/, Harp ve Strateji/Uluslararası politika teorileri ve dünya politikası gerçekleri

Uluslararası politika teorileri ve dünya politikası gerçekleri

Uluslararası politika hakkında değişik görüşler ortaya atılmaktadır. Devletlerarası çatışma teorilerini de içeren değişik politik görüşleri, bu analizde derinliğine ele alacağız.  

‘Uluslararası politika’yı etkileyen gelişmeler

Dünya küreselleşiyor ve küçülüyor. Mayflower Atlas Okyanusu’nu üç ayda geçmişti. 1924’te Charles Lindbergh’in uçuşu 33 saat sürmüştü. Elli yıl sonra Concorde bunu üç saatte gerçekleştirdi. Balistik füzeler ise okyanusu 30 dakikada aşabiliyor. 21. yüzyılın başında okyanus aşırı bir uçak yolculuğunun maliyeti 1950’dekinin üçte birine, New York’tan Londra’ya telefon etmenin maliyeti ise yüzyıl ortasındakinin küçük bir yüzdesine inmiş durumda. Küresel internet iletişimi neredeyse anında gerçekleşiyor ve aktarım maliyetleri göz ardı edilebilecek kadar düşük.

Bugün Asya’daki bir çevreci ya da Afrika’daki bir insan hakları aktivisti, bir zamanlar sadece hükümetler ya da çok uluslu şirketler gibi büyük örgütlerin sahip olduğu bir iletişim gücüne sahip.

İşin vahim yanı ise, nükleer silahların savaşa, bir yazarın “çifte ölüm” dediği (sadece tek tek insanların yaşamının değil, bazı durumlarda insan türünün tamamının tehdit edilebilmesi anlamında) yeni bir boyut eklemiş olması.

2001 Eylülü’nde New York ve Washington’a düzenlenen terörist saldırıların gösterdiği gibi, teknoloji devlet dışı aktörlerin eline, bir zamanlar sadece hükümetlerin tekelinde olan yıkıcı güçler veriyor.

Mesafeler önemini yitirdikçe, Afganistan gibi uzak ve yoksul ülkelerdeki koşullar Amerika ve Avrupa’yı ansızın yakından ilgilendirir hale geliyor.

Uluslararası politika teorileri ve dünya politikası gerçekleri

Uluslararası politika teorileri ve dünya politikası gerçekleri

Uluslararası politika gerçekleri

Dünya küreselleşmesine, küçülmesine rağmen yine de uluslararası politika ile ilgili bazı başka gerçekler çağlar boyunca değişmeden kaldı. Thukydides’in 2.500 yıl önce Sparta ile Atina arasında yaşanan Peloponnesos Savaşı hakkında anlattıkları, 1947’den sonraki Arap-İsrail çatışmasıyla ürkütücü benzerlikler göstermekte.

21. yüzyıl başında dünya tuhaf bir süreklilik ve değişim harmanı. ‘Uluslararası politika’nın bazı yönleri Thukydides‘ten beri değişmedi. Devletlerarası politikaya eşlik eden bir güvenlik ikilemi, belli bir düşmanlık mantığı var. İttifaklar, güç dengeleri ve savaş ile uzlaşma arasında politika tercihleri binyıllardır benzerliğini koruyor.

Öte yandan, Thukydides‘in hiçbir zaman nükleer silahlar, HIV/AIDS ya da küresel ısınma gibi kaygıları olmamıştı. Uluslararası ilişkilerle ilgili olanların, süreklilikler kadar değişimleri de anlamak için, geçmişi temel almaları, ama geçmişin tuzağına düşmemeleri gerekiyor. Geleneksel kuramları öğrenmek, sonra da bunları güncel durumlara uyarlamak zorundayız.

Uluslararası politika ve Dünya hükümeti

Ayrı ayrı devletler ortadan kalksaydı uluslararası politika dönüşüme uğrardı, ama dünya hükümetinin eli kulağında değil. Ve uluslarötesi şirketler, sivil toplum kuruluşları ve terörist gruplar gibi devlet dışı aktörler hükümetlerin karşısına yeni güçlükler çıkarırken, devletlerin yerini almıyor. Yerküredeki yaklaşık 200 devletin halkları bağımsızlıklarını, kültürlerini ve dillerini korumak İstiyor.

Aslında, milliyetçilik ve ayrı devlet talepleri tarihe karışacağına yükseliyor. Bu yeni yüzyılda, devletlerin sayısı azalmak yerine muhtemelen çoğalacak. Dünya hükümeti de savaş sorununu otomatik olarak çözemezdi.

Bugün, savaşların çoğunu etnik ya da iç savaşlar oluşturuyor. 1989’da Soğuk Savaş’ın sona ermesinden 21. yüzyılın başına kadar dünyanın 78 ayrı yerinde 116 silahlı çatışma meydana geldi.

Bunların 7’si devletlerarası, 20’si ise yabancı müdahaleli ülke içi savaşlardı. Aslına bakarsanız, 19. yüzyılın en kanlı savaşları da birbiriyle çatışan Avrupa devletleri arasındakiler değil, Çin’deki Taiping Ayaklanması ile Amerikan İç Savaşı’ydı. Daha epeyce bir süre rakip topluluklardan ve ayrı devletlerden oluşan bir dünyada yaşamaya devam edeceğimizden, bunun gelecek beklentilerimiz açısından ne anlama geldiğini anlamamız önem taşıyor.

11 Eylül 2001’de Dünya Ticaret Merkezi (ABD) ve Pentagon’a yapılan terör saldırılarından sonra ABD, yeni dünya politikası veya terörle mücadele politikası kapsamında önce Afganistan’a, sonra nükleer silah üretme programı olduğu gerekçesiyle -yalan olduğu sonradan ortaya çıktı- Irak’a taarruz etmiştir. Ancak, ABD, Başkan G.W. Bush’un “şer ekseni”nde yer alan Kuzey Kore’ye 2001’den beri taarruz etmemiştir.

Uluslararası politika nedir?

Dünya hep ayrı ayrı devletlerden oluşan bir sistemle bölünmüş durumda değildi. Yüzyıllar içinde dünya politikası üç temel biçim aldı. Dünya imparatorluğu sisteminde, bir hükümet temasta olduğu dünyanın büyük bölümünü denetimi altında tutar. Bunun Batı dünyasındaki en büyük örneği Roma İmparatorluğu’ydu.

  • yüzyılda İspanya,
  • yüzyıl sonunda Fransa benzer bir üstünlük elde etmeye çalıştılarsa da ikisi de başarısız oldu.
  • yüzyılda Britanya İmparatorluğu yerkürenin bir ucundan ötekine yayıldı, ama Britanyalılar bile dünyayı başka güçlü devletlerle paylaşmak zorundaydı.
TREND ANALİZ:  Küresel güç olmak: Küresel güç olmanın koşulları nelerdir?

20 nci yüzyılın ilk yarısında büyük güçler iki defa, yaklaşık 50 milyon insanın hayatına mal olan yıkıcı dünya savaşlarına girdiler. Yüzyılın ikinci yarısı bir soğuk savaş, bölgesel savaşlar ve nükleer silahların ezici tehdidi altında geçti.

  • Bu çatışmalar neden çıktı?
  • 21 nci yüzyılda tekrarlanabilir mi?
  • Yoksa yükselen karşılıklı ekonomik ve ekolojik bağımlılık, uluslarötesi ve uluslararası kuruluşların büyümesi ve demokratik değerlerin yayılması yeni bir dünya düzeni mi yaratacak?
  • Küreselleşme ve bilgi devrimi bu yeni yüzyılda uluslararası politikayı nasıl etkileyecek?

Dünya politikası biçimleri: İmparatorluklar

Eski dünya imparatorlukları —Sümer, Pers, Çin— aslında bölgesel imparatorluklardı. Dünyayı yönettiklerini düşünüyorlardı, ama diğer imparatorluklarla çıkabilecek çatışmalardan iletişimsizlik nedeniyle korunuyorlardı. İmparatorluğun çevre topraklarındaki barbarlarla mücadeleleri, kabaca eşit güçte devletler arasındaki savaşlarla aynı şey değildi.

Dünya politikası biçimleri: Feodal sistemler

Uluslararası politikanın ikinci temel biçimi, bağlılıkların ve siyasi yükümlülüklerin öncelikle bölgesel sınırlar tarafından belirlenmediği feodal sistemdir. Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra Avrupa’da feodalizm yaygındı. Kişinin yerel bir beye karşı yükümlülükleri vardı, ama uzak bir soyluya ya da piskoposa olduğu kadar Roma’daki papaya karşı da ödevleri olabiliyordu.

Siyasi yükümlülükleri büyük ölçüde, bağlı olunan kişinin konumundaki değişiklikler belirliyordu. Bir hükümdar evlendiğinde, bir bölge ve halkı drahoma kapsamında yükümlülüklerinin yeni baştan düzenlendiğini öğrenebiliyordu. Fransız olarak doğan bir şehir halkı kendisini birdenbire Flamanlaştırılmış, hatta İngilizleştirilmiş olarak bulabiliyordu.

Şehirlerin ve şehir birliklerinin bazen yarı bağımsız özel bir statüsü oluyordu. Feodal sistem içinde, duruma eşlik eden savaş curcunasının, bizim modern bölgesel savaşlar olarak düşündüğümüz şeyle alakası yoktu. Bu savaşlar hem bölgesel sınırlar dahilinde hem de ötesinde meydana gelebiliyordu ve birbiriyle çakışan, bölgesel olmayan bu bağlılık ilişkileri ve çatışmalarla bağlantılıydı.

Dünya politikası biçimleri: Anarşik devletler sistemi

Dünya politikasının üçüncü biçimi, görece bütünlüklü olan, ama üst bir yönetimi bulunmayan devletlerden meydana gelen anarşik devletler sistemidir. Bu sistemin örnekleri arasında Eski Yunan’daki şehir devletleri ya da 15. yüzyıl Machiavelli İtalya’sı sayılabilir.

Anarşik devletler sisteminin bir başka örneği, bütünlüğünü bir hükümdar ailesince denetlenmekten alan teritoryal hanedan devletleridir. M.Ö. 5. yüzyılda Çin ya da Hindistan’da bunların örnekleri bulunabilir.

Büyük teritoryal hanedanlar 1500’e doğru Avrupa’da yeniden ortaya çıktı ve şehir devletleri ya da gevşek teritoryal birlikler gibi diğer uluslararası politika biçimleri yok olmaya başladı.

1648’deki Westphalia Barışı, bazen büyük din savaşlarının sonuncusu ve modern devlet savaşlarının ilki olarak nitelenen Otuz Yıl Savaşı’nı sona erdirdi. Dönüp geriye bakıldığında, bu antlaşmanın egemen bölgesel devleti uluslararası örgütlenmenin hâkim biçimi olarak kutsadığı görülür.

Öyleyse, bugün uluslararası politikadan bahsettiğimizde genellikle bu bölgesel devlet sistemini kastederiz ve uluslararası politikayı ortak bir hükümdarın yokluğunda yapılan politika ya da üzerlerinde bir hükümdar olmayan kendilikler arasındaki politika olarak tanımlarız.

Yazan | 2017-11-09T14:57:01+00:00 Kasım 8th, 2017|Genel, Harp ve Strateji|0 Yorum

Yazar Hakkında:

K.K.K’lığından emekli topçu kurmay albay. Kara Harp Okulu, Kara Harp Akademisi ve Silahlı Kuvvetler Akademisi’nden mezun. 11 yıldan fazla süreyle NATO’da görev yaptı. Çok iyi seviyede Almanca ve İngilizce bilir. NATO, Harp Stratejisi, Küresel Siyaset, Küresel Terörizm konularında serbest yazar.

Bu analiz hakkında yorum yapmak ister misiniz?

%d blogcu bunu beğendi: