Strateji teorisi: Strateji, yüksek strateji ve taktik uygulamalar

Anasayfa/Harp ve Strateji/Strateji teorisi: Strateji, yüksek strateji ve taktik uygulamalar

Strateji teorisi: Strateji, yüksek strateji ve taktik uygulamalar

Clausewitz’e göre strateji teorisi, askeri strateji, yüksek strateji ve taktik uygulamalar nedir? Çağdaş stratejinin Clausewitz’ci stratejiden farklı yönleri var mıdır? Bir kararı stratejik yapan nedir? Strateji ne zaman önemlidir? Bu analizde fonksiyonel tanımlamadan başlanarak, her düzlemde stratejinin yapısı ve önemi ortaya konacaktır.

Clausewitz’e göre strateji teorisi

Clausewitz, anıtsal bir değer taşıyan Savaş Üzerine adı ile ünlü eserinde, stratejiyi “savaşta amaca ulaşmak için, muharebeleri bir araç olarak kullanmak sanatı” diye tanımlamıştır. Başka bir deyişle, strateji, savaş planını oluşturur, savaşı teşkil eden çeşitli taktik harekat çeşitlerinin öngörülen akışını tasarlar ve bu seferlerin her birinde yapılacak muharebeleri düzenler.

Clausewitz’ci strateji teorisi içeriğinde, stratejinin siyaset alanına veya savaşın yüksek seviyede sevk ve idaresi ile ilişkili sınırlara taşınması gibi bir terslik göze çarpmaktadır. Gerçekte siyaset ve yüksek stratejiyi saptamak, askeri harekatın sevk ve idaresi için hükümet tarafından görevlendirilmiş olan askeri liderlerin sorumluluğu değildir. Bu sorumluluk, hükümetin kendisine aittir.

Clausewitz’in strateji teorisi muhteviyatında diğer bir dikkat çeken konu da, stratejinin anlamının sadece muharebeden yararlanma sanatı biçiminde daraltılmış olmasıdır. Buna göre, muharebe stratejik amaca ulaşmanın sanki tek aracıymış gibi görülmektedir. Bunun sonucu olarak, Clausewitz’in görüşlerini uygulamak isteyen ancak onun kadar parlak düşünce yeteneğine sahip olmayanlar, araç ile amacı birbiriyle bağdaştırma eğiliminden uzaklaşmışlardır. Ayrıca, sevk ve idarecilerin savaşta her şeyin kesin sonuçlu bir muharebe yapmak amacına yöneltilmesi gerektiği gibi bir kanıya saplanmaları da kolaylaşmıştır.

Strateji teorisi ve siyaset

Strateji teorisi ile siyaset arasındaki statü üstünlüğünün belirlenmesi gerekir. Ancak, bu sorun, Frederic veya Napolyon örneğinde olduğu gibi, bu fonksiyonların normal olarak aynı kişi üzerinde toplandığı durumlarda fazla bir önem taşımaz. Bu gibi otokratik asker-devlet adamlarına günümüzde pek az rastlanmaktadır. Bu nedenle strateji teorisi ile siyaset arasındaki statü sorunu gündemden bir dereceye kadar düşmüştür.

Siyaset ile strateji teorisi arasındaki bu belirsizlik, özellikle demokratik memleketlerde, devlet adamlarını ellerindeki olanakları fiilen kullanmada kendi çalışma alanlarının sınırını aşmaya yöneltmiştir.

Moltke, bu konuda daha açık ve mantıklı bir tanımlamaya varmıştır. Kendisinin deyimiyle strateji, “bir komutanın emrine verilen imkanların, öngörülen hedefin elde edilmesini sağlayacak biçimde, uygulama alanında kullanılması”dır. Bu tanımlama, bir komutanın kendisini görevlendiren hükümete karşı taşıdığı sorumluluğu belirlemektedir. Komutanın bu sorumluluğu, emrine verilmiş olan kuvveti kendisine ayrılan harekat alanında yüksek savaş politikası yararına en verimli biçimde kullanmaktır. Komutan, kendisine verilmiş olan görevin yapılması bakımından bu kuvveti yetersiz buluyorsa, bu düşüncesini ilgili makama bildirmek durumundadır. Eğer bu görüşü kabul edilmemişse, görevlendirilmiş olduğu komutanlıktan affını isteyebilir veya istifa edebilir. Ancak, verilen görevin yapılması için, emrinde bulunması gereken kuvveti hükümete zorla kabul ettirmeye kalkışırsa, o zaman yetkisini aşmış olur.

Hükümetler ve strateji teorisi

Öte yandan hükümet, savaş politikasını tespit eder. Savaşın gelişmesi sırasında savaş politikasını çok defa değişen şartlara uydurmak zorundadır. Ayrıca, hükümet bir harekatın stratejisine de haklı olarak karışabilir. Bu halde müdahaleyi, sadece güvenini yitirmiş olduğu bir komutanı görevinden almak biçiminde değil, o komutanın düşündüğü hedefi savaş politikasının gereklerine göre değiştirmek suretiyle de yapar. Bununla beraber hükümet, bir komutanın emrindeki kuvvet ve diğer olanakları nasıl kullanması gerektiğine karışmamalı, ancak, ona verilen görevin niteliğini açıkça belirtmelidir. Böylece, strateji, ne olursa olsun, sadece düşmanın askeri gücünü yok etmeyi amaçlayan basit bir kavramdan ibaret değildir. Bir hükümet, ya genel olarak bütün harekat alanlarında ya da özel bir harekat alanında, düşmanın askeri üstünlüğe sahip bulunduğu yolunda bir değerlendirmeye varırsa, pek yerinde olarak, sınırlı bir amacı kapsayan bir strateji emredebilir.

Hükümetin stratejideki diğer yetkileri

Hükümet, müttefiklerinin işe el atması veya diğer bir harekat alanından kuvvet getirilmesi suretiyle kuvvet dengesi değişinceye kadar beklenmesini isteyebilir. Bunun gibi, karşılaşılan problemi ekonomik savaş veya deniz kuvvetleri hareketleri ile bir sonuca bağlamaya çalışırken, diğer alanlarda beklemeyi, hatta askeri harekatı devamlı olarak kısıtlamayı tercih edebilir. Ayrıca, düşman askeri gücünün yok edilmesi ihtimalinin kesin olarak kendi gücünün dışında olduğunu veya bu sonucun harcanacak çabaya değmeyeceğini de hesaplayabilir. Bundan başka ya elde tutmak ya da barış görüşmelerinde bir pazarlık unsuru olarak kullanmak için, arazi ele geçirilmesini öngörebilir ve böylece kendi savaş politikasının amacına ulaşabilir.

Böyle bir siyaset, bugüne kadar askeri düşünürlerden çok, tarih tarafından destek görmüştür. Yapısal olarak bu politika, başka tezi savunan bazı düşünürlerin ileri sürdükleri derece de zayıf değildir. Gerçekte bu siyaset, İngiltere İmparatorluğu’nun tarihi ile sıkı sıkıya bağlıdır. Dolayısıyla, bu imparatorluğa devamlı bir yarar sağladığı gibi, çok defa onun müttefikleri için de can kurtarma unsuru olarak faydalı olmuştur. Ne kadar bilinçsizce izlenirse izlensin, bu “tutucu” askeri siyasetin savaş güdüm ve yönetim teorisinde uygun bir yer alacak değerde olup olmadığının araştırılması gerekir.

Stratejide kuvvet dengesi ve hareket tarzları

Sınırlı bir amaç güden bir stratejiyi benimsemenin en olağan nedeni, kuvvet dengesinde bir değişme olmasını beklemektir. Bu denge değişikliği, çok defa, kendini tehlikeye düşürecek darbeleri göze almak yerine, küçük darbelerle düşmanın kuvveti yıpratılmaya çalışılarak aranır ve gerçekleştirilir. Böyle bir stratejide en önemli koşul, uygulanan ülkedekine oranla, düşman üzerinde yapacağı olumsuz etkinin ölçülmeyecek derecede büyük olması zorunluluğudur. Bu amaca şu hareket tarzlarıyla ulaşılabilir:

  • Düşmanın ikmal hatlarına saldırarak;
  • Düşman birliklerini yok edecek ya da bunlara büyük ölçüde kayıplar verdirecek bölgesel taarruzlar yaparak;
  • Düşmanı faydasız saldırılara girişmeye kandırmak suretiyle, kuvvetlerini çok geniş bir cepheye yaymasına neden olarak;
  • Öteki hareket tarzları kadar önemli bir davranış olmak üzere, düşmanın moral ve maddi gücünü kaybetmesini sağlayarak.

Sınırlı stratejiyi daha açık olarak belirleyen bu tanımlama, bir komutanın kendi harekat alanında stratejisini uygulamada ne derece bağımsız davranabileceği konusuna ışık tutar. Çünkü, hükümet mahdut hedefli veya “Fabian” yüksek stratejisini uygulamaya karar verdiği takdirde, komutanlara büyük iş düşmektedir. Kendi stratejik çevresi içinde de olsa düşmanı imhayı hedef alan bir komutan, hükümetin savaş politikası bakımından yararlı olmaktan çok, zararlı olur. Sınırlı bir amaç güden bir savaş politikası, normal olarak, sınırlı bir hedef stratejisi uygulanmasını zorunlu kılar. Bu nedenle kesin sonuçlu bir imha hedefi, ancak hükümetin onayı ile uygulanmalıdır. Çünkü, böyle bir hedefin astarının yüzünden pahalı olup olmadığına karar verebilecek makam, sadece hükümettir.

Strateji nedir?

Böylece, stratejinin daha kısa bir tanımlamasına gelmiş oluyoruz: Bana göre “strateji, siyasal amaçlara ulaşmak için, askeri imkanların dağıtımı ve uygulanması sanatıdır.” Çünkü, stratejinin görevi, çok defa yapılan tanımlamaların aksine, yalnız kuvvetlerin hareketleri ile değil, etkisi ile de ilgilidir. Askeri imkanın kullanılması, eylem olarak bir savaşmaya dönüşüyorsa, böyle dolaysız bir tutumun düzenlenmesi ve yönetilmesi “taktik” terimi ile tanımlanır. Strateji ve taktik, her zaman tartışılmaya elverişli bir konu olmakla beraber, gerçek anlamda hiçbir zaman birbirinden ayrı kısımlar halinde bölünemez. Çünkü bunlar, yalnız birbirini etkilemekle kalmaz, aynı zamanda birbiri içinde kaynaşır.

Yüksek strateji nedir?

Taktik nasıl stratejinin daha aşağı seviyedeki bir uygulanışı ise strateji de “yüksek strateji”nin daha aşağı derecedeki kullanılışıdır. “Yüksek strateji”, savaş hedefini belirlemesi gereken üst derecedeki temel politikadan farklı olarak, savaşın yönetimine esas olan siyasetle hemen hemen aynı anlama geldiği gibi, “uygulama halindeki siyaset” anlamını da taşır. Çünkü, yüksek stratejinin görevi, bir milletin veya milletler grubunun bütün olanaklarını, temel politikanın tanımladığı amaç olarak savaşın siyaset hedefinin elde edilmesi için koordine etmek ve yönetmektir.

Yüksek strateji, silahlı kuvvetleri desteklemek için, milletlerin ekonomik imkanlarını ve insan gücünü hem hesaplamalı hem de geliştirmelidir. Bu husus, moral gücünü de kapsar. Çünkü halkın moral duygularının canlı tutularak yükseltilmesi, çok defa daha belirli kuvvet kaynaklarına sahip olmak kadar önemlidir. Yüksek strateji, silahlı kuvvetlerin kendi aralarında olduğu gibi, bu kuvvetlerle sanayi arasındaki güç bölümünü de düzenlemelidir. Savaşma gücü, yüksek strateji araçlarından sadece biridir. Bu strateji, düşmanın azmini zayıflatmak için, kendi mali, diplomatik, ticari ve bunlar kadar önemli olan moral baskı gücünü de hesaba katmalı ve uygulamalıdır. İyi bir düşünce, bir kalkan olduğu kadar aynı zamanda bir kılıçtır. Buna göre, savaşta şövalye ruhu, moral gücü kuvvetlendirdiği gibi düşmanın direnme azmini zayıflatan en etkili silah da olabilir.

Yüksek strateji teorisi ve uzak hedefler

Stratejinin ufku savaşla sınırlanmasına rağmen, yüksek strateji, bakışlarını savaşın ötesine hatta savaşı takip edecek olan “barış”a da teksif eder. Ayrıca yüksek strateji, çeşitli araçları yalnız birleştirmekle kalmaz, gelecekteki barış durumuna emniyet ve refah yönünden bir zarar vermeyecek biçimde bunların kullanılışını da düzenler. Birçok savaştan sonra görüldüğü üzere, bir barışın her iki taraf için de acı sonuç vermesi şu gerçeğe bağlanabilir: Yüksek strateji alanı, stratejinin aksine, büyük kısmı ile bilinmeyen bir sahadır. Bu nedenle, hala incelenme ve anlaşılma ihtiyacındadır.

Askeri strateji teorisi ve komutanlık sanatı

Strateji teorisi ile ilgili bazı hususları açıklığa kavuşturmuş bulunuyoruz. Bundan sonra, ana stratejik düşüncemiz bu konuda elverişli alan ve asıl temel olan “komutanlık sanatı” üzerine oturtabiliriz.

Stratejinin başarılı olabilmesi, her şeyden önce ve en çok, amaç ve araçlarının iyi hesaplanması ve koordine edilmesine bağlıdır. Amaç, eldeki toplam araçlarla uygun bir orantıda olmalıdır. Buna karşılık araçlar, ister ele geçirme isterse yardımcı bir amaç için olsun, son amacın kazanılmasına katkıda bulunan her ana hedefin elde edilmesi bakımından, bu hedefin değeri ve buna duyulan ihtiyacın önemi ile orantılı olmalıdır. Ara hedefe, ele geçirmek veya yardımcı olarak yararlanmak gibi, ne amaçla yönelinirse yönelinsin, bu belirtilen gerçek, her iki durumda da geçerlidir. Araçlar ve yedek hedefler arasındaki ilişkide orantı bakımından bulunacak bir fazlalık, tıpkı bir yetersizlik gibi zararlı olabilir.

İyi bir ayarlama, çok defa yerinde kullanılmayan bir askeri terim olan “kuvvet tasarrufu” ilkesini gerçek anlamı ile ve mükemmel bir şekilde sağlayacaktır. Bununla beraber savaşın yapısı ve belirsizliği (bu belirsizlik, bilimsel bir çalışma yokluğundan ileri gelmektedir) nedeniyle, en büyük askeri lider bile tam anlamıyla doğru bir ayarlamayı başaramaz. Dolayısıyla, elde edilecek başarı, gerçeğe en yakın bir orantıya bağlı kalır. Savaş ilmi üzerindeki bilgimiz ne kadar derin olursa olsun, böyle bir orantının mevcut olması doğal bir şeydir. Çünkü bilim, uygulanması bakımından sanata dayanacaktır. Sanat ise, amacı araca sadece yaklaştırmakla kalmaz, araçlara daha üstün bir değer kazandırarak, amacın genişletilmesini de sağlar.

Bu durum, hesaplama işini karışık bir hale sokmaktadır. Çünkü hiç kimse, insanın deha ve ahmaklık kapasitesini, irade yetersizliğini tam olarak hesaplayamaz.

Unsurlar ve şartlar

Stratejide hesaplama işi, taktiktekine göre daha basit ve olanaklar ölçüsünde doğruya daha yakındır. Çünkü, savaşta hesaplanmayan başlıca unsur insan iradesidir. Bu irade, varlığını direnme şeklinde belli eder. Direnme ise, taktiğin sınırları içine girer. Strateji, doğanınkiler hariç, direnişi yenmek zorunda değildir. Amacı, düşmanın direnme imkanını zayıflatmaktır. Bu amacına, hareket ve baskın unsurlarından yararlanarak ulaşmaya çalışır.

Hareket, maddi alanla ilgili olup, arazi ve ulaştırma kapasitesinin hesaplanmasına dayanır. Ulaştırma kapasitesi, kuvvetin hareket ettirilmesini ve bunun sürdürülmesini sağlayan araçlar ve tedbirleri içerir.

Baskın, psikolojik alanla ilişkilidir. Hesaplanması, maddi sahadakinden çok daha zordur. Bu güçlük, düşmanın iradesini etkilemesi muhtemel türlü koşulların her durumda değişik ve çeşitli olmasından ileri gelmektedir.

Stratejide hareket ve baskın etkisi

Strateji, baskına oranla hareket faktöründen daha fazla yararlanmayı amaçlayabilir veya bunun aksini de hedef olarak benimseyebilir. Bununla beraber, her iki unsur da karşılıklı olarak birbirini etkiler. Hareket baskın yaratır. Baskın ise, harekete hız kazandırır. Çünkü, hızlanan ve yönünü değiştiren bir hareket, kaçınılmaz bir şekilde ve belirli bir ölçüde baskın etkisini de kapsar. Buna karşılık baskın, düşmanın karşı tedbir ve hareketlerini önleyerek, kendi tarafımızın giriştiği hareketin yolunu açık tutar.

Editörün Önerisi >>  Siber güvenlik riskleri ve 21. yüzyılın güvenlik sorunları

Stratejinin taktikle ilişkisi

Stratejinin taktikle olan ilişkisine gelince, uygulama alanında bunların arasındaki sınır çok defa belirsizdir. Bir stratejik hareketin nerede biteceğini ve bir taktik hareketin nerede başlayacağını tam olarak kestirmek güçtür. Ancak, bu iki unsur, ana düşünce bakımından birbirinden ayrıdır. Taktik, savaşma alanına girer ve bu sahaya doldurur. Strateji ise, sadece savaşma sınırında durmakla kalmaz. İzlediği amaç bakımından, savaşmayı mümkün olan en küçük orana düşürmek zorundadır.

Stratejinin amacı

Stratejinin amacı, düşman silahlı kuvvetlerinin yok edilmesini savaşın tek sağlam amacı sayanlarca hiçbir zaman tartışma konusu yapılmaz. Çünkü onlara göre stratejinin hedefi tek olup o da muharebedir. Böyle düşünenlerin kafasında, Clausewitz’in “Kan, zaferin bedelidir” sözünden başka hiçbir fikre yer yoktur. Bununla beraber, insan bu görüşe boyun eğse ve bu düşüncede olanlara katılsa bile, “stratejinin amacı” deyimi, hiçbir sarsıntıya uğramaksızın varlığını yine sürdürecektir. Zira, hedef kesin sonuçlu bir muharebe bile olsa, stratejinin amacı, bu muharebeyi en elverişli koşullar altında yapmak olmalıdır. Bunun gibi, koşullar ne kadar uygun olursa, bununla orantılı olarak savaşma da o derece az olacaktır.

Stratejinin mükemmelliği

Bu nedenle, uygulanan bir stratejinin mükemmelliği, ağır bir çarpışmaya girmeksizin sonuç alınması ile yakından ilgilidir. Daha önce gördüğümüz gibi, tarihte, uygun şartlarla desteklenen stratejinin burada sözü edilen sonucu meydana getirdiğini ortaya koyan örnekler vardır. Bunlar arasında, Sezar’ın Ilerda Seferi, Cromwell’in Preston Seferi, Napolyon’un Ulm Seferi, Moltke’nin 1870’te Sedan’da MacMahon ordusunu kuşatması ve Allenby’nin 1918’de Samaria tepelerinde Türkleri kuşatması vardır. Dünya tarihindeki son örnekler arasında dikkati en fazla çeken ve müttefikler bakımından en felaketli olan örnek ise, Guderian’ın merkez kesiminde Sedan’da baskın şeklindeki yarmasından sonra, Almanların 1940’ta Belçika’da müttefiklerin sol kanadını parçalayıp ayırarak kapana kıstırmasını ve bu suretle Avrupa’daki müttefik ordularının genel çöküşünü sağlayan harekâttır.

Stratejide yok etme harekatı

Bu örnekler, düşmanın teslim olması suretiyle silahlarını kullanamayışı sonucu, düşman silahlı kuvvetlerinin yok edilişinin ekonomik bir şekilde başarıldığını gösteren örneklerdir. Bununla beraber, böyle bir “yok etme” harekâtı, verilmesi gereken karar ve gerçekleştirilecek savaş hedefi bakımından zorunlu olmayabilir. Arazi ele geçirmeye değil, güvenliğini korumaya çalışan bir devlet için, düşmanı güttüğü amacı bırakmaya sürüklemek suretiyle mevcut tehdit ortadan kaldırılmışsa, savaş amacı gerçekleştirilmiş demektir.

Askeri strateji ve ulusal amacın gerçekleştirilmesi

Persler Suriye’yi istiladan vazgeçmelerinden sonra, Bizans askerlerinin “kesin bir zafer” kazanma yolundaki isteğine boyun eğmiştir. Bunun sonucunda Belisarius’un Sur şehrinde Perslerin uğradığı yenilgi, gereksiz bir çabayı ve riski gözler önüne seren açık bir örnektir. Bunun aksine, Belisarius, Perslerin bundan sonraki daha tehlikeli istila hareketini önlemiş ve Suriye’yi onlardan temizlemiş; bu sonucu sağlarken, askeri stratejinin gereklerini tam olarak yerine getirmiştir. Bu başarı, askeri strateji yolu ile ulusal amacın tam anlamıyla gerçekleştirildiğini gösteren tarihe geçmiş belki de en dikkate değer örnektir. Çünkü bu örnekte psikolojik tutum o kadar etkili olmuştur ki, düşman gerekli hiçbir maddi harekete girişmeden amacından vazgeçmiştir.

Gerçi, bu gibi kansız zaferlerin sayısı da çok değildir. Ancak bu durum, böyle başarıların değerlerini azaltmak bir yana, strateji ve hatta yüksek stratejinin yapısında saklı bulunan olanakları göstermesi yönünden, önemini daha da arttırır. Böyle olduğu halde, yüzlerce yılı aşan savaş tecrübemize rağmen, psikolojik savaş alanından yararlanmaya henüz güçlükle başlamış bulunuyoruz.

Clausewitz, savaşı pek derinlemesine incelemesiyle şu sonuca ulaşmıştır: “Bütün askeri harekatlara, haber alma unsurları ve onun etkileri ile nüfuz edilir.” Bununla beraber milletler, böyle bir dersin gereklerini savaşta ihmal etmek eğilimine kapılmışlar veya tutkular yüzünden böyle bir duruma sürüklenmişler; haber almadan yararlanma yerine kafalarını en yakın duvara çarpmayı tercih etmişlerdir.

Stratejinin katkısı nasıl olmalı?

Strateji, kendi payına düşen katkıyı askeri bir kararla mı, yoksa başka yolla mı yapmalıdır? Bunu tayin etmek, normal olarak bir savaşın yüksek stratejisinden sorumlu bulunan hükümete düşer. Askerliğin sağladığı imkân nasıl yüksek stratejiyi oluşturan araçların ancak biri ise, bunun gibi, muharebe de strateji araçlarından sadece bir tanesidir. Eğer şartlar elverişli ise, sonuca ulaşmak bakımından muharebe en hızlı vasıtadır. Ancak, koşullar bu bakımdan uygun değilse, muharebeye başvurmak çılgınlık olur.

Strateji teorisinde hedef unsuru

Bir strateji uzmanının askeri bir karara ulaşmak istediğini düşünelim. Onun görevi, en yararlı sonucu elde etmek için, kararını en uygun şartlara göre vermektir. Dolayısıyla gerçek amacı, muharebeye başvurmaktan çok, uygun bir stratejik durum sağlamaktır. Bu takdirde, sonucu bizzat stratejik durum sağlamasa da, stratejinin devamı olan bir muharebe ile bu sonuca ulaşmak hiç şüphesiz mümkün olabilir. Başka bir deyimle stratejinin hedefi, düşmanın dengesini bozmaktır. Bunun sonucu ise, düşmanın ya çözülmesi ya da muharebede daha kolaylıkla parçalanması olur. Düşmanın çözülmesini sağlayan hareket, bazı savaşma tedbirlerini kısmen kapsayabilirse de, hiçbir zaman bir muharebe karakterini taşımaz.

Stratejinin işlemesi

Stratejik denge bozukluğu nasıl sağlanır? Bu dengesizlik, maddi veya “lojistik” alanda etkili durumlar meydana getiren bir hareketin sonucudur. Böyle bir hareket:

  • Düşmanın düzenlerini altüst eder ve ani bir “cephe değişikliği”ne zorlayarak, düşman kuvvetlerinin tertiplenmesini ve organizasyonunu bozar,

  • Düşman kuvvetlerini birinden ayırır,

  • İkmal sistemini tehlikeye sokar,

  • Düşmanın, gerektiğinde çekilebilmesine ve üssünde veya yurt içinde yeniden yerleşmesine yarayan yol veya yolları tehdit eder.

‘Strateji teorisi’ne göre dengesizlik nedir?

Dengesizlik, yukarıdaki etkilerden biri yoluyla sağlanabilir. Ancak bu durum, çok defa bu etkilerin birkaçının sonucudur. Bunu ayırt etmek, gerçekten zordur. Çünkü düşmanın gerisine yönelmiş bir hareket, yukarıdaki tesirlerden birkaçının birleşmesine yol açar. Bununla beraber, bu etkilerin her birinin kendi payına değişik roller düşer. Nitekim orduların büyüklük derecesine ve örgütlenme niteliklerine göre de tarih boyunca değişmiştir. Yağma veya el koyma suretiyle ikmallerini bulundukları bölgelerden bir nitelik arz eden bir askeri mekanizmada bile, kuvvet ne kadar küçükse, bunun ikmal bakımından ulaştırma yoluna bağlılığı da o kadar az demektir. Bu ordu ne kadar büyük ve örgütlenmesi de bir o kadar karışıksa, ulaştırma sistemine yönelen bir tehdidin sonucu da o kadar çabuk ve tehlikeli olur.

Stratejik ve taktik manevralar

Orduların pek bağımlı olmadıkları yerlerde, stratejinin etkisi de ona göre azalmakta, ancak bu defa da muharebenin taktik sorunları daha büyük bir rol oynamaktadır. Bununla beraber güçlü stratejisiler, stratejinin rolünün azaldığı hallerde bile, muharebe öncesi dönemde düşmanın çekilme yolunu veya düzenlerindeki dengeyi ya da bölgesel ikmal sistemini tehdit ederek sık sık kesin bir avantaj sağlamışlardır.

Böyle bir tehdidin etkili olabilmesi için, zaman ve yerce, genel olarak düşmanın ulaştırma hattından çok, düşman ordusunun gerisine yakın bir yere yönelmiş olması gerekir. Bu nedenle, eski savaşlarda stratejik ve taktik manevra arasında bir ayrım yapmak çok defa zor bir iştir.

Strateji teorisi’ne göre psikolojik dengesizlik

Psikolojik alanda denge bozulması, yukarıda sıraladığımız maddi etkilerin düşman komutanının kafasında yarattığı izlerin sonucudur. Komutan, birdenbire kötü duruma düştüğü inancına kapılır ve düşmanın hareketine karşılık verecek güçte olmadığını hissederse, düşüncesini etkileyen izlenimlerin şiddeti büyük ölçüde artmış olur. Psikolojik dengesizlik, esas olarak, tuzağa düşürülmüş olduğu yolundaki bu duygudan doğar.

Fiilen girişilen bir hareketin çok defa düşman gerisine yöneltilmesinin nedeni de budur. Bir ordu, tıpkı bir insan gibi, arkadan gelecek bir darbeye karşı, silahlarını kullanmak üzere yeni bir istikamete dönmese, kendisini uygun bir şekilde savunamaz. Geçici olarak “dönüş”, bir insanda olduğu gibi bir ordunun da dengesini bozar. Bu istikrarsızlık, tek insana oranla, kaçınılmaz şekilde orduda çok daha uzun sürelidir. Bu nedenle, arkadan gelen herhangi bir tehdide karşı, komutanın ve kıtasının kafası çok daha hassastır.

Strateji teorisi ve derinliğine savunma

Bunun aksine kendisine karşı doğrudan ilerlenen bir düşmanın fizik ve psikolojik dengesi sağlamlaşır. Dolayısıyla, direnme gücü de artar. Çünkü, bir düşman ordusuna, cepheden yapılan bir saldırı onu geriye, yani ihtiyatlarına, ikmal maddelerine ve takviye kuvvetlerine yaklaştırır. İlk mevzi geriye sürülerek savunmanın derinliği azaltılınca, bunun gerilerine yani yedek veya değiştirme mevzilerine savunan düşman tarafından yeni birlikler mevzilendirilir. Birbirine karşılıklı destek mesafesindeki yakın savunma mevzilerinden oluşan genel savunma kuşağının derinliği böylece arttırılmış olur. Yapılan doğrudan bir hareket, şok sağlamaktan ziyade, olsa olsa düşmanda bir gerginlik yaratır.

Bu nedenle, düşman cephesini dolaşarak gerisine yöneltilen bir hareketin amacı, ilerleme sırasında sadece düşman direnişinden kaçınmak değil, sonuca da ulaşmaktır. Böyle bir hareket, tam anlamıyla en az direnen istikameti izlemek demektir. Bunun psikolojik alandaki eşiti, en az umulan hareket tarzıdır. Bunlar aynı paranın birer yüzüdür. Bunu değerlendirmek, strateji anlayışımızı genişletecektir. Çünkü biz sadece en az direniş bekleneceği açıkça belli olan istikameti izleyecek bir hareket tarzını benimsersek, bu belirginlik düşmanın dikkatini çekecek, dolayısıyla bu tutum, düşmanın alacağı tedbirlerle, artık en az direniş istikametini izleyen bir hareket olmaktan çıkacaktır.

Strateji teorisi ve psikolojik harekat

Stratejinin fiziksel yönünü incelerken, psikolojik yanını da hiçbir zaman gözden uzak tutmamalıyız. Ancak bunların her ikisi de birleştirildiği takdirde strateji, düşman dengesini altüst etmeyi amaçlayan gerçekten dolaylı bir tutum olur. Düşmanın ve aldığı düzenlerin gerisine doğru dolaylı olarak yöneltilen sadece yürüyüşten ibaret bir hareket, stratejik bir dolaylı tutum teşkil etmez. Strateji sanatı, o kadar da basit değildir. Böyle bir tutum, düşmanın cephesine göre dolaylı olarak başlayabilir; ancak, gerisi istikametinde ilerlemesi geliştikçe, bu hareket düşmanın düzenlerini değiştirmesine yol açar ve böylece, biraz sonra bu yeni cepheye yönelmiş doğrudan bir tutum halini alır.

Strateji teorisi ve aldatma harekatı

Düşman, böyle bir cephe değişimiyle bir tehlike yaratabileceğinden, onun dengesini bozucu tutuma başvurulmadan önce, normal olarak başka bir hareket yapılması zorunludur. Böyle bir hareket, gerçek anlamıyla en iyi olarak “düşmanın aklını çelmek için, dikkatini başka yöne çekmek” deyimi ile tanımlanabilir. Bundaki amaç, düşmanı hareket serbestliğinden yoksun bırakmaktır. Bu tutum, hem fiziksel hem de psikoloik alanlarda iş görmelidir. Buna göre, fiziksel alanda, düşmanın elindeki kuvvetleri yayması veya kendisine yararlı olmayacak biçimde başka yönlere saptırması sağlanmalıdır. Böylece, çok yayılmış ve başka yerlere sürülmüş olan düşman kuvvetler, kesin sonuç için harekete geçmiş olan tarafın tutumuna karşı zamanında müdahale etme gücünü kaybetmiş olacaklardır. Psikolojik alanda ise, düşman komutanlığın korkuları üzerinde işleme ve onu aldatma yoluyla, aynı etkinin sağlanmasına çalışılır. “Stoneall” Jackson, bunu şu stratejik deyimle ustaca belirtmiştir: “Aldat, şaşırt, baskına uğrat.” Baskın, “denge bozmak” için zorunlu unsurdur. Buna karşılık, aldatma ve şaşırtma ise, “aklı başka yöne çekme”yi sağlar. Düşman komutanının aklını “başka yöne çekme” işlemini, onun elindeki kuvvetleri başka yere çekme izler. Düşman komutanının hareket serbestliğinden yoksun kalması ise, düşünce serbestliğini kaybetmesinin sonucudur.

Strateji teorisi ve kuvvet tasarrufu

Psikolojik alanın fiziksel sahayı nasıl etkilediği ve hükmü altında tuttuğu meselesinin daha derin bir şekilde değerlendirilmesi ayrı bir değer taşır. Çünkü bu durum, stratejiyi matematik terimlerle çözümlemeye ve teorileştirmeye çalışmak gibi saçma ve kısır davranışlara karşı bizi uyarır. Sanki sorun “seçilen bir yerde üstün bir kuvvet toplamak” tan ibaretmiş gibi, stratejiye sadece nicelik yönünden bakmak, ona bir çiziler ve açılar problemi gibiymişçesine geometrik biçimde işlem yapmak kadar yanlıştır. Uygulamada normal olarak bir sonuç vermediği için gerçeğe çok daha aykırı diğer bir eğilim de, ders kitaplarında savaş konusuna esas olarak “bir üstün kuvvet toplama” meselesi olarak bakılmadır. Foch, kuvvet tasarrufu (ağırlık merkezi) ile ilgili ünlü tanımlamasında bunu şöyle belirtmektedir: “Kuvvet tasarrufu, eldeki bütün imkanları belirli bir zaman ve yerde toplama ve bütün birlikleri orada kullanma sanatıdır. Bunu başarabilmek için, bu birlikleri bölmek ve her bölüme katı ve değişmez bir görev vermek yerine, bunları birbiriyle sürekli olarak bağlantı ve haberleşme halinde bulundurmak gerekir. Bir sonuca ulaştıktan sonra, ikinci safhada bu sanat, bütün birliklerin tek bir hedefe karşı yakınsak olarak hareket edecek şekilde yeniden tertiplenmesini kapsar.”

Editörün Önerisi >>  Sun-Tzu Savaş Sanatı ve Sun-Tzu'dan liderlere altın öğütler

Strateji teorisi ve karşılıklı destek

Daha derli toplu ve açık söylemek gerekirse, bir ordu öyle bir şekilde düzenlenmelidir ki, her bir bölüm birbirine yardım edebilsin, yani karşılıklı destek mesafesinde bulunabilsin. Ordunun unsurları, bir yerde mümkün olan en büyük ağırlık merkezi sağlamak üzere bir araya gelebilsin. Bu sırada, bu ağırlık merkezinin başarısını kolaylaştırmak için de, gerekli en az kuvvet (tali taarruz kuvveti) başka bir yerde kullanılmalıdır.

Bütün kuvvetleri bir yerde toplamak, tam olarak gerçekleştirilemeyecek bir idealdir. Hatta, işi fazla büyütme bakımından da tehlikelidir. Bundan başka, uygulama alanında, ikinci derecedeki  yani tali taarruz harekatı için “gerekli en az” kuvvet, ağırlık, merkezi teşkil etmesi bakımından zorunlu “mümkün olan en çok” kuvvetteki birliğe oranla, bütün kuvvet toplamının çok daha büyük bir kısmını teşkil edebilir. Bundan başka, bir gerçek olarak yine denebilir ki, düşmanı başka yöne çekmek için etkili olarak kullanılan kuvvet ne kadar büyükse ağırlık merkezinin amacına ulaşma şansı da o kadar fazladır. Aksi takdirde bu ağırlık merkezi parçalanması çok zor sağlam bir hedefe çarpabilir.

Kesin sonuç yerinde üstün kuvvet bulundurun!

Kesin sonuç alınması tasarlanan yerde üstün kuvvet, bulundurmak, düşmanın buraya vaktinde takviye gönderememesi durumu hariç, tek başına yeterli değildir. Buradaki düşman sadece sayıca değil, moralce de daha zayıf durumda olmadıkça, kesin sonuç yerindeki kuvvet, amacı gerçekleştirmek bakımından pek az durumda yeterli olur. Napolyon, işi garantiye bağlamayı ihmal ettiği için, en kötü başarısızlıklarının bazısına bu yüzden uğramıştır. Başarı ihtimalini sağlamlaştırmanın yolu, düşman komutanının dikkatini “başka yöne çekmek”tir. Buna duyulan ihtiyaç silahların oyalama gücünün artmasıyla daha da çoğalmıştır.

‘Strateji teorisi’nin esası

Foch’un ve Clausewitz’i örnek alan diğerlerinin, derinliğine ve tam olarak kavrayamadıkları bir gerçek vardır ki, o da şudur: Savaşta her sorun ve her prensip iki yönlüdür. Bir para gibi, bunların da iki yüzü vardır. Bu nedenle barışa aracı olacak iyi hesaplanmış bir uzlaşma gereklidir. Böyle bir ihtiyaç, savaş eyleminin iki taraf arasında geçen bir mesele olması gerçeğinin yarattığı kaçınılmaz bir sonuçtur. Bu durum, bir yandan vururken, bir yandan da korunmayı gerektirir. Bundan çıkan sonuca göre, etkili bir biçimde vurmak için, düşmanın almış olduğu savunma önlemlerinin ortadan kaldırılması gerekir. Etkili bir sıklet merkezi, ancak düşman yayılmış bir durumda olduğu takdirde mümkün olabilir. Normal olarak düşmanı yayabilmek için, çok defa kendi kuvvetlerimizin de geniş ölçüde dağılması zorunludur. O halde, dış görünüşü ile bir paradoks hissini veren bir deyimle şöyle denebilir: Gerçek sıklet merkezi, dağılmanın ürünüdür.

Strateji teorisi, alternatif hedefleri öngörür

Savaşta iki yönlü hareket durumundan çıkarılan diğer bir sonuç, bir hedefe ulaşmayı başarmak için, alternatif hedeflerin öngörülmesinin de gerektiğidir. Bu sonuçla, Foch ve arkadaşlarının XIX. yüzyıl zihniyetini temsil eden tek yönlü doktrini arasında tam bir çelişki vardır. Bu çelişki, uygulama ve teori arasındaki ayrılıktan doğmaktadır. Buna göre düşman, eğer güttüğünüz amacın ne olduğunu kesin olarak anlamışsa, kendisini en iyi şekilde koruma ve sizin silahlarınızı etkisiz hale getirme şansına sahip demektir. Öte yandan, alternatif hedefleri de tehdit eden bir hareket tarzı benimserseniz, düşmanın dikkatini ve kuvvetlerini o yöne teksif etmiş olursunuz. Bu tutum, başka yöne çekme metodunun en ekonomik olan türüdür. Çünkü böyle bir davranış, size elinizdeki kuvvetin en büyük kısmını asıl harekat mihverinde bulundurma olanağını kazandırarak, mümkün olan en büyük sıklet merkezi oluşturma zorunluluğu ve dağılma zarureti arasında en iyi uzlaşmayı sağlamış olur.

Strateji teorisi alternatif hareket tarzları gerektirir

Bir alternatif hareket tarzının yokluğu, savaşın gerçek yapısına aykırıdır. Ayrıca, Bourtcet’in XVIII. yüzyılda çok büyük bir etki yaratan “Savaş planı, birçok kolları kapsamalıdır. Bu bölümlerin her biri öyle iyi tasarlanmalıdır ki, bunlardan biri veya diğeri başarısızlığa uğratılmasın” yolundaki özlü sözünün saçtığı ışığı inkar olur. Bu ışık Bourcet’in askeri mirasçısı genç Napolyon’un giriştiği her harekatta daima izlediği bir prensip olmuş ve kendisi bunu “konuyu iki yönü ile işlemek” özü ile belirtmiştir. 70 yıl sonra gelen Sherman ise, bu dersi düşüne düşüne kendi kişisel tecrübesi ile yeniden öğrenecek ve “düşmanı bir çıkmazın boynuzları üzerine oturtmak” şeklindeki ünlü sözü söyleyecektir. Yola getirilmeyen bir düşmanla ilgili herhangi bir problem karşısında en iyi alternatif hareket tarzının ne olduğu önceden kestirilmeli ve sağlanmalıdır. Duruma uyma kabiliyeti, yaşamda olduğu gibi savaşta da hayatta kalmaya hükmeden kanundur. Çünkü savaş, insanın çevreye karşı yaptığı mücadelenin daha yoğun şeklinden başka bir şey değildir.

Strateji teorisi esnekliğe önem verir

Pratik bir değer taşıyabilmek bakımından herhangi bir plan, düşmanın bunu bozma gücü dikkate alınarak hazırlanmalıdır. Planın karşısına dikilecek herhangi bir engeli yenmenin en iyi yolu, eldeki planın karşılaşılan durumlara göre kolaylıkla değiştirilebilecek bir esneklikte olmasıdır. Bir yandan inisiyatif hala elde bulundurulurken, öte yandan da planın bu duruma uyma yeteneği korunmalıdır. Bunun en iyi şekli ise, harekâtın alternatif hedefler sağlayan bir istikamet boyunca sürdürülmesidir. Böylece, düşmanınızı bir çıkmazın boynuzları üzerine oturtur, hiç olmazsa en az korunan bir hedefin ele geçirilmesini sağlar ve bu hedeflerin birbiri ardınca elde edilmesi olanağına da kavuşmuş olursunuz.

Düşmanın muharebe düzenlerini muhtemel olarak arazinin doğal yapısına dayattığı taktik alanda düşmanı çıkmaza düşürme etkisi sağlayacak hedefler bulmak, stratejik alana oranla daha zor olabilir. Çünkü stratejik sahada, düşmanın korumak zorunda olduğu apaçık sanayi ve demiryolu merkezleri vardır. Bununla beraber, kuvvetlerinizi kullanırken, hareket tarzınızı karşılaşılan direnme derecesine uydurmak ve bulunacak bir zayıf durumdan yararlanmak suretiyle, stratejik alandakine benzer bir avantajı taktik sahada da sağlayabilirsiniz. Eğer bir plandan verimli bir sonuç almak isteniyorsa, tıpkı bir ağacın dalları gibi, onun da kolları bulunmalıdır. Tek hedefli bir plana gelince, bu, kısır bir kutup olmaya adaydır.

Strateji teorisi derinliğine taarruzu vurgular

Düşmanın yanını kuşatmak veya cephede sağlanan bir girmeyi hızla bir yarmaya çevirmek suretiyle düşmanın ulaştırma sistemine karşı herhangi bir darbe indirilmesi planlanırken, hedef alınacak en etkili yerin neresi olduğu konusu ortaya çıkacaktır. Buna göre, indirilecek darbenin düşman kuvvetin hemen gerisine mi, yoksa daha derinliklere doğru mu yöneltileceğine karar verilmesi gerekecektir. Ben, tecrübe safhasındaki motorlu birliklerin ilk olarak meydana getirildiği ve bunların stratejik alanda kullanılmaları üzerinde durulduğu sırada, bu sorunu inceledim. Geçmişte, özellikle demiryolunun kullanılmaya başlanmasından sonraki daha yakın tarihlerde meydana gelen savaşlarda girişilen süvari akınlarını bir analiz süzgecinden geçirerek, bu meseleye aydınlatıcı bir yol bulmaya çalıştım. Mekanize kuvvetlerin stratejik alanda derin bir yarma başarmaları bakımından bende yarattıkları umutlara oranla, bu gibi süvari akınlarının başarı derecesi çok daha sınırlıydı. Bununla beraber aradaki fark, bu akınların ortaya koyduğu delilin önemini azaltmaktan ziyade artırmıştır. Buna göre, gerekli ayarlamalar yapılmak suretiyle, şu sonuçların çıkarılması mümkündür:

Ulaştırma sisteminin konumuna dikkat edin!

Genel olarak, ulaştırma sistemi düşman kuvvetinin ne kadar yakınında kesilirse, bunun düşman üzerinde yaratacağı etki de o kadar çabuk olur. Buna karşılık, ulaştırma sisteminin kesildiği yer düşmanı destekleyen üsse ne kadar yakınsa, sağlanan etki de o kadar büyük olur. Bu iki durumda da düşman kuvvetin hareket halinde olduğu ve bir harekata giriştiği sırada ulaştırma sisteminin kesilmesi ile sağlanacak tesir, duran bir düşman kuvvet üzerindekine oranla çok daha büyük ve çabuk olur.

Çevik bir kuvvetin indireceği bir darbenin yönünü kararlaştırmak, düşman kuvvetlerinin stratejik durumuna ve ayrıca, ikmal hatlarının sayısı, alternatif ikmal hatları kullanma imkanı, cephe gerisine yakın ileri depolarda stoklanması muhtemel ikmal maddeleri vb. unsurların oluşturduğu düşman ikmal sistemine de büyük ölçüde bağlıdır. Bu faktörler dikkate alındıktan sonra, bu defa muhtemel birçok hedefe yaklaşma imkanı bakımından mesafe, doğal engeller ve karşılaşılması muhtemel direniş gibi unsurlar göz önünde tutularak, vurulması tasarlanan darbeler yeniden gözden geçirilir. Genel olarak, aşılacak mesafe ne kadar uzun olursa, doğal engellerin sayısı da o kadar artar. Buna karşılık, direniş derecesi daha az olur.

Bu nedenle, doğal engeller çok sert olmadıkça veya ikmal bakımından kendi üssüne bağlı bulunmak hususunda düşman geniş bir serbestliğe sahip olmadıkça, düşman ulaştırma sistemini mümkün olduğu kadar uzaktan kesmek suretiyle daha büyük bir başarı ve etki beklenebilir.

Bu konuda dikkate alınması gerekli diğer bir husus da, düşman kuvvetlerinin gerisine yakın bir darbenin düşman birliklerin zihinlerinde daha büyük bir etki yaratması olasılığına karşılık, çok daha derinlikte başarılan bir darbenin düşman komutanının aklında daha büyük bir etki yaratılmasına yol açabileceği meselesidir.

Strateji teorisi ve çevik akınlar

Geçmişteki süvari akınları, çok defe görevin tahrip yönünü uygulamakta gösterilen dikkatsizlikler nedeniyle etkilerini kaybetmişlerdi. Bunun sonucu olarak, çevik birliklerle girişilen akınların düşman ulaştırma sistemi üzerinde sağlaması muhtemel etkinin değeri de gereksiz yere düşmüştü. Ayrıca, göz önünde tutulması gereken bir diğer husus da, ikmal maddeleri akışının yalnız yollar üzerinde başarılacak tahriple değil, trenlere ve kamyon konvoylarına yapılacak gerçek veya tehdit edici saldırılarla da kesilmesinin mümkün olduğudur. Elastiki olması ve arazi üzerinde manevra gücü olan mekanize kuvvetlerin gelişmesi suretiyle, ulaştırma sisteminin bu şekilde kesilmesinin sağladığı olanakları, hiç şüphesiz daha da artmıştır.

Bu sonuçlar, Il. Dünya Savaşı’nda elde edilen tecrübelerle de doğmamıştır. Bu savaşta, asıl taarruzu yapan Alman orduları çok ilerilerde hızla ilerleyen Guderian’ın zırhlı tümenleri bu konuda özellikle başarılı örnekler vermişlerdir. Bu zırhlı tümenlerin Somme derinliklerinde ve Abbeville’de müttefik ordularının ulaştırma sistemini kesmeleri ve böylece, bu ordular üzerinde gerek maddi, gerek psikolojik bakımdan felce uğratıcı korkunç bir etki sağlamış olmaları, dikkate değer bir hatadır.

Strateji teorisi ilerleme metoduna vurgu yapar

XVIII. yüzyılın sonuna kadar, gerek muharebe alanına doğru yapılan stratejik ve gerek muharebe alanında yapılan taktik ilerlemelerde uygulanan kural, kitle halinde yürüyüş metoduydu. Daha sonra Napolyon, Bourcet vb.’nin düşüncelerinden ve yeni tümen sisteminden de yararlanarak, bölünmüş nitelikte bir stratejik ilerleme uygulamıştır. Buna göre ordu, bağımsız, yürüyüş kolları halinde ilerlemekteydi. Bununla beraber, taktik ilerleme genellikle hala yoğun bir karakter taşıyordu.

XIX. yüzyılın sonuna doğru, ateşli silahların gelişmesi sonucu muharebe sahasında yapılan taktik ilerleme, ateş etkisini azaltmak için, küçük parçalar halinde olmak üzere dağınık bir şekil almış; ancak stratejik ilerleme, tekrar yoğun niteliğe bürünmüştür. Bunun nedeni, kısmen demiryollarının genişlemesinin etkisi, bir bakıma da Napolyon metodunun yanlış anlaşılmasıdır.

Bununla beraber, strateji sanatına ve iyi düşünülmüş bir stratejik ilerlemeye yeniden dönülmesi gerekiyor: Hava taarruzu tehlikesi aldatma ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Mekanize kuvvetler önem kazanmış, bu kuvvetlerin hareket kabiliyetinden tam yararlanma ihtiyacı belirgin hale gelmiştir. İlerleyen kuvvetlerin müşterek hareketini bozmamak koşuluyla, orduların yalnız mümkün olduğu kadar genişliğine bölünmeleri gerekmektedir. Koordinasyon ihtiyacının elverdiği ölçüde kuvvetlerin dağılma ihtiyacı de zorunluluk arz etmektedir. Bu husus, II. Dünya Savaşı’nın sonundan itibaren, atom silahlarının varlığı karşısında, daha da büyük önem kazanmıştır. Buna karşılık, kriptolu telsiz haberleşme sistemindeki gelişme ise, dağılan kuvvetlerin sevk ve idaresini kolaylaştırıcı rol oynamıştır.

Kaynaklar:

¹ A Formal Theory of Strategy 

² B.H. Liddell Hart, Strateji – Dolaylı Tutum, Çeviren: Selma KOÇAK, Doruk Yayınları (2013)


Yazan | 2017-05-25T18:57:01+00:00 Mayıs 14th, 2017|Harp ve Strateji|0 Yorum

Yazar Hakkında:

K.K.K’lığından emekli topçu kurmay albay. Kara Harp Okulu, Kara Harp Akademisi ve Silahlı Kuvvetler Akademisi’nden mezun. 11 yıldan fazla süreyle NATO'da görev yaptı. Çok iyi seviyede Almanca ve İngilizce bilir. NATO, Küresel Siyaset, Küresel Terörizm konularında serbest yazar.
%d blogcu bunu beğendi:
/* Omit closing PHP tag to avoid "Headers already sent" issues. */