Sun Tzu felsefesi: Çinli Strateji uzmanı Sun Tzu’dan liderlere altın öğütler

//Sun Tzu felsefesi: Çinli Strateji uzmanı Sun Tzu’dan liderlere altın öğütler

Sun Tzu felsefesi: Çinli Strateji uzmanı Sun Tzu’dan liderlere altın öğütler

Sun Tzu felsefesi, Çinli Strateji uzmanı Sun Tzu’nun Savaş Sanatı adlı eserine dayanmaktadır. Sun Tzu Çin Baharı döneminin sonlarına doğru ya da Sonbaharına doğru, M.Ö:500 dolaylarında Doğu Çin’de Wu kralına hizmet etmiş bir generaldir. Savaş Sanatı Çin’de merkezi otoritenin çöktüğü bir dönemde tek tek zayıf bazı devletlerin arasındaki üstünlük sağlama mücadelesine ilişkindir. Zaman içinde bu metin önemli yorumlara konu olmuş, bunlar da kitabın önemini arttırmıştır. Aynı dönemden kalma daha başka Çin askeri klasikleri de vardır, ama Sun Tzu içlerinde en iyi tanınan asker, devlet adamı ve strateji uzmanıdır.

Sun Tzu’nun Felsefesi

Sun Tzu’nun etkisi, strateji konusuna altta yatan yaklaşımından kaynaklanmaktadır. Taoist felsefeden etkilenmiş olan Savaş Sanatı, devlet işlerini de kapsamaktadır. Sun Tzu’ya göre savaşta üstün mükemmellik, zaferden kaynaklanmaz, “yüz savaşta yüz galibiyet”ten gelmez. Düşmanı “savaşmaksızın boyunduruk altına almak” daha iyidir.

İyi bir komutan, aldatma sanatının ustası olmalı, askeri kuvveti ancak en etkili olacağı zaman kullanmalıdır.

“Güçlüden kaçın, zayıf olana vur.”

Çinli Strateji uzmanı Sun Tzu felsefesine göre düşmanın stratejisini etkisiz kılmak ya da düşmanın planlarını bozmak, sevk idarenin en üstün şeklidir. Bunu takip edecek olan hareket tarzları, “düşmanın kuvvetlerinin bir araya gelmesini önlemek” ve ardından “muharebe sahasındaki  düşman ordusuna taarruz etmek”tir.

Sun Tzu’ya göre en aptalca verilecek karar, etrafı surlarla çevrili kentleri kuşatmaktır.

Sun Tzu Felsefesi ve aldatma sanatı

Sun Tzu felsefesine göre aldatmanın anahtarı, kendisinden beklenenin tersini yapmaktır. Yani; güçlüyken güçsüz görünmek, aktiften pasif görünmek, yakınken uzak görünmek, uzakken de yakın görünmektir.

Bunun için iyi bir askeri düzen ve disiplin gerekir. Örneğin korkak taklidi yapmak, cesaret gerektiren bir şeydir. Ayrıca hasmını tanımayı, anlamayı da gerektirir. Eğer düşman generali çabuk öfkelenen bir kişilik yapısına sahipse, onu kızdırmak kolaydır.

Düşman generali inatçı ve asabiyse, hakaretler onu çileden çıkarır, delice şeyler yapmaya yöneltir. Eğer kibirliyse, ona sahte bir üstünlük duygusu vermek ve gardını indirmesini sağlamak kolaylaşır.

Sun Tzu’ya göre gözü pek, korkak olmayan, öfkeli, kendi şanına düşkün veya fazla merhametli komutan, en tehlikeli komutandır.

Sun Tzu Felsefesi: Doğru istihbaratın önemi

Asıl farkı yaratan şey, “istihbarattır”dir. İstihbarat “ruhlardan, tanrılardan, geçmiş olaylarla benzerlik kurmaktan” gelmediği gibi, hesaplamalarla da edinilecek şey değildir.

İstihbarat ancak düşmanın durumunu bilen eğitilmiş insanlardan, bugünkü anlamda “istihbarat vasıtaları”ndan elde edilebilir. Düşmanın konuşlanmasını, askerlerinin karakterini, generallerinin kişiliklerini bilen insanlar gerekir.

Sun Tzu Felsefesi: Düşmanın politik ilişkilerini bozmak

Düşmanın politik ilişkilerini bozmak da bir hedef olabilir. Sun Tzu’ya göre “Bazen bir egemenle bakanları arasına nifak sokmak, bazen de müttefiklerini ondan ayırmak iyi olur. Birbirlerinden kuşkulanmalarını sağlarsanız, uzaklaşırlar. O zaman onlara karşı komplolar kurarsınız.”

Savaş Sanatı’nın çağlar boyu süren etkisi

Doğu Asya generalleri için Sun Tzu’nun Savaş Sanatı adlı eseri herkesin okuduğu bir metin, bir standart olmuştur. Çin’in komünist lideri Mao Zedong’un yazılarındaki etkisi çok bellidir.

Napolyon’un da Savaş Sanatı’nın bir Fransız Cizvit papazı tarafından çevrilmiş metnini okuduğu söylenmiştir. 20. yüzyıl başlarına kadar İngilizcesi bulunmayan kitap zaman içinde askeri açıdan kaynak olarak artan bir ilgiye ulaştı ve 1980’erde iş dünyasının bilgelik kaynağı olmaya başladı. Kitabın yaklaşımları, karmaşık durumlarla karşı karşıya kalanlar için, kapışmaların kesinlikten uzak, ittifakların ve düşmanlıkların oynak olduğu durumlar için hayli ilginç bulundu. Savaş Sanatı zafere giden tek bir yol önermiyor, zaman zaman savaşlardan kaçınmak daha iyi olmakla birlikte, bazen de savaşmak zorunda kalınabileceğini söylüyordu.

Savaş Sanatı’nda Sun Tzu oldukça küçük anlaşmazlıkları tarif etmekte, atak bir hamleyle düşmanın çaresiz duruma düşürülebileceğini ya da düzensizlik durumuna yuvarlanabileceğini anlatıyordu.

Sun Tzu Felsefesi ve hedef

Kişinin hedefine nasıl ulaşacağını tarif etmektense, neyi hedeflemesi gerektiği yolunda güçlü bir eğilimin içine bir zaaf karışması gibi durumları tarif ediyordu.

Günümüzde bu tür açıklamalar, askeri metodolojinin geçirdiği büyük değişikliklerin gerisinde kalmıştır. Eğer Sun Tzu bize taktikler konusunda ayrıntılı bilgiler veriyor olsaydı, kitap kimsenin dikkatini çekmezdi. Ama Sun Tzu’nun takipçilerine yalnızca neyi düşünmeleri gerektiğine dair bazı işaretler verilmekte, çözümü bulmak ya da okuduklarını anlamlandırmak, kendilerine bırakılmaktadır.

Yaklaşımının en iyi sonucu vermesi için taraflardan yalnızca biri tarafından uygulanıyor olması gerekmektedir: Eğer her iki taraf da Sun Tzu okuyorsa, manevralar ve aldatmalar bir karar noktasına ulaşamaz ya da beklenmedik bir çarpışma ikisini de afallatır. Aldatmacı olarak isim yapmış olmak, pek çok noktada tahmin yürütmeyi şart kılar, örneğin savaştan kaçınmaya çalışılırken zaaf durumuna düşmüş görünmek mümkündür.

Sun Tzu felsefesi, güçlü ve tutarlı bir düşman karşısındaysanız, zekice akıl oyunları sizi ancak bir yere kadar götürebilir demektedir. Eğer tarafların ikisi de açık bir savaştan kaçmaya çalışıyorsa, en uzun süre kaçınan galip gelecektir, çünkü sonunda düşman çekilecek yer bulamayacak, ya dezavantaj durumundayken savaşmayı ya da teslim olmayı tercih edecektir.

Zaten ne olursa olsun, bir liderin, düşmanı aldatayım derken kendi peşindekileri de aldatmaksızın böyle esrarengizlikleri ve oyunları sürdürme fırsatı da sınırlıdır.

Sonunda Sun Tzu felsefesi bize her durum için bir kazanma formülü veriyor değildir, ancak düşmana karşı kaba kuvvet kullanmak yerine ondan daha zeki davranmaya dayalı, belli türde bir stratejinin ideal tipini sunuyordur.

François Jullien’e göre savaş sanatı

François Jullien, Çinlilerin savaşa (Sun Tzu Felsefesi’nde anlatıldığı şekliyle) yaklaşımıyla Çince dilinin kullanımı arasındaki benzerliğe dikkat çekerek ilginç bir düşünce zinciri oluşturmuştur.

Jullien’e göre, savaşta yüksek risk taşıyan, yıkıcı olabilecek doğrudan çatışmalara girmemeye olan eğilim, sözlü kavgalara da yansımakta, onlar da dolambaçlı, üstü örtülü sözler seçilerek yapılmaktadır. Uzaktan dokunan sinsi ifadeler, kinayeli, kaçamaklı sözler, tıpkı orduların hileli oyunlarına, tacizlerine benzetilebilir.

Bir argümanı açıkça söyleyip karşılığını göze almaktan uzak durulunca, inisiyatifi elden kaçırmamak mümkündür ve bu manipülasyon oyunları potansiyel olarak sonsuza kadar sürdürülebilir. Konuşmalarda doğrudan yaklaşımdan kaçınmak da savaştakiyle aynı sorunları yaratacaktır: tarafların ikisi de aynı tür yaklaşımlar uygularlarsa yarışmanın kazananı belli olmaz ve oyunun sonu gelmez.

Jullien Atinalıların bunun tersini yaptığına işaret etmiştir. Onlar savaşı ve tartışmayı hızlı bir sona ulaştırmanın avantajını görmüş, uzun süreli dikleşmelerin masrafından ve yaratacağı bezginlikten kurtulma yolunu aramışlardır.

Savaş doğrudan ve sahadadır, askerler birlikler halinde organize olmuş, düşman üzerinde en büyük etkiyi sağlamaya hazırlanmıştır, zafer de daha güçlü ve cesur tarafın olacaktır.

Generaller hile konusunda başarılı tiplerdir ve sürprizin avantajını da bilmektedirler, ama tacizlerle, oyunlarla vakit kaybetmek istemezler. Atinalılar tartışmalarında da aynı şekilde direkt davranırlar.

Tiyatroda olsun, mahkemede olsun ya da mecliste olsun, hatipler söyleyeceklerini apaçık, şeffaf şekilde söyler, sınırlı bir süre içinde gelecek itiraza yer bırakırlar. Bu durumda, tartışmalar da, savaşlar da, kesindir.

Tukidides’in ikna savaşları

İkna savaşlarında -Tukidides’in ifadesiyle – “argümanlar karşı tarafa kuvvetli fırlatılır,” karar da üçüncü bir taraftan, bir jüriden ya da seçmenlerden gelir. Bu çekiciliği olan bir farklılıktır ve belki de ikna savaşlarına yaklaşımlar, aslında derin ve yerleşik kültürel tercihlere bağlı olarak her tür çatışmada kendini göstermektedir.

Ne var ki, kesin savaş yolundaki güçlü Yunan eğilimiyle ilgili bu öneri, Victor David Hanson’un süregelen Batılı savaş tarzına değinen tartışmalı argümanından kaynaklanmış olup, klasik çağa dayalıdır.

Eleştirenler bu teoriye, Yunan savaşlarının analizine dayalı olarak ve tarihin daha sonraki aşamalarındaki gelişmeleri göstererek karşı çıkmaktadırlar.

Beatrice Heuser ve savaşlar

Beatrice Heuser, Batılı askeri düşüncenin Napolyon Savaşlarına kadar olan döneminde, en azından bir güçlü eğiliminin meydan savaşlarından kaçınma olduğunu ateşli şekilde iddia etmiştir: “Bir meydan savaşının kaçınılmazlığına ve kayıtsız şartsız istenmesi gerektiğine inanan pek az kişi vardı,” demektedir.

Fabian stratejisi

“Fabian stratejisi”ne adını vermiş olan Quintus Fabius Maximus, başlangıçta yapılması gereken şeyi geciktiren kişi olarak görülmüştü, çünkü Hannibal’in Kartaca ordusu önüne çıkanı yağmalayarak ilerlerken Maximus’un seçtiği yol bir korkaklık olarak görülmüştü. Ama Roma ordusunun M.Ö:17’de Cannae’de uğradığı yenilgiden sonra, onun yaklaşımındaki bilgelik takdir edilmeye başladı. Bunu izleyen on üç yıl boyunca Romalılar meydan savaşlarından uzak durmaya çalışırken Hannibal’in ikmal hatlarına saldırmayı sürdürdüler, sonunda Hannibal pes ederek İtalya’dan ayrıldı.

Orta Çağ savaşları

Bilinmesi gereken her şeyin klasik metinlerde var olduğu inancının hâlâ sürdüğü Orta Çağ boyunca, Roma’nın savaşa yaklaşımı, Vegetus’un De Re Militari’si doğrultusunda görünmektedir.

Kaynakların, ulaşımın ve coğrafyanın Orta Çağ’da karşılaştığı benzer sorunlar nedeniyle kilit meseleler hep lojistikle ilgiliydi ve saldırı ordusu eğer yağma ve çapul olanağı bulamazsa başı dertte demekti. De Re Militari’nin en önemli sayı, savaşın “son aşırı çare” olduğu, ancak tüm diğer planlar ve çareler tükendikten sonra başvurulması gereken bir yol olduğuydu.

Eğer riskler çok büyükse, savaşmamak gerekirdi. Daha iyisi, “stratagem ve siyaset” uygulayarak düşmanı ayrıntı düzeyinde mümkün olduğunca  hırpalamak, sonra  da ürkmesini sağlamaktı.

Vegetus de Sun Tzu’nun ifadelerine benzer sözler kullanarak, düşmanla savaşmak yerine onları aç bırakarak teslim olmaya zorlamayı öneriyordu (açlık, kılıçtan daha korkunçtu).

Düşmanı yokluklarla, sürprizlerle, zorluklarla (yani manipülasyonlarla) yenmek, meydan savaşı yapmaktan daha iyiydi.

Orta Çağ savaşlarının gerçekten bu kadar büyük bir meydan savaşı karşıtlığı içerip içermediği tartışma konusu olmuştur.

Clifford Rogers, komutanlann meydan savaşına daha hazır olduğunu (en azından saldırı savaşı olduğunda) ileri sürmüşse de, meydan savaşlarının o dönemde daha önde olduğunu iddia edecek kadar ileri gitmemiştir.

Bizans imparatoru ve Savaş Sanatı

Bizans imparatoru Moris’in Strategikon‘u da 7 nci yüzyıl başlarında aynı tür bir bakış açısı sergiler: “Düşmana aldatmalarla, baskınlarla ya da açlıkla acı vermek ve cesaretten çok şansa dayalı olan meydan savaşlarına sürüklenmemek iyidir.”

Farklı bir bakış açısının da var olduğunu göstermek isteyen Heuser, Otuz Yıl Savaşları hakkında yazarken Rohan Dükü Henri’den alıntı yaparak, “savaş eylemlerinin en şereflisi ve en önemlisi çarpışmanın kendisidir,” demektedir.

Heuser, yaşadığı dönemde savaşların “aslan modelinden çok tilki modeline göre, dövüşmekten çok kuşatmalarla” yapılıyor olduğundan yakınmıştır. Ama Heuser bunun ardından, kendisinin hiç savaşa tanık olmadığını, tanık olanların kendisinden daha tedbirli yaklaşımlar benimsediğini de kaydetmiştir. 18. yüzyıl başlarında Fransız ordularının başında bulunmuş olan Maurice de Saxe ise meydan savaşlarından kaçınmanın çok daha iyi olacağı görüşündedir:

Hiçbir şey düşmanı bu kadar saçmalamaya yöneltmez, hiçbir şey işleri bu kadar iyiye götürmez. Sık aralıklarla küçük kavgalar, düşmanı dağılmaya zorlar, sonunda sizden saklanmaya mecbur olur.”

Yüz Yıl Savaşları ve Sun Tzu Felsefesi

Orduları ara sıra baskın yapmak için, düşmanın ekonomik kaynaklarına saldırmak için, düşmanın halkını tehdit etmek ve morallerini bozmak için kullanmak, savaşa alternatif bir zorlama yolu sağlamıştır.

Daha önemlisi, başarı oranlarına baktığımızda — örneğin Yüz Yıl Savaşlarını incelediğimizde, en yetenekli stratejistlerin komuta ediyor olmasına ve meydan savaşı galibiyetine rağmen — “politik unsurlar her zaman askeri unsurlardan daha önemli olmuştur.”

İngilizler Fransa’daki kendi yerel müttefiklerinden yararlanmaya çalışırken, Fransızlar da İskoçları kışkırtıp İngilizlerin dikkatini dağıtmaya çalışmışlardır.

Geriye baktığımızda Yüz Yıl Savaşları bize, çatışmaların farklı aşamalardan geçebildiğini, çünkü altta yatan anlaşmazlıkların tam anlamıyla çözülmemiş olduğunu göstermektedir.

Bu bakımdan savaşın rolü, sonradan kabul edilenden hayli farklı olmuştur. Bu savaşlar içindeki en ünlü çatışmalardan biri, İngilizlerin V. Henry komutasında 1425’te Fransızları Agincourt’da yenilgiye uğratmasıdır.

Jan Willem Honig’e göre savaşlar

Jan Willem Honig bu meydan savaşının, çağın karmaşık koşulları açısından ele alınmasında direnmiş, kuşatmaların, rehine almaların, politik taleplerin, hatta katliamların hep payı olduğunu söylemiştir.

Tarafların ikisi de savaşa isteksiz yaklaşmış, bir yandan heves, bir yandan korku duymuş, ordular son kapışma için karşı karşıya gelene kadar özenle uygulanan senaryolardan. geçmişlerdir.

Honig’e göre, bütün bunların gerisinde meydan savaşıyla ilgili o “metafizik mistik” yatmaktadır, çünkü savaşın bir tür ilahi mahkeme gibi, Tanrı’nın baş-kanlığında ilahi adaleti getireceği inancını yansıtmaktadır. Sonunda da diğer yolların hepsi tüketildikten sonra gelip çatmıştır.

Sonuç bir risk rekabetidir, içine her iki tarafın son yargıç olan Tanrı’ya yakarma korkusu karışmıştır. Bu korku ve her Hristiyan kendi davasından ve kendi inancından kuşku duyması, tarafları orduların uymak zorunda kalacağı bazı karar ve koşullarla sınırlamaya yöneltmiştir.

Bunun anlamı, savaşın nispeten önceden kestirilebilecek yollar izlemesi, kapışmaktan kaçınmak için bulunabilecek (ve utandırmayacak) yolların aranmasıdır.

Tabii ki düşmanın bu kurallara uyup uymayacağı, kendi çıkarına kaçamaklar arayıp aramayacağı yine de kesin değildir, ama paylaşılan normlar yine de hem meydan savaşını, hem de stratejiyi etkilemiştir.

Tüm tehlikelerine rağmen savaşın anlaşmazlıkları şans referansıyla çözmek için ara sıra uygulanan bir çözüm olmak gibi özel bir rolü vardır. Bir çeşit kontrattır o. Kimin kazandığı ve zaferin ne anlama geldiği hakkında bir tür mutabakattır. Barışçı bir çözüm bulunamadığına göre anlaşmazlığın bu yolla çözüleceğini karşılıklı kabul etmektir.

Meydan savaşları ve Sun Tzu Felsefesi

Meydan savaşı bir “silahlar şansıdır,” ortaya bir galibin çıkacağı karşılıklı bir şiddete razı olmaktır. Meydan savaşları zaman ve mekân açılarından sınırlıdır, bir tek gün içinde, belirlenmiş bir alanda yapılırlar (genellikle şafakta gerilimle başlayıp akşam inerken tükenişle sona ererler). Bu sınırlar içinde, kanlı ve hain çatışmalar yaşanır, ama en azından, ülkenin geri kalanına bulaşmaksızın ortaya kesin bir sonuç çıkarır.

Zafer ilan etmek için asgari şart, günün sonunda (düşman kaçarken) savaş meydanına hakim olmaktır. Savaş sonucunun kesinleşmesi için her iki tarafın, kimin kazandığı ve bu zaferin pratik bedelinin ne olduğu konusunda mutabık olması gerekir. Bu normlar soylu kahramanlık kurallarından geliyor olmadığı gibi, sınırlı strateji koşullarından da kaynaklanmayan, kanunun fonksiyonu olan kurallardır.

Meydan savaşı, infaz edilebilecek bir ‘bahis’ gibi düşünülmektedir. Riske atılan şeylerin çok büyük olması ve şansın da büyük rol oynayabileceğinin bilinmesi, tarafların ihtiyatla yaklaşmayı yeğlemesinin nedenidir.

Kaynaklar:

¹ The Art of War by active 6th century B.C. Sunzi

² Where Sun Tzu Lives On

³ Lawrence Freedman, Strateji, Alfa Yayınları, Kasım 2015

Yazan | 2017-04-05T12:26:46+00:00 Nisan 4th, 2017|Harp ve Strateji|Sun Tzu felsefesi: Çinli Strateji uzmanı Sun Tzu’dan liderlere altın öğütler için yorumlar kapalı

Yazar Hakkında:

K.K.K’lığından emekli topçu kurmay albay. Kara Harp Okulu, Kara Harp Akademisi ve Silahlı Kuvvetler Akademisi’nden mezun. 11 yıldan fazla süreyle NATO'da görev yaptı. Çok iyi seviyede Almanca ve İngilizce bilir. NATO, Küresel Siyaset, Küresel Terörizm konularında serbest yazar.