ama, o günlerde Mustafa Kemal Atatürk diye bir Türk generali, ABD’nin planlarını bozmuştur.

Kürtler ve vekaleten savaş

Kürtlerde insan kaynağı boldur. Ancak, Kürtlerde uzun sürecek bir savaş tecrübesi, savaşta kullanılacak harp silah, araç, gereç ve donatım yoktur. Üstelik, Kürtler “klasik bir genel harp” taktik ve doktrininden çok uzaktır. Kürtlerin bu eksikliğini ABD’li paralı askerlerin bir kaç senede gidermesi kolay değildir. Doğrusu Washington’dan bakınca Afganistan-Suriye-Irak gibi kaygan coğrafyalarda ABD’nin çıkarları ve başarısı sadece Kürtlere endekslenmemelidir. Hem Irak, hem de Suriye bataklığında savaşmaya Kürtlerden sonra Türkiye’nin de dünden razı olduğu bizzat Cumhurbaşkanı’nca defalarca dile getirilmiştir.

ABD’nin Mart 2003’te yaşanan tezkere krizini unutmadığı kesindir. Aynı Türkiye’nin, 13 yıl sonra Suriye çatışma ortamına/bataklığına sokulması ABD’nin Büyük Orta Doğu projesine uygundur.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 09 Eylül 2016 günü valilere yaptığı konuşmada “Suriye’de El-Bab, Menbiç ve Rakka dahil, gidebildiğimiz kadar gideceğiz.” demesi, yine de Washington tarafından dikkate alınmış olmalıdır. Erdoğan geçen altı aylık süreçte aynı dileklerini Washington duysun diye yineleyip durmuştur.

Ancak, Türkiye’nin haricinde Irak-Suriye coğrafyasında başka yerel oyuncular da vardır. İran ve Rusya’ya ABD dikkat etmek durumundadır.

ABD’nin Kürtlere Rakka taarruzu baskısı

Yukarıda özetlemeye çalıştığımız genel durum çerçevesinde, ABD liderliğindeki Batı’nın son bir yıldır ABD adına özellikle Suriyeli Kürtleri yani PYD/YPG’yi ikna etmeye çalıştıkları ancak bunu başaramadıkları biliniyor.

ABD ve Batı kendi imalatları olan el-Kaide’den türeyen IŞİD’i artık kontrol edemedikleri için cezalandırmak, yani imha etmek istiyor. Yine de bizim bundan emin olmamız için bir neden yok.

IŞİD’i Obama mı kurdu?

ABD’de 8 Kasım 2016’da yapılan başkanlık seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı Donald Trump, Florida eyaletinde taraftarlarına seslendi.

Konuşmasında ABD Başkanı Barack Obama ve Demokrat Parti adayı Hillary Clinton’ı doğrudan hedef alan Trump, “IŞİD’i Obama kurdu, yardımcılığını da Clinton yaptı” dedi.

8 Kasım 2016’da Trump ABD  Başkanı seçildi. Trump, seçim kampanyasında söylediklerini halen tekrarlamaya devam ediyor.

Trump, Ortadoğu’daki kargaşadan Obama yönetimini sorumlu tutuyor. Obama yönetiminin IŞİD tehdidini hafife aldığı için sorunun bu kadar büyüdüğünü belirtiyor.

Donald Trump 20 Ocak 2017’de resmen ABD Başkanı olarak göreve başladı.

Trump’ın ekibinde yer alan eski generallerin açıklamalarına bakılırsa; ABD ve müttefikleri, IŞİD’in sadece hava taarruzları ile imha edilemeyeceğini, yanlışlıkla veya kasten vurulan yerli Arap halklarının IŞİD saflarını sıkılaştırdığını Ağustos 2014’ten beri bayağı öğrenmiş durumdalar.

Prensip olarak ABD’nin terörle savaşın kucağına düşmüş/düşürülmüş ülkelerde icra edilen savaşlara tek bir ABD askeri dahi göndermek istemediği de biliniyor. Görünen o ki, ABD bir zamanlar Britanya İmparatorluğu’nun yaptığı gibi “Böl, parçala, yut!” politikası uyguluyor. Bakalım yeni ABD Başkanı Donald Trump nasıl bir Orta Doğu politikası takip edecek.

Rakka taarruzu: IŞİD’i Rakka’dan kim söküp atacak?

Rakka konusunda temel sorun şu:

Çoğunluğu Sünni mezhebinden olan halkla iç içe yaşayan, militanlarını, istihbaratını bu halktan temin eden, giyimi-kuşamı ile halktan ayrıştırılması zor olan, çoğunluğu Arapça konuşan, üstelik halkı ABD hava taarruzlarına karşı “kalkan” olarak kullanan IŞİD militanlarını 800 000 nüfuslu Rakka’dan kim söküp atacak?

Editörün Önerisi >>  Birleşmiş Milletler iş başvurusu nereye, nasıl yapılır?

Rakka taarruzu konusunda Suriyeli Kürtlerin son bir yıldır ABD baskısı altında olduğu herkesin farkında olduğu bir konu. Ancak, Suriyeli Kürtler zayiat hesabı yapmayı bildiklerinden, Rakka taarruzu konusunda bu zamana kadar pek istekli olmadılar. ABD taleplerine karşı hep “Daha çok silah ve mühimmat isteriz! Havadan da atsanız, karadan da verseniz olur! Siz IŞİD’i hava taarruzlarıyla yıpratmaya devam edin!” dediler.

Kürtler Rakka taarruzu meselesinde oyalama taktiğini güttüler.

Ancak, 6 Eylül 2016’da Türkiye “Rakka taarruzunda ben de varım!” dedi.

Edinilen bilgilere göre ABD, Rakka’ya yapılacak bir taarruzda, Kürtleri görmek istiyor. Görmek istemediği tek ülke ise Erdoğan liderliğindeki Türkiye.

Amerikalı yetkililer Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine müdahalesini IŞİD ile mücadele çerçevesinde memnuniyetle karşılıyorlar ancak hemen Türkiye’nin PKK’ya müzahir Kürt örgütlerle, PYD/YPG ile mücadele konusunda çekincelerini ortaya koyuyorlar.

Türkiye ise Rakka’ya yapılacak bir taarruzda Kürtleri yani PYD/YPG unsurlarını yanında veya karşısında görmek istemiyor. Türkiye PYD/YPG güçlerinin kendisi için PKK’dan farkı olmadığını her fırsatta tekrarlıyor.

Hedef olarak alınan ve coğrafi olarak Suriye’nin kuzey doğusunda bulunan stratejik Rakka şehri, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD)’nin Suriye’deki en önemli kalesi ve başkenti olarak kabul ediliyor.

Son aylarda Musul kuşatmasından kaçan IŞİD’li teröristlerinde Rakka’ya gelmiş olmasından endişe ediliyor.

Rakka taarruzu sürecinde Türkiye

Türk tankları, 24 Ağustos 2016 sabahı IŞİD’i sınır bölgesinden uzaklaştırmak ve Kürt güçlerin Fırat batısındaki ilerleyişini engellemek için Suriye’nin kuzeyinde bulunan Cerablus’a girdi. Türkiye onaltı günde girme alanını Cerablus-Azez hattına kadar genişletti. Menbiç kuzeyine kadar girme cebi tesis etti. Fırat Kalkanı Harekatı kapsamında Türkiye-Suriye sınırının 91 Km.lik bölümünde IŞİD teröristleri kalmadı. Anlaşıldığı kadarıyla iki haftalık sürede Fırat Kalkanı Harekatı’nın birinci safhası icra edildi ve ara hedefler ele geçirildi.

Türkiye, ikinci safha hedefi olarak el-Bab’ı seçti. Türk Ordusu 14 Kasım 2016’da el-Bab istikametinde taarruzlarına devam kararı aldı. Şehir aylarca süren bir kuşatma altına alındı. Milli Savunma Bakanı’nın açıklamasına göre el-Bab ilçesi 23 Şubat günü, yani 101 gün süren çatışmalardan sonra Türkiye tarafından desteklenen Özgür Suriye Ordusu’nun eline geçti.

El bab’ın ele geçirilmesiyle Türkiye Suriyeli Kürtlerin önünü hem Suriye kuzeyinde hem de Suriye güneyinde kesmiş oldu. Aynı zamanda El-Bab’ın alınmasıyla Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) merkezi Şam hükümeti güçleri ile temas sağlamış oldu.

Türkiye artık Rakka taarruzu için ABD’nin onayını beklemekte.

Sıradaki hedef Rakka mı?

Rakka Fırat Kalkanı Harekatı’nın üçüncü safha hedefi gibi görünüyor. Türkiye sınırına 158 Km mesafede bulunan Rakka’nın Türkiye için ara hedef mi, son hedef mi olduğunu ilerleyen günlerde göreceğiz.

Bu arada stratejik Halep şehri Suriye Ordusu tarafından ele geçirildi. Rakka şehri Halep’in 200 Km doğusunda bulunmaktadır. Rusya şemsiyesi altındaki merkezi hükümete bağlı Suriye Ordusu’nun bir sonraki hedefi Rakka şehri olabilir mi?

Rakka’nın ele geçirilmesi, IŞİD’in Suriye’den sökülüp atılmasında “çarpan etkisi” yapabilir. Ancak, eğer IŞİD Suriye topraklarından temizlenecekse, ABD ve Rusya gibi as oyuncular artık ellerini taşın altına koymalıdır.

Türkiye’nin katılamadığı Rakka taarruzuna Kürt örgütler iştirak ederse, ABD ve koalisyon ülkelerinin hava desteği ile Rakka’yı Kürtler ele geçirirse, bu durumda Türkiye ne yapacak? ABD’ye savaş mı ilan edecek yoksa tepki olarak İncirlik Üssü’nün faaliyetlerine son mu verecek? Yoksa, Türk Hükümeti iddialı açıklamalarını her zaman olduğu gibi “yutacak” mı?

Bu arada ABD’nin Menbiç planı da masada duruyor. ABD, Türk Ordusu’nun Menbiç’e girmesine izin vermiyor.

Kesin olan şu ki; Menbiç-Rakka hattını ele geçirmeleri halinde, uzun vadede Kürtlerin Afrin kantonuyla birleşmeleri hayal olmaktan çıkar.

Rakka taarruzunun asıl amacı Suriye’nin kuzey doğusunda bulunan Rakka merkezli IŞİD terör örgütü militanlarını “geri çekilmelerine imkan vermeden” imha etmek olmalıdır. Çünkü, kaçan teröristler, Irak’ta kendilerine yeni bir savaş ortamı yani mevzilenme olanağı bulacaktır. Bunun için Hava taarruzlarının baskısı altında; Rakka’nın büyük kuvvetlerle süratle kuşatılması, giriş ve çıkış yollarının kapatılması ve özel birliklerle Rakka şehrine girilmesi, “şehir savaşları” tekniği kullanılarak, tek tek IŞİD militanlarının bulunup imha edilmesi gerekecektir. Eğer çoğunluğu Sünni Araplardan oluşan IŞİD militanları halkın arasına karışarak “cepheden tüymezse” her kim girerse girsin işgal birlikleri için Rakka’da zayiat büyük olabilir.

Rakka’nın stratejik önemi nedir?

IŞİD’in Irak-Suriye’de icra ettiği taarruz/savunma harekatında silah ve mühimmata, silah ve mühimmat alımı içinse “para”ya ihtiyacı var. Deyr ez-Zor-Haseke hattında stratejik petrol kuyuları olduğu biliniyor.

Rakka, Suriye’de Mart 2011’de başlayan iç savaş esnasında 4 Mart 2013’te muhaliflerin eline geçen ilk şehir oldu. Muhalifler, Rakka’yı ellerinde tutmak için rejimle mücadele ederken, IŞİD güçleri bu mücadeleye katılmadı. IŞİD, Rakka’nın idaresini ele geçirmeye çalıştı. Bir kaç kez el değiştiren Rakka şehri, 14 Ocak 2014’te tamamıyla IŞİD tarafından işgal edildi.

Rakka şehri IŞİD’in fiili başkenti durumunda. IŞİD’in yönetici kadrosunun çoğunluğu Rakka’da ikamet ediyor. IŞİD, hilafeti ilân ettikten sonra, dünyanın dört bir tarafındaki sempatizanlarını kendi yönettiği bölgelerde yaşamaya davet etmişti. Bu davete uyanlar, özellikle aileleriyle birlikte gelenler Rakka’ya yerleştirildi. Yani Rakka’da ikamet eden yabancı savaşçı sayısı çok fazla. IŞİD, bir yandan yabancı savaşçıları ve ailelerini Rakka’ya toplarken, yerli Arapların kentten ayrılmasına da izin vermiyor. Ayrıca, Hristiyanlardan cizye vergisi alıyor.

Tarihi Rakka şehri, Fırat nehri üzerine kuruludur. Halep’in 200 Km. doğusunda, Cerablus’un 158 Km. kadar güneyindedir. Denizden yüksekliği 250 metredir. M.S: 796-809 yılları arası Abbasi halifeliğinin başkenti olmuştur. Rakka, tarımın yoğun yapıldığı bir bölgededir. Arazisinin bir kısmı da çöldür. Osmanlı idaresinde olduğu dönemlerde, padişahlar bir kısım yöneticileri cezalandırmak için Rakka çöllerine sürgüne göndermiştir.

Rakka şehri şu nedenlerle de çok önemlidir

Rakka, IŞİD tarafından işgal edilmeden önce, Tabka Barajı sayesinde hem Rakka’nın hem de Halep’in elektrik ve su ihtiyacını karşılamaktaydı.

Rakka şehri aynı zamanda bir ulaşım merkezidir. Suriye-Irak’a yakın olması yüzünden, IŞİD’in güçlerini Irak ve Suriye arasında hareket ettirmesin de önemli rol oynamaktadır.

IŞİD, Rakka’da kendi kafasındaki örnek yönetim modelini oluşturmuş, ticaretten adalete, eğitimden ulaştırmaya kadar bir çok alanda İslami esaslara göre değişiklikler yapmıştır.

İç savaştan önce Suriye’nin altıncı büyük kenti olan Rakka’da 2004 nüfus sayımına göre 220 bin kişi yaşamaktaydı. Ancak, son beş yılda Suriye genelinde iç savaşın başlaması nedeniyle, yerinden edilmiş kişilerin şehre gelişiyle birlikte nüfusu dört kat aratarak 800.000 bine ulaştı.

Editörün Önerisi >>  Küresel Çin politikası: Bölgesel ve küresel Çin politikası

Rakka nüfusu ağırlıklı olarak Sünni Araptır. Şehirde iç savaştan önce Hristiyan nüfus da vardı. Bazı köylerinde de Kürtler yaşıyordu. Şehri iç savaştan önce, Şam hükümetine bağlı olan aşiret reisleri yönetiyordu ancak bir süre sonra o aşiretler taraf değiştirdiler.

Rakka halkı ve IŞİD

IŞİD, kendisine muhalefet edenleri sokak ortasında katlettiği için, Rakka halkının ne kadarının IŞİD yanlısı olduğu bilinmiyor. Ancak, son aylarda Irak ve Suriye’de toprak ve prestij kaybeden IŞİD’e karşı, Rakka’da da muhalif seslerin çıktığı gözlemleniyor. Çünkü, halk IŞİD yönetiminden umduğunu bulamadı. Halk, Rakka’da vergilerin arttırılmasından, maaşların azaltılmasından şikayetçi.

Suriye’nin geleceğinde Rakka etkisi

2005-2009 yılları arasında ABD Dışişleri Bakanı olarak görev yapan Condoleezza Rice’ın 2003’te söylediği gibi  BOP bölgesinde 23 ülke “dönüştürülecektir”. Orta Doğu ve Afrika’daki sömürülmeye müsait olan devlet/devletçiklerin dönüştürülmesi süreci halen devam etmektedir. Suriye bu devletlerden birisidir. Kan akıtarak “dönüştürülmektedir.”

Suriye’nin dönüştürülmesi süreci ne zaman bitecek belli değildir.

Batı basınından edindiğimiz bilgilere göre, Suriye’nin üç parçaya bölünebileceğini değerlendirebiliriz. Ancak, aşağıdaki bölüştürme planında Türkmenler yoktur. Irak’ta olduğu gibi, Türkmenlerin federal bir Suriye’de hangi etnik-dini grupla birlikte yaşayacağı konusu bilinmemektedir.

Suriye’de bölünme olabilir

  • Kürt YPG bölgesi: Fırat Nehri doğusu, Irak’a kadar bütün Türkiye-Suriye sınırı. Ek olarak Afrin kantonu. ABD Ordusu Afrin’deki Kürt militanları eğitmeye/donatmaya devam ediyor.
  • Şii Arap-Esat bölgesi: Halep-Hama-Humus-Şam-Dera hattının batısı ve tüm Akdeniz sahil şeridi.
  • Sünni Arap ılımlı muhalifler bölgesi: 24 Ağustos 2016’ya kadar diğer iki bölge kadar net değildi. Ancak, Türkiye’nin Suriye’ye girdiği 24 Ağustos’tan sonra başlayan süreçte Cerablus-Azez-Menbiç-Rakka arasında kalan koridorun ılımlı muhaliflerin idaresine verilebileceği değerlendirilebilir. Bunun garantisi yoktur. Burada çoğunluk nüfusu Arap olmasına rağmen, Kürtlerin denetiminde olan Menbiç’in “ılımlı muhaliflere” verilip verilmeyeceği ABD’nin tutumuna bağlıdır. Bize göre, Kürtler Afrin kantonu ile Menbiç’i pazarlık masasında özellikle Türkiye’ye karşı bir koz olarak kullanacaktır. “Al Menbiç’i ver Afrin’i” politikası Kürtlerin kafasındaki temel kurgu olabilir. Menbiç henüz Özgür Suriye Ordusu tarafından ele geçirilememiştir.

Kürtler hem Afrin kantonu hem de Menbiç konusunda ısrarlı oldukları takdirde, Türkiye desteğindeki Özgür Suriye Ordusu ile Kürt YPG güçlerinin çatışması kaçınılmazdır. Bu Türk Ordusu’nun Irak’tan sonra Suriye’de de ABD desteğindeki vekalet savaşçısı Kürtlerle yani PKK/PYD/YPG ile savaşması demektir.

Suriye’nin etnik ve dini gruplar dikkate alınarak üç parçaya bölünmesi halinde, Sünni Arap nüfusun yaşadığı Rakka şehri ılımlı Araplar’ın yönetim merkezi olabilir. Ancak, merkezi Şam hükümeti de “Aziz Rakka şehrini mutlaka IŞİD’den geri alacağız!” diye Şii Araplara bir çok kez söz vermiştir.

Rakka’nın tarihi, ekonomik ve coğrafi değeri, Şam için vazgeçilmezdir.

Rakka taarruzu ve General kum fırtınası!

Kum fırtınası, önlem alınmadığı takdirde gözleri, kulakları, ağzı, burnu, akciğeri ve vücudumuzun ulaşabildiği her hangi bir bölgesini kumla doldurur.

Suriye’de Sonbahar ve hatta bazen Kış aylarında 60-70 Km, sık olmamakla beraber 130 Km kadar hızla etkili olan kum fırtınası savaş uçaklarının ve helikopterlerin uçmasını engeller. Sabit kanatlı uçaklar bulut üstü uçuş yapabilseler bile, hedeflerini tam olarak seçemezler. Kum fırtınası, topçu ileri gözetleyicileri ile insansız hava araçlarının görev yapmasını olanaksız kılar. Kum fırtınasının gözetleme olanaklarını tahdit etmesi, IŞİD veya YPG militanlarının intihar saldırısı, baskın, pusu ve sabotaj yapmasına uygun koşullar sağlar.

Kum fırtınası, Türk Silahlı Kuvvetleri harp, silah, araç ve gereçlerinin bakımı için özel tedbirler alınmasını gerektirir. Kum fırtınası, hava soğutmalı araçlarda sık sık arızalara neden olabilir.

Kum fırtınası personelde solunum yolu hastalıklarına yol açabilir. Personelde nefes darlığı, astım, alerji, kalp ve tansiyon şikayetlerinin artmasına neden olabilir.

Suriye harekat ortamında görevlendirilen Türk Silahlı Kuvvetleri personeline mutlaka önceden “çöl eğitimi” verilmiş olmalıdır.

Rakka taarruzu için teklifler

  • Rakka’nın ele geçirilmesi ile IŞİD büyük ölçüde Suriye’den sökülüp atılmış olacaktır. Rakka’yı ele geçirin devlet/devletler büyük prestij kazanacaktır. Rakka, asla bir el-Bab veya Cerablus değildir. Bölgenin as oyuncuları olan İran, Rusya, Türkiye, ABD, Suudi Arabistan, İsrail devletleri Rakka taarruzunu yakından takip altına alacaktır.
  • Kürt güçlerin katılmadığı bir Rakka taarruzunda, Türkiye tarafından Rakka’nın ele geçirilmesi halinde, Şam hükümetine bağlı ve Rusya tarafından desteklenmekte olan Esat güçlerinin Türk Ordusu ve Özgür Suriye Ordusu’nun karşısına düşman olarak çıkması uzak bir olasılık değildir.
  • Zayıf olasılık olmakla birlikte: Kürt güçlerin de Türk Ordusu ile birlikte ABD liderliğinde Rakka taarruzuna iştirak etmeleri halinde, Esat güçlerinin Rusya’ya güvenerek direnmek isteyebileceği, siyasi-askeri-coğrafi-ekonomik önemi nedeniyle Rakka konusunda ısrarcı olabilecekleri  hususu dikkate alınmalıdır.
  • Suriye’de dostlar ve düşmanlar içinde bulunulan duruma göre her gün saf değiştirmektedir. Türkiye bu hususa dikkat etmeli, devletler arası ilişkilerde “ebedi dostluğun ve düşmanlığın olmayacağı” prensibini unutmamalıdır. Rakka taarruzu esnasında Rusya “diklendiğinde” ABD’nin cepheden kaçabileceğini Türkiye hesaba katmak zorundadır.
  • Türkiye, 24 Ağustos 2016’daki taarruz harekatı ile gelecekte 913 km.lik Suriye sınırında güney komşusunun kim olacağını seçme şansını elde etmiştir. Bu fırsat heba edilmemelidir. Türkiye, ÖSO’yu kullanarak Suriye’de ele geçirdiği toprakları “karşılıksız” terk etmemelidir.
  • Türkiye, Suriye’deki gelişmelere “siyasi ve askeri risk almadan” etki edemeyeceğini altı sene sonra da olsa öğrenmiştir. Bu da bir kazançtır. Kazanç heba edilmemelidir.
  • Türkiye tek başına taarruza kalkıştığında, Rakka taarruzunda Kürtlerle ve Esat güçleriyle çatışma olasılığını en kötü olasılık olarak değerlendirmeli, buna göre tedbir geliştirmelidir.
  • IŞİD’e Türkiye içinde eylem olanağı vermemek için Rakka’ya taarruz tankça üstün zırhlı birliklerle, baskın tarzında yapılmalı, kuvvet mukayesesinde üstünlük sağlanmalı, her türlü tehdide açık bir coğrafyada “itici muharebe”den kaçınılmalıdır.
  • El-Bab, Suriye’de küçük bir ilçedir, Rakka ise büyük bir mahalli idare merkezidir. Türkiye’nin desteklediği ÖSO’nun 101 günde el-Bab’ı kontrol altına aldığı dikkat alınırsa, Rakka’da daha uzun süreli bir çatışma kaçınılmazdır. Üstelik Rakka’da kimlerin düşman saflarında yer alacağı belli değildir.
  • Tanklar ve zırhlı personel taşıyıcıları Özgür Suriye Ordusu’nun korumasına terk edilmemeli; Türk Ordusunun sürekli eğitimle pekiştirdiği “tank piyade işbirliği” her ortamda devam ettirilmelidir.
  • Suriye harekat ortamında her mevsimde kum fırtınası beklenmelidir.
  • Birliklerimiz barış zamanında “çöllerde harekat” icra edecek şekilde eğitilmiş olmalıdır.

Ahmet AKIN, (E) Topçu Kurmay Albay