Ahmet AKIN, (E) Topçu Kurmay Albay

Realist akımın öncüsü olan Hans Morgentau (1948) uluslararası politika için adına “siyasi gerçekçilik (political realism)” dediği kapsamlı bir teori geliştirmeye çalışmıştır. Realizm, uluslararası ilişkilerin karşılıklı çıkarlara dayandığını ileri sürer. Ülkelerin karşılıklı çıkarlarını elde etmek için çatışma içine girmesi, kaçınılmaz bir sonuçtur.

Uluslararası ilişkilerde realist akım, Nazi Almanyası’nın parlak bilim adamlarından Hans Joachim Morgenthau tarafından şiddetle savunulmuştur. Amerika’ya iltica etmiş ve onlara milli menfaatin ne demek olduğunu öğretmiştir. Morgenthau (1904-1980) Amerika’da uluslararası ilişkilerde realist akımı başlattı. Kanunları ve ahlaki yücelten pek çok Amerikalı, eski “güç politikaları” kavramını hatırlatan milli menfaat kavramından hoşlanmadılar.

Morgenthau’ya göre milli menfaatler uluslararası politikaların tek rasyonel anahtarıydı. Bir ülkenin milli menfaatlerini anlamışsanız, dış politika girişimlerini kabaca tahmin edebilirsiniz. 0 ülkenin devlet adamlarının mesajlarını anlar, düşüncelerinin altında yatan şeyleri tahmin edebilirsiniz. Morgenthau’ya göre, milli menfaatler kavramı gayet tarafsız ve akılcıydı. Akıllı devlet adamları kendi milletlerinin gücünü korumak için ne yapmaları gerektiğini bilir, dışarıdan gözlemleyenler de o milletin bunu niçin yaptığını anlayabilirdi.

[su_box title=”Hans Joachim Morgenthau diyor ki:” style=”soft” box_color=”#4e5cc8″]Ulusal çıkarlara dayanan bir dış politika, aslında evrensel ahlaki ilkelerden esinlenen bir dış politikaya göre ahlaken daha üstündür.[/su_box]

Morgenthau, “bütün politikalar gibi, uluslararası politika da güç mücadelesidir” diyordu. “Gücünüzü dikkatli kullanın, boşuna harcamayın” uyarısında bulunuyordu. Bir milletin gücünü artıran politikalar akılcı, azaltan politikalarsa aptalca politikalardır. Hitler ve Tojo’nun istekleriyle yüz yüze gelen Amerika’nın ne kanunlara ne de ahlaka, sadece güce ihtiyacı vardı.

Dış politikada ahlaki hedefleri vurgulayan bazı Amerikan düşünürleri (Woodrow Wilson gibi) Morgenthau’nun sözde ahlak dışı yaklaşımını kınıyordu. Bir milletin en önde gelen ve en hayati menfaati topraklarını korumaktır; bu konu tartışılamaz bile. Diğer konular şartlara göre tartışılabilir ve anlaşılabilir “ikincil menfaatlerdir.”  Üçüncü Dünya ülkelerinin çoğu gibi Vietnam da Amerika için hayati bir menfaat konusu değildi. Vietnam, Muhafazakar Morgenthau’ya göre Amerika’nın gücünü boş yere harcamasına sebep olan mantıksız bir savaştı. Bu açıdan bakıldığında “ahlak kurallarını hiçe sayan” Morgenthau, Vietnam’ın iyi bir savaş olduğunu iddia edenlere göre daha ahlaklıydı.

Morgenthau’nun yaklaşımı ile ilgili sorun, milli menfaat konusunun genellikle ağır basan mantık dışı yanlarıyla ilgili hiçbir hazırlık yapmamasıydı. Liderler aptalca bir yaklaşımla milli menfaat konusunu çok fazla açıp güçlerini zayıflatabilirlerdi, bu da milletin güçsüz düşmesi anlamına gelirdi. Tüm ülkelerin milli menfaatleri akılcı olsaydı harika olurdu; o zaman hepsinin sınırları ve yapacakları belli olurdu. Morgenthau’nun sınırlı ve akılcı bir milli menfaat kavramı, aslında ülkelerin bu tür politikaları benimsemeleri gerektiği konusunda örnek teşkil eden bir tartışmaydı. 0 zaman problemler barışçı diplomasilerle çözüme ulaştırılabilirdi. Aslında, büyük realist Morgenthau, büyük bir ahlak hocasıydı.

Kaynaklar:

¹ Uluslararası İlişkiler, Michael G.Roskin ve Nicholas O. Berry, Adres yayınları,2014.