Yahudi lobisi: Yahudilerin ABD dış politikasına etkileri

//Yahudi lobisi: Yahudilerin ABD dış politikasına etkileri

Yahudi lobisi: Yahudilerin ABD dış politikasına etkileri

Yahudi lobisi ve ABD dış politikası iç içedir. Yahudi lobisi ’nin ABD dış politikası üzerindeki gücü ve etkisi, 1967’den itibaren çok artmıştır. Son yıllarda  Amerikalı yazarlar bile Yahudi lobi’sinin ABD’deki faaliyetlerinden duydukları rahatsızlığı yüksek sesle dile getirmeye başlamıştır. İsrail ve ABD ilişkilerinin günümüzdeki yakınlığına bakıldığında, iki ülke çıkarlarının ne denli iç içe olduğu ve ilginç bir şekilde son 60 yılda kurulan İsrail ve ABD dostluğunun diğer devletler tarafından kurulamadığını görürüz.

Yahudi lobisi ekseninde gelişen İsrail ve ABD ilişkileri, bu yazımızın esas konusudur.

Lobicilik nedir?

Lobicilik, kendi tezlerini destekleyen olgu ve olaylarla ilgilenen, dolayısıyla toplumun genel çıkarlarından çok belli grupların çıkarlarını savunan baskı gruplarının yapmış oldukları her türlü kulis faaliyetlere verilen addır.

Genel anlamda lobicilik ise, yönetim organlarını etkilemeye çalışan baskı gruplarının bu amaca yönelik faaliyetleridir.1

Lobiciliğin tanımına ve ABD dış politikasına baktığımız zaman lobiciliğin ABD dış politikasında çok etkin olduğunu ve bu yüzden İsrail ve ABD’nin sıkı sıkıya bir ilişki içerisinde bulunduğunu görürüz. Bu yakın dostluk ABD’nin İsrail’i 14 MAYIS 1948 tarihindeki kuruluşundan sadece 11 dakika sonra tanıyan tek ülke olmasından anlaşılmaktadır.

Lobicilik:

Lobicilik, kendi tezlerini destekleyen olgu ve olaylarla ilgilenen, dolayısıyla toplumun genel çıkarlarından çok belli grupların çıkarlarını savunan baskı gruplarının yapmış oldukları her türlü kulis faaliyetlerine verilen addır.

Yahudi lobisi ve ABD ve İsrail yakınlığı

Bütün devletlerin ve hatta ABD’nin dış politikadaki asıl amacı ülke menfaatlerini korumaktır.

Günümüze ve biraz yakın tarihe baktığımızda İsrail ve ABD’nin birbirleriyle olan bu dostluğunun -arada başka faktörler de olsa- aslında lobicilik faaliyetleriyle ilintili olduğunu kaçırmamamız gerekmektedir. Bu ilişkinin -ABD global güç olduğu için- sadece iki devleti değil neredeyse tüm dünyayı etkilediğini bilmeliyiz.

Yahudi lobisi’nin doğurduğu sıkıntılar

Yahudi lobisi ekseninde gelişen İsrail ve ABD dostluğu bütün dünyayı etkilemektedir. Bu dostluk, özellikle Avrupa, Asya, Orta Doğu gibi bölge halklarının ve en çok da Amerikan halkının tepkisine yol açmaya başlamıştır.

Biraz geçmişe baktığımız zaman 11 Eylül 2001 sonrasında Bush yönetimince uygulanmasına başlanan “Yeni Dünya Düzeni” politikasının kaçınılmaz şekilde hem Orta Doğu,  hem  de bütün dünyada farklı sonuçlara yol açtığını görürüz.

Yeni Dünya Düzeni politikasının özellikle Orta Doğu’yu demokratik bir topluluk haline getirmeyi amaçlamasının sonuçlarına bakıldığı zaman;

  • Yüzbinlerce insanın ölmesine, yaralanmasına,
  • Milyonlarca insanın mülteci durumuna düşmesine,
  • Afganistan, Irak, Suriye, Yemen ve Libya’da ayaklanmalara, bölgesel istikrarsızlığa,
  • Dünya petrol fiyatlarında değişkenliğe,
  • Madrid, Londra, Brüksel, Paris, Amman vb. gibi şehirlerde bombalı saldırılara neden olduğu kolaylıkla görülecektir.

ABD’nin Orta Doğu politikası ve Yahudi lobisi

ABD’nin Orta Doğu politikasının temelini İsrail oluşturur. Hiç kuşkusuz ABD politikalarına ciddi anlamda yön veren en önemli faktör ‘din’dir. ABD’nin iki önemli partisinden birisi olan Cumhuriyetçi Parti, her seçimde ‘dini sağ’dan oy almak için İsrail’i kullanmaktadır. Bütün Arap dünyasını kızdıracağını bilmesine rağmen; 8 Kasım 2016 seçimlerinden önce Cumhuriyetçi Parti aday Donald Trump’ın İsrail ve ABD ilişkisinin ne kadar ileri olduğunu kanıtlamak için, Kudüs’i İsrail’in başkenti yapacağını ilan etmesi de bu yüzdendir. Seçim sürecinde, Demokrat Parti’nin de İsrail karşıtı söylemine rast gelinmemiştir.

Din faktörünün yanında ABD İç ve dış politikasını etkileyen diğer önemli bir faktör ise ‘lobicilik’tir.

Amerika da  öne çıkan başlıca lobiler şunlardır:

  • Yahudi
  • Yunan
  • Ermeni lobileri.2

ABD politikalarında ‘Yahudi lobisi’ o kadar etkindir ki, ABD’de lobicilik denince ilk akla gelen lobicilik faaliyeti olarak anılmaktadır. Yukarıdaki sıralamada ‘Yahudi lobisi’nin birinci sırada gösterilmesi bu yüzdendir.

ABD ile İsrail arasındaki ilişkiler II. Dünya Savaşı sonrası dönemde, özellikle İsrail Devleti’nin ABD tarafından tanındığı resmen tanındığı 1948’den sonra yavaş yavaş gelişmiştir. ABD ile İsrail arası ilişkilerin gelişme seyri ABD’nin İkinci Dünya Savaşı sonunda,  ‘yalnızcılık politikası’nı terk ederek; bütün dünya meseleleri ile ciddi olarak ilgilendiği bir döneme denk gelmektedir.

İsrail ve ABD ilişkileri özellikle Altı Gün Savaşları (1967)’ndan sonra daha da belirginlelşmiş, özellikle Müslüman Dünyası aleyhine artış göstermiştir.

I. Dünya Savaşı sonrası İsrail ABD ilişkileri

İkinci Dünya Savaşından sonraki bu zaman diliminde, bilhassa 1976’dan sonra İsrail ABD’den en fazla doğrudan ekonomik ve askeri yardım alan ülke oldu. ABD’nin İsrail’e sağladığı toplam yardım 2003 yılı dolar fiyatlarına göre 140 milyar doları aştı. İsrail’e yapılan yardım, her yıl yaklaşık olarak ABD dış yardım bütçesinin 1/5 ini oluşturmaktadır. Yani ABD her bir İsrailli başına 500 dolar yardım sağlımaktadır.4 ABD, İsrail’in Black Howk helikopteri, F16 savaş uçakları gibi üst düzey silahlara erişimini sağlamış, NATO üyelerine bile vermediği çok gizli istihbarat bilgilerini İsrail’e vermekte tereddüt etmemiştir. İsrail inkar etse de, ABD İsrail’in nükleer silah sistemlerini geliştirmesine ve elde bulundurmasına göz yummaktadır. ABD 1982 den beri İsrail’in aleyhine olan, İsrail’i eleştiren BM Güvenlik Konseyi’ne ait 32 kararı veto etti. Bu rakam diğer tüm güvenlik konseyi üyelerinin kullandığı vetoların toplam sayısından daha fazladır.

ABD’de  Yahudi lobisinin çekirdeğini oluşturan AIPAC tır. AIPAC (American İsrael Public Affairs Committee) Türkçe açılımı: “Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesidir.” 1951 yılında Isaiah L. Kenen tarafından kurulan, merkezi Washington olan 55 bin üyesi bulunan, bütçesi de 69 bin dolar olan bir kuruluştur.

AIPAC’in başarısı

AIPAC’in başarısı ise hiç kuşkusuz kendi politikalarını destekleyenleri ödüllendirme, desteklemeyenleri ise cezalandırmasıdır. Bu konuya baktığımız zaman ABD meclisinde farklı konularda sürekli hararetli tartışmalar olur ama söz konusu İsrail olunca, tartışmalar kesilir. Herkeste bir sessizlik hakim olur. ‘İsrail lobisi’nin ABD Meclisi’ndeki başarısının nedenlerinden biri de bazı kilit üyelerinin içinde Dick Armey gibi Hristiyan Siyonistlerin bulunmasıdır.

Dick Armey Eylül 2002 de yaptığı bir konuşmasında “Benim dış politikadaki birinci hedefim İsrail’i korumaktır.” demiştir.

AIPAC’in başarısı kendi politikasına karşı çıkanları cezalandırmak, destekleyenleri de ödüllendirmekten gelir. Ödüllendirmenin esası İsrail lobisini yöneten/yönetecek adaylar üzerinde ‘bizi desteklersen biz de seni destekleyeceğiz’ baskısının kurulmasındandır.

Yahudi lobisi, kendi çıkarlarına aykırı hareket edenleri cezalandırmaktan çekinmez: Cezalandırma kapsamında hedef alınan kişiler mevcut konumundan, makamından ve hatta yakınlarından (aile, akraba, eş, dost gibi kişinin olmazsa olmazları) uzaklaştırılır.

Hedef alınanlar üzerinde mektup, telgraf,  elektronik posta gibi baskı vasıtalarla ‘baskı’ kurulmaya çalışılır.

Nitekim; eski ABD senatörlerinden biri olan Ernest Hollings görevinden alınırken şunları söylemiştir: “Burada AIPAC’in dışında başka İsrail politikası uygulayamazsınız.”

Senatörün bu sözleri, AIPAC’in Captiol Hill (Amerikan Meclisi) üzerindeki etkisinin ne kadar büyük olduğunu kanıtlamaktadır.

İç politika konularına baktığımız zaman da İsrail lobisi’nin ne kadar güçlü olduğunu görürüz.

İç politika konusunda halk nezdinde İsrail yanlısı olanlara dokunulmamakta ve hatta sayılarının arttırılması için uğraşılmaktadır.

Yahudi lobisi ve İsrail karşıtları

İsrail karşıtı bir halk söylemi olursa onlara karşı çeşitli yollarla baskı yapılmakta ve ABD’nin, İsrail’e olan desteği haklı çıkılmaya çalışılmaktadır. Bu haklı çıkarmaları yaparken medyayı etkin olarak kullanan İsrail lobisi, bunun yanında İsrail ve ABD ilişkileri konusunda gündemde olan konularla ilgili olarak kamu oyu araştırmaları yapmakta, bu şekilde halkın nabzını tutmakta ve buna aksi gelişmelere karşı önlem almaktadır. Örneğin; bir CNN yöneticisi bazen bir gün içerisinde İsrail karşıtı bir haber hakkında şikayette bulunan 6 bin elektronik postanın kendisine ulaştığını söylemiştir.

Yahudi lobisi ve Amerikan dış politikası

JOHN J. Mearsheimer ile Stephen M. Walt’in 2006’da “İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası” adlı bir kitap yayımlamıştır. Kitapta İsrail’i açıkça eleştiren ve Amerikan dış politikasını tek başına İsrail’in belirlediğini korkusuzca vurgulayan yazarlar, bu gerçekliğin ABD’nin global imajına ve süper gücüne zarar vermeye başladığını ileri sürmüşlerdir. Bu görüşleriyle Yahudilerin hedefi durumuna gelen söz konusu yazarlar, günümüzde de kendi kitaplarında İsrail’in artık ABD için ‘Stratejik bir yük’ haline geldiğini kaydediyorlar.

Oslo Anlaşması (1993) İsrail ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nün birbirlerini ilk defa resmi olarak tanıdıkları bir anlaşmadır. Görüşmeler Oslo’da yapılmıştır. Çoğu kişi bunun İsrail-Arap Barışı için doğru bir adım olduğunu düşünmüştür. Pazarlıklar esnasında İsrail ve ABD heyetleri arasında bazen  çok ilginç görüş ayrılıkları tespit edilmiştir.

Sonuç olarak; JOHN J. Mearsheimer ile Stephen M. Walt’ın da vurguladıkları gibi, iki ülke arasında bazen düşük seviyeli sürtüşmeler olsa da, konu İsrail’in çıkarları olduğunda, ABD’nin gerekirse kendi menfaatlerinden  taviz vererek, İsrail lehine dış politikasında yön değişikliğine gittiği konusunda dış politika uzmanları hem fikirdir.

Kan ve göz yaşı

Yahudi lobisi tarafından şekillendirilen ABD dış politikası, Soğuk Savaş (1945-1989)’ın sona ermesinden sonra, başta Kuzey Afrika ve Orta Doğu olmak üzere, dünyaya çatışmadan, kandan ve göz yaşından başka bir şey getirmemiştir.

Amerika Birleşik Devletleri tarihinde ABD’nin dış politikada her hangi bir dünya devletine bu derecede kayıtsızca angaje olduğuna dair başkaca bir örnek yoktur.

Dünya Yahudileri tarafından ustalıkla yönetilen Yahudi lobisi ile mücadele öncelikle Amerikalıların vazifesi olmalıdır.  Ancak, dünya ulusları bu konuda çok büyük bir beklenti içerisine girmemelidir. Çünkü, 8 Kasım 2016’da yapılan  ABD seçimlerinde de tespit edildiği gibi, ABD’de iktidarı tayin eden her iki parti de (Cumhuriyetçi Parti ve Demokrat Parti) şimdilik İsrail’e karşı politika geliştirmek niyetinde değillerdir.

Kaynakça:

  • Faruk Sönmezoğlu, Özgün Erlerbayır, Dış Politika Karşılaştırmalı Bir Bakış, Der yayınları, Kasım 2014, Sy:165
  • Faruk Sönmezoğlu, Özgün Erlerbayır, Dış Politika Karşılaştırmalı Bir Bakış, Der yayınları, Kasım 2014, Sy:166
  • Doç. Dr. Mehmet Şahin , ABD-İsrail ilişkileri: Böyle Dost Düşman Başına, Orta Doğu Analiz, Eylül’10 Cilt:2-Sayı:21,sy:40, ANKARA
  • Stephen M. Walt, John J. Mearsheimer, İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası, Zoydak Kitap, 2014, İstanbul

Yazan:

Kazım KUL, Giresun Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü

Yazan | 2017-04-20T11:51:23+00:00 Nisan 20th, 2017|Harp ve Strateji|Yahudi lobisi: Yahudilerin ABD dış politikasına etkileri için yorumlar kapalı

Yazar Hakkında:

K.K.K’lığından emekli topçu kurmay albay. Kara Harp Okulu, Kara Harp Akademisi ve Silahlı Kuvvetler Akademisi’nden mezun. 11 yıldan fazla süreyle NATO'da görev yaptı. Çok iyi seviyede Almanca ve İngilizce bilir. NATO, Küresel Siyaset, Küresel Terörizm konularında serbest yazar.
%d blogcu bunu beğendi: