Türkiye Çin İlişkileri: Türkiye-Çin Siyasi ve Ekonomik İlişkileri

//Türkiye Çin İlişkileri: Türkiye-Çin Siyasi ve Ekonomik İlişkileri

Türkiye Çin İlişkileri: Türkiye-Çin Siyasi ve Ekonomik İlişkileri

Büyük güçler, Çin’le ticareti nasıl yapıyor?

Dünyanın ekonomik olarak en büyük ülkesi ABD’dir. ABD’nin ardından, Kasım 2001’de Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olduktan sonra Çin, orta ve yüksek teknoloji yaratamasa bile, Dünyanın ikinci büyük ekonomik gücü haline gelmiştir. Dünya Ticaret Örgütü’nün Çin’e sağladığı olanak ve fırsatları iyi kullanan Çin, ucuz Çin yapımı “alt-orta kalitedeki” mallar ile ABD’yi istila etmeye başlayınca, ABD Çin’den ithal edilecek ürünlere belli standartlar getirmiştir. Çin tehlikesi Avrupa’da da kendisini gösterince, benzer standartlar İngiltere, Almanya ve Fransa gibi Çin’le boy ölçüşecek ülkelerce de uygulamaya konmuştur.

Çin’le ticarette en az dış ticaret açığı veren ülke, Almanya’dır. Almanya’nın Çin’e karşı dış ticaret açığı, ABD ile kıyaslandığında makul düzeydedir. Almanya’nın Çin’e karşı dış ticaret açığının az olmasının temel nedeni, Almanya’nın Çin’e sattığı yüksek ve orta teknoloji kullanılarak üretilen sanayi mallarıdır.

Türkiye-Çin ekonomisi hızla gelişiyor

Türkiye Çin İlişkileri: Türkiye-Çin ekonomisi hızla gelişiyor.

Türkiye Çin İlişkileri ve Fırsatlar

Çin’le ekonomik ilişkilerde Türkiye için risklerin yanında, fırsatlar da vardır. Türkiye, Çin’le birlikte dünyanın her hangi bir bölgesinde ortak ticari faaliyette bulunabilir ki bu yapılmaktadır. Afrika en öncelikli kıta konumundadır. Çin’in alt yapı yatırımları son yıllarda Afrika’da ve Güney Amerika’da çok artış göstermiştir. Türkiye, AKP iktidarları döneminde Afrika Kıtası’nda yapıcı rol üstlenmiştir.  Sudan’da askeri üs bölgesi (Eylül 2017) kurmuştur. Türkiye fayda ve maliyet değerlendirmesi yaparak Afrika Kıtası’nda Çin’le birlikte ekonomik faaliyetlerde bulunabilir. Çin, Afrikanın yanında Orta Doğu’yu da yakından takip etmektedir ki, Orta Doğu coğrafyası Türkiyenin bitişik komşusu gibidir. Türkiye, Çin’in Orta Doğu’daki siyasi ve ekonomik faaliyetlerini yakından takip etmek zorundadır.

Uzakdoğu ve eski SSCB toprakları da Çin ve Türkiye’nin ortak yatırım yapabilecekleri alanlardır. Ancak, Çin’in Türkiye’nin eski SSCB topraklarında etkili olmasını istemediği bilinmektedir. Uzakdoğu coğrafyası ise, Türkiye’ye mesafece uzaktır. Üstelik Uzakdoğu’da Çin, Güney Kore, ABD ve Japonya gibi büyük devletlerin üstünlük sağlama mücadelesi devam etmektedir.

Türkiye Çin İlişkiler ve Zorluklar

Çin, Türkiye ile ticaret yaparken, Türkiye’nin bölgesel olaylara daha fazla tarafsız kalmasını istemektedir.

Çin’e göre Türkiye’ye yakın olan Irak, Suriye, İran, İsrail gibi ülkelerle Türkiye’nin iyi ilişkiler kurması, bu ülkelerde Çin sermayesi kullanılarak yapılacak ortak yatırımların önünü açabilecekken, Türkiye’nin bölgesel olaylarda doğrudan taraf olması ve Batılıların çıkarına hizmet etmesi ekonomik fırsatların önünü tıkamaktadır.

Son 50 yılda yaşanan gelişmeler dikkate alındığında, siyaset kendi mecrasında bir su gibi akmakta, önüne engel çıktığında akış istikametini değiştirmektedir. Bu bağlamda, Türkiye bir angajmandan kurtulup, başka bir angajmana boyun eğmemelidir. Bir ekonomik pakttan ayrılıp, daha alt düzeydeki bir ekonomik pakta teslim olmamalıdır. Bir askeri pakttan çıkarak, son derece demode, 5 nci sınıf teknoloji kullanan başka bir askeri pakta girmemelidir.

Türkiye Çin İlişkileri: İstikrar Meselesi

Türkiye son 15 yılda dış politikada istikrarsız bir rota izlemektedir. Türkiye ile Suriye arasında 22 Aralık 2004 tarihinde Serbest Ticaret Alanı Tesis Eden Ortaklık Anlaşması imzalanmış,  bu antlaşma 1 Ocak 2007 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Aynı antlaşma 6 Aralık 2011 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile askıya alınmıştır. Türkiye’nin bir kaç yıl önce serbest ticaret antlaşması imzaladığı, vizeleri kaldırdığı, kardeş ülke diye adlandırdığı  bir ülke ile, örneğin Suriye ile, Mart 2011’den itibaren savaş noktasına gelmiş olması, Pekin yönetimini tedirgin etmektedir. Çin, ABD liderliğindeki Batılı ülkelerin -Kore, Vietnam, Bosna Hersek, Kosova, Irak, Afganistan, Suriye, Yemen, Libya örneklerinde görüldüğü gibi- canları istediğinde, her hangi bir bölge veya ülkeye müdahale etmesinden, savaş ilan etmesinden rahatsızdır. ABD’nin savaşa dayalı sömürge politikası Çin’i tedirgin etmektedir. Türkiye ise 1952’den beri bir NATO ülkesidir ve Batılı ülkelerle birlikte hareket etmek durumundadır.

Çin’e göre Afganistan (Eylül 2001), Irak (Mart 2003) örneğinde olduğu gibi, Suriye’de de Batılılarca genel bir savaşın başlatılması, Orta Doğu bölgesinde istikrarsızlığı tetiklemektedir. Çin’in enerji bakımından dışa bağımlılığı %50’den fazladır. Çin gereksinim duyduğu petrol ve doğal gaz ithalatını Orta Doğu ülkelerinden yapmaktadır.

2000 yılında 1 milyar ABD Doları olan Türkiye-Çin ticaret hacmi, 2011 yılında 24 milyar dolara yükselmiştir. 1952’de NATO’ya katıldığımız dikkate alındığında, 50 yıllık Türkiye-ABD ittifakının ardından Türkiye-ABD arasındaki dış ticaret hacmi yaklaşık 15 milyar ABD Dolarıdır. Türkiye’yi idare edenlerin bu kıyaslamadan alması gereken dersler olmalıdır.

Çin, Arap Baharı sürecinde Mart 2011’de ortaya çıkan Suriye sorununda, BM Güvenlik Konseyi’nde yapılan tüm görüşmelerde daima Rusya ile birlikte hareket ederek, Esat yönetimine destek vermiştir.

Benzer şekilde Dünya petrollerinin çok önemli bir kısmını topraklarında barındıran Irak merkezi hükümeti ile Türkiye’nin ilişkilerinin gerginleşmesi, Türkiye’nin anlaşılmaz şekilde Irak’ı bölme amacı güden Kuzey Irak Kürt Yönetimi ile ikili antlaşmalar imzalaması, komünist Çin yönetiminin kafasını karıştırmaktadır.

Türkiye Çin İlişkileri ve İslami Gruplar

Çin, İpek Yolu’nun başlangıcındadır. Türkiye’nin İpek Yolu üzerinde bulunan ve Şii Müslümanlığı yayma politikası güden İran’la ilişkileri “gri”dir. Türkiye’nin İran’la dost mu, düşman mı olduğunu ne Batılı hükümetler, ne de Çin ve Rusya gibi büyük devletler anlamakta zorlanmaktadır.

Türkiye’nin, Rusya, Ermenistan, İran, Irak, Gürcistan, Yunanistan ve Suriye örneklerinde olduğu gibi komşuları ile ikide bir karşı karşıya gelmesi, Çin’i rahatsız etmektedir. Aynı şekilde Türkiye’nin Orta Asya’daki Türk kökenli devlet ve etnik kökeni Türk olan topluluklarla yakından ilgilenmesi, hem Rusya’yı, hem de Çin’i rahatsız etmektedir. Türkiye’nin özellikle Sünni İslamı temsil eden radikal gruplarla ilişkileri, hem Batı hem de Doğu ülkelerince yakından takip edilmektedir. Türkiye, İslamiyetin her hangi bir kolunu temsil eden politikalardan uzak durmalı, “İslam dini”ni çok eleştirilen İran’ın yaptığı gibi  dış politikanın merkezine yerleştirmemelidir.

Çin, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olmasını desteklemektedir. Çünkü Çin’le iyi ilişkiler içerisinde olan bir Türkiye’nin Avrupa Birliğine tam üye  olması, Avrupa kapılarını Çin’e tam olarak açabilecektir. Öte yandan Çinlilerce Avrupa Birliği ile iyi ilişkiler içerisinde olan bir Türkiye’nin, Orta Asya’ya yönelmeyeceği değerlendirilmektedir.

Çin’in Türkiye’nin Çin topraklarında yaşayan Türklerle yakından ilgilenmesinden hoşnut olmadığı bilinmektedir. Her ülkeyle olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti Çin Halk Cumhuriyeti ile ilişkilerinde Sincan bölgesi gibi bazı hassasiyetlere dikkat etmek zorundadır.

Sonuç:

Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri, 15 Temmuz 2016 Askeri Darbe Girişimi sonrasında Türkiye’yi “insan haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle” geniş ölçüde eleştiri yağmuruna tutmakta, Türkiye hızla Batı Bloku’ndan uzaklaşmaktadır. Hem Çin hem de Türkiye için içinde bulunulan ortam siyasi bağların ilerletilmesi için değerli bir şans olabilir. Türkiye yasa dışı yollardan gerçekleşmekte olan “Uygur göçü”nün Çin’den Türkiye’ye akışını kısıtlamış durumdadır. Yine de Türkiye Sincan Uygur Türkleri’nin durumunu göz ardı edecek durumda değildir.

Türkiye, bir yandan Çin’le ekonomik ve siyasi ilişkilerini geliştirirken, ABD’li strateji uzmanı Liddel-Hart’ın vurguladığı gibi “dolaylı tutum” stratejisi ile Uygur Türkleri sorununu çözmenin yollarını aramalıdır. Türkiye’nin bir devlet veya devletler grubu ile doğrudan çatışmaya girmesi milli çıkarlarının elde edilmesi için tek seçenek olmamalıdır. Sincan Uygur Özerk Bölgesi meselesinde de durum “doğrudan savaşarak” çözülecek gibi değildir. Rekabet içinde olduğumuz, muhatap olduğumuz devlet dünyanın en eski tarihine ve en kalabalık nüfusuna sahip olan Çin Devleti’dir. Çin, ünlü Çinli general ve filozof Sun-Tzu prensiplerini tam olarak uygulamaktadır. Bu açıdan bakınca Çin dış politikasını uzun vadeye yaymayı, sakin-heyecandan uzak-soğukkanlı olmayı ilke edinmiş bir devlettir. Çin’le tesadüfen iyi ilişkilerin geliştirilmesi olası olmadığı gibi; bir takım basit kurnazlıklarla veya “hile” ile Çin’in aldatılması kolay değildir.

Her devletle olduğu gibi; Çin Halk Cumhuriyeti ile rekabette üstünlük kazanmanın yollarını bulmak için fiziki unsurlar, psikolojik faktörler ve politikalar doğru bir şekilde analiz edilmelidir.

Sömürgeci Batılı büyük güçlerle rekabet etmek zorunda olan, ancak yüksek ve orta teknolojiye sahip olmayan Türkiye ve Çin’in ekonomik çıkarları, her iki ülkenin birlikte hareket etmesini zorunlu kılmaktadır. Ancak, yukarıda verdiğimiz örneklerden de anlaşılacağı gibi, Türkiye ve Çin’in istikrarsız siyasi duruşları, ekonomik ilişkilerin gelişmesinin önündeki en büyük engeldir.

Tarihin derinliklerinde ortak sınır komşuluğu yapmış olan Türkiye ve Çin’in yakınlaşması, hem iki ülke halklarına, hem de dünya barışına önemli katkılar sağlayacaktır.

Türkiye Çin İlişkileri ve bu ilişkilerin gelişmesi, Batılılar karşısında eli kolu bağlı olan ve sürekli itilip kakılan, dışlanan Türkiye’nin siyasi ve ekonomik alandaki konumunu güçlendirecek ve hareket alanını genişletecektir.

(E) Topçu Kurmay Albay Ahmet Akın

Yazan | 2017-10-08T21:05:38+00:00 Ekim 8th, 2017|Asya|0 Yorum

Yazar Hakkında:

K.K.K’lığından emekli topçu kurmay albay. Kara Harp Okulu, Kara Harp Akademisi ve Silahlı Kuvvetler Akademisi’nden mezun. 11 yıldan fazla süreyle NATO'da görev yaptı. Çok iyi seviyede Almanca ve İngilizce bilir. NATO, Küresel Siyaset, Küresel Terörizm konularında serbest yazar.
%d blogcu bunu beğendi: