Türk tarihini öğrenmenin önemi: Türk Tarihi öğrenmek neden gerekli?

Bu yazıda ‘Türk tarihini öğrenmenin önemi’ne değineceğiz. Son 20 yılda bilgisayarın keşfedilmesi ve insanlığın hizmetine sunulması ne kadar önemli ise, bilgisayara paralel olarak iletişim teknolojisinin de gelişmesi o kadar önemlidir. Bilgisayar ve internetin sunduğu olanaklar ile, başta bin yıldır ekmeğimizi ve suyumuzu bölüştüğümüz ve dost bildiğimiz içimizdeki “bir kısım” bölücüler olmak üzere, yabancı basın ve yayın organları da Türk tarihini karalama ve hatta çalma gayreti içerisindedir.

Türk tarihini öğrenmenin önemi

Dünyanın çeşitli ülke ve bölgelerine dağılmış olan Türklerin ve Türk çocuklarının tek bilgi kaynağı internettir. Ancak, internette blog veya web sayfası şeklinde yer alan Türkler hakkındaki bilgilerin çoğu yalan-yanlış bilgilerle doludur. Ya da kara propaganda amacıyla, çok masum görüntülü web sitelerinin içeriklerine bile “hap gibi” karalayıcı bilgiler eklenmektedir.

Başta Anadolu coğrafyası olmak üzere, her nerede yaşıyorlarsa, bütün dünya Türkleri kendi tarihini iyice okumalı, öğrenmelidir. Çünkü, tarihi akış içerisinde, aynı dili konuşan, aynı inanış içinde bulunan, töreleri, gelenekleri aynı veya benzer olan çeşitli coğrafi alanlarda kurulu Türk Devletleri ve boyları:

  • Boy bilincinden millet bilincine geçemedikleri,
  • Ulusal birlik ve beraberliklerini kuramadıkları,
  • Ulusal benliklerini unuttukları,
  • Taht kavgaları, iç isyanlar ve ihanetlerle güçsüz düştükleri,
  • Dil, din, tarih, töre gibi kültür değerlerinden uzaklaştıkları için, başka milletlerin arasında erimiş ve tarih sahnesinden yok olup gitmişlerdir.

Tarihten ders almak

Bu yüzden tarihteki Türk göçlerinin, kurulan Türk devlet, hakanlık ve imparatorluklarının yıkılış sebep ve sonuçlarını, Türk kültür ve göçlerinin Anadolu’nun ebedi Türk yurdu haline gelmesindeki tesirlerini ortaya koymak önem taşımaktadır. Tarih sürecinde her milletin iyi ve kötü günleri olmuştur. Önemli olan, geçmişteki yanlışlardan ders almak ve aynı hataları tekrar etmemektir.

Tarihte olduğu gibi bugün de düşman ülkeler bir ülkeye açık siyasi ve askeri saldırılar yerine o ülkeyi içten yıkmaya çalışmaktadır. Çünkü, yolu yöntemi iyi bilindiği takdirde bir ülkeyi içten yıkmak hem kolay hem de ucuzdur. Tank, top, uçak vb. kullanmayı gerektirmez. Dünyadaki diğer ulusları dikkatini çekmez.

Asrımız milletler asrıdır. Millet kavramını reddeden sistemlerin, sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmesini tamamlayamamış milletlerin bulundukları coğrafyada hür ve egemen yaşama şansları kalmamıştır. Bunun en son örneği Sovyetler Birliği’dir.

Sovyetler Birliği’nin dağılması

Sözde işçi egemenliğini öne çıkaran bu sistem “Sovyet Milleti” kavramında birleşemediğinden, insanlarını mutlu edemediğinden, birliği oluşturan onlarca etnik gruptan oluşan devleti bir arada tutamamış ve en sonunda, dışarıdan hiçbir fiili taarruz olmamasına rağmen, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği kendiliğinden dağılarak yok olmuş; yeni bağımsız devletlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

1990’lı yıllarda Yugoslavya ve Çekoslavakya ‘da paramparça olmuştur. Irak devleti de daha şimdiden üç parçaya bölünmüştür. Arap Baharı adı altında Kuzey Afrika ülkeleri Tunus, Cezayir, Mısır ve Libya içten yıkılmıştır. Diğer bazı Arap ülkelerinde de huzursuzluklar artarak devam etmektedir. Yıkılan düzenin yerine hangi düzenin kurulacağı bilinmemektedir.

Çökmüş Osmanlı Devleti’nin son kalıntıları üzerinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları, Lozan’da Misak-ı Milli esaslarına göre çizilmeye çalışılmıştır.

Misak-ı Millinin belirlenmesinde temel esas, sınırlarımızın olabildiğince Türk çoğunluğunun bulunduğu bölgelerden geçirilmesiydi.

Sahte tarihçiler

Bugün Atatürk ve arkadaşlarının başardıklarını küçük göstermeye çalışan bazı tuzu kuru sahte tarihçilerin ya da batı yardakçılarının TV ekranlarında ifade ettikleri gibi, 1923’lerin büyük devletleri genç Türkiye Cumhuriyeti’ne “Dileyin bizden ne dilerseniz…alın cetveli elinize Musul, Hicaz, Yemen dahil, sınırınızı istediğiniz yerden çiziniz!” dememiştir.

İstikall Harbi kazanılmış olmasına rağmen; İran ve Irak dağlarından geçirilecek hududun kayalık tarafı Türklere, birazcık tarıma uygun kesimleri İran, Irak ve Suriye’ye verilmeye çalışılmış, aileler, aşiretler devletler arasında kasten bölünmüş, bugünkü Doğu ve Güney Doğu sorunlarının temeli daha o günlerde atılmıştır.

Milli kimliğin önemi

Atatürk, Türk Milleti’nin milli kimliğini ön plana çıkarmaya büyük önem vermiştir. Hayatını, unutturulan “Türk Kimliği”ni tüm yönleriyle ortaya koymaya, Türk tarihine sahip çıkmaya, milletini soy ve kültüründen gurur duyan insanlara dönüştürmeye adamıştır. Bu konuda Atatürk şöyle der:

“Büyük devletler kuran ecdadımız, büyük ve şümullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur. Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.”

“Şimdiye kadar memleketimizde yayımlanan tarih kitaplarının çoğunda ve onlara mehaz olan Fransızca tarih kitaplarında Türklerin dünya tarihindeki rolleri bilinçli olarak veya bilinçsizce küçültülmüştür. Türklerin ecdat hakkında böyle yanlış bilgi edinmesi, Türklüğün kendini tanımasında, benliğini geliştirmesinde zararlı olmuştur.”  

“Evvela millete asil bir soya mensup olduğunu, bütün medeniyetlerin anası olan ileri bir milletin çocukları olduğunu öğretmeliyiz. Büyük işleri ancak büyük milletler yapar. Eğer bir millet büyükse kendisini tanıtmakla daha büyük olur. “

Bugün gittikçe güçlenen Türkiye Cumhuriyeti, tarihine yaraşır bir şekilde uygarlık dünyasında yavaş yavaş yerini almaktadır.

Türkiye güçlendikçe Türk topraklarında emelleri olan, Türkiye’nin ekonomik bakımdan güçlenmesini kendi çıkarları için tehlikeli gören devletler, ülkemizde sorunlar çıkarmaya ve ekonomik gelişmemizi her yola başvurarak engellemeye çalışmaktadırlar. Bu faaliyetlerin yanında tarih boyunca Türklerin bileğini bükememiş İngiltere, Fransa, Almanya, Yunanistan, İtalya, Rusya, ABD, Ermenistan vb. gibi bazı devletler de kasıtlı olarak, “Türklerin barbar olduğu, dünya medeniyetine hiçbir katkıları bulunmadığı” propagandasını yapmaktadırlar.

Atatürk diyor ki:

“Bir millet büyük ise kendini tanımakla daha büyük olur. Türk kabiliyet ve kudretinin tarihteki başarıları meydana çıktıkça, bütün Türk çocukları kendileri için lazım olan atılım kaynağını o tarihte bulabileceklerdir. Türk çocukları o tarihten bağımsızlık fikrini kazanacakları o büyük başarıları düşünecekler, harikalar yaratan adamları öğrenecekler, kendilerinin aynı kandan olduklarını düşünecekler ve bu kabiliyetle kimseye boyun eğmeyeceklerdir”.

Ahmet Akın, (E) Kurmay Albay