/, Harp ve Strateji/Uluslararası politika teorileri ve dünya politikası gerçekleri

Uluslararası politika teorileri ve dünya politikası gerçekleri

Uluslararası politika: Kendi ayakları üstünde durmak

17 nci yüzyıl İngiliz felsefecisi Thomas Hobbes böyle anarşik sistemleri “doğal hal” olarak adlandırıyordu. Doğal hal sözcükleri bazılarının gözünün önüne bir çiftlikte sakin sakin otlayan bir sığır sürüsünün görüntülerini getirebilir, ama Hobbes’un anlatmak istediği bu değildir.

Vahşi Batı günlerindeki şerifsiz bir Texas kasabasını ya da 1970’lerde hükümetin parçalanmasından sonraki Lübnan’ı ya da 1990’lardaki Somali’yi düşünün. Hobbes’un doğal hali selim bir durum değildir; düzeni sağlayacak üst bir otorite olmadığı için herkesin herkesle savaştığı bir durumdur.

Hobbes’un meşhur sözleriyle, böyle bir dünyada hayat kötü, vahşi ve kısadır.

İç politika ile uluslararası politika arasındaki farklar

İç politika ile uluslararası politika arasında hukuki, siyasi ve toplumsal farklar vardır. İç hukuka genellikle uyulur, aksi takdirde polis ve mahkemeler yasaları çiğneyenlere karşı yaptırımlar uygularlar. Öte yandan, uluslararası hukuk birbiriyle çelişen hukuk sistemlerine dayanır ve ortak bir yaptırım sistemine sahip değildir; uluslararası hukuku uygulatacak uluslararası bir polis yoktur.

Güç, iç politika ile uluslararası politikada farklı rol oynar. Düzgün bir iç siyasi sistemde, meşru güç kullanımı hükümetin tekelindedir. Uluslararası politikada güç kullanımı kimsenin tekelinde değildir. Uluslararası politika kendi başına ayakta durma alanı olduğundan ve bazı devletler diğerlerinden daha güçlü olduğundan, bunların güce başvurabilme tehlikesi her zaman mevcuttur. Güç bertaraf edilemediğinde, güvensizlik ve kuşku doğar.

İç politika ile uluslararası politika, altta yatan ortaklık duygusu bakımından da birbirinden ayrılır. Düzgün bir toplumda, yaygın bir ortaklık duygusu ortak bağlılıkların, adalet standartlarının ve meşru otoritenin ne olduğuna dair görüşlerin doğmasına yol açar. Uluslararası politikada, bölünmüş halklar aynı bağlılıkları paylaşmazlar.

Küresel ortaklık duygusu zayıftır. İnsanlar sık sık neyin adil ve meşru olacağı konusunda görüş ayrılığına düşerler. Bunun sonucu, iki temel siyasi değer olan düzen ve adalet arasında büyük bir uçurumun bulunmasıdır.

Böyle bir dünyada, çoğu insan ulusal kaygıları uluslararası adaletin önüne koyar. Hukuk ve etik uluslararası politikada rol oynar, ama bir ortaklık normları duygusu olmadığından, bunlar iç politikada olduğu kadar bağlayıcı değildir.

Bazıları, 21. yüzyılda üç temel sistemden —emperyal dünya sistemi, feodal sistem, anarşik devletler sistemi— tedricen yeni bir feodalizmin ya da daha düşük bir olasılıkla, bir Amerikan dünya imparatorluğunun gelişebileceğine dair tahminler yürütmektedir.

Devletlerarası politika: Farklı anarşik politikalar

Devletlerarası politika üst bir hükümetin olmaması anlamında anarşiktir. Ama siyaset felsefesi bile bir doğal halin ne kadar haşin olabileceğine dair farklı görüşler sunar. İç savaşın enkaza çevirdiği 17. yüzyıl İngiltere’sinde yazan Hobbes, emniyetsizliği, gücü ve hayatta kalmayı öne çıkarmıştır. İnsanlığı sürekli bir savaş halinde tasvir etmiştir.

Hobbes’ten yarım yüzyıl sonra, daha istikrarlı bir İngiltere’de yazan John Locke ise, bir doğal halde ortak bir hükümdar olmasa da, insanların bağlar kurup sözleşmeler yapabildiğini, dolayısıyla, anarşinin o kadar tehdit edici olmadığını ileri sürmüştür.

TREND ANALİZ:  Strateji uzmanı Clausewitz kimdir? Clausewitz’in biyografisi

Bu iki doğal hal görüşü, biri daha karamsar diğeri daha iyimser olan günümüzdeki iki uluslararası politika görüşünün felsefi öncülleridir: Uluslararası politikaya realist ve liberal yaklaşımlar.

Uluslararası politika: Realizm görüş

Realizm uluslararası politika düşüncesinde baskın gelenek olmuştur. Realistlere göre, devletlerarsı politikanın temel sorunu savaş ve güç kullanımı, baş aktörleri ise devletlerdir. Modern Amerikalılar arasında Başkan Richard Nixon ile Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’ın yazıları ve politikaları realizme örnek oluşturur. Realistler anarşik devletler sistemi varsayımından yola çıkarlar.

  • Örneğin, Kissinger ve Nixon ABD’nin gücünü azamiye çıkarıp diğer devletlerin ABD’nin güvenliğini tehlikeye düşürme imkânını asgariye indirmeye çalışmışlardı.

Realistlere göre, uluslararası politikanın başlangıcı ve sonu, diğer devletlerle etkileşim içindeki münferit devlettir.

Uluslararası politika: Liberalizm görüşü

Diğer gelenek olan liberalizmin Batı siyaset felsefesindeki kökenleri, 18. yüzyılda sırasıyla Fransa ve Almanya’da Baron de Montesquieu ile Immanuel Kant’a ve Jeremy Bentham ile John Stuart Mill gibi 19. yüzyıl filozoflarına kadar geriye götürülebilir. Devletlerarası politika kapsamında liberalizm geleneğinin Amerikan politikasındaki modern bir örneği, siyaset bilimci de olan ABD Başkanı Woodrow Wilson’ın yazılarında ve politikalarında bulunabilir.

Liberaller, devletlerin yanı sıra faaliyette bulunan ve devletler için bağlamın bir bölümünü oluşturan küresel bir toplum olduğu görüşündedir. Ticaret sınırları aşar, insanlar birbirleriyle temas kurar (yabancı ülkelerde okuyan öğrenciler gibi) ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşlar realistlerin mutlak anarşi görüşünün yetersiz kaldığı bir bağlam yaratırlar.

Liberaller, realistlerin devletleri, gücü dengeleme çabasında birbirlerine çarpa çarpa yuvarlanan sert bilardo topları gibi göstermesini eleştirirler; liberallere göre bu yeterli değildir, zira insanların sınırlar ötesi ilişkileri vardır ve uluslararası bir toplum bulunur.

Liberaller, realistlerin iç politika ile uluslararası politika arasındaki farkı abarttıklarını ileri sürerler. Onlara göre, realistlerin Hobbes’çul bir “doğal hal” olarak anarşi tarifi sadece ekstrem durumlara odaklandığından, karşılıklı ekonomik bağımlılığın büyümesini ve uluslarötesi küresel toplumun gelişimini gözden kaçırır.

Realistler buna Hobbes’tan bir alıntıyla karşılık verirler: “Fırtınalı hava nasıl durmadan yağmur yağacağı anlamına gelmezse, savaş hali de sürekli savaş anlamına gelmez.”  Londralılar nasıl güneşli Nisan günlerinde yanlarında şemsiye taşırsa, anarşik bir sistemde savaş beklentisi de devletlerin barış zamanlarında bile ordular beslemesine neden olur.

Realistler, liberallerin gerçekleşmeyen öngörülerine dikkat çekerler.

  • Örneğin, Stanford Üniversitesi’nin rektörü 1910’da, gelecekte artık savaşın mümkün olamayacağını, çünkü ülkelerin mali olarak bunun altından kalkamayacağını söylemişti.

Kitaplar savaş devrinin kapandığını, uygarlığın savaşın ötesine geçtiğini ilan ediyordu. Karşılıklı ekonomik bağımlılık, işçi sendikaları ile entelektüeller arasındaki bağlar ve sermayenin akışı savaşı imkânsızlaştırıyordu. Tabii, bu tahminler 1914’te feci bir şekilde iflas etti ve realistler haklı çıktı.

Yazan | 2017-11-09T14:57:01+00:00 Kasım 8th, 2017|Genel, Harp ve Strateji|0 Yorum

Yazar Hakkında:

K.K.K’lığından emekli topçu kurmay albay. Kara Harp Okulu, Kara Harp Akademisi ve Silahlı Kuvvetler Akademisi’nden mezun. 11 yıldan fazla süreyle NATO’da görev yaptı. Çok iyi seviyede Almanca ve İngilizce bilir. NATO, Harp Stratejisi, Küresel Siyaset, Küresel Terörizm konularında serbest yazar.

Bu analiz hakkında yorum yapmak ister misiniz?

%d blogcu bunu beğendi: