Yeni dünya düzeni: Realizm, liberalizm ve konstrüktivizm nedir?

//Yeni dünya düzeni: Realizm, liberalizm ve konstrüktivizm nedir?

Yeni dünya düzeni: Realizm, liberalizm ve konstrüktivizm nedir?

Yeni dünya düzeni nedir?

Yeni dünya düzeni, dünya devletlerinin artık ABD ya da Sovyetler Birliği gibi iki süper güç tarafından desteklenmediği, yani dünyanın bölünmediği ve bunun yerine uluslararası sorunları çözmek için dünya devletlerinin birlikte çalıştığı siyasi bir durumdur.

Uluslararası politika 2000 yıldır hiç değişmedi. Yeni dünya düzeni devletler arasındaki güç dengelerine, uluslararası kuruluşların etkinliğine ve yeni fikirlerin gelişimine bağlı olarak şekillenecektir.

  • Devletlerin sınırlarını korumak mı önemlidir, yoksa insan haklarını korumak mı?
  • ‘Yeni dünya düzeni’nde insanlar kendi kaderlerini kendileri tayin edebilecek mi?
  • Küresel ısınma ve kutuplardaki buzulların erimesi hangi devletlerin işine gelmektedir?
  • Nükleer silah anarşisinde son durum nedir?
  • Nükleer silahlar, biyolojik silahlar ve salgın hastalıklar devletlerin egemenliğini nasıl tehdit etmektedir?
  • Büyük devletlerin politikaları ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşlar dünya düzenini sağlamada neden yetersiz kalmaktadır?

Yeni dünya düzeni’nde güç dengesi

İlk çağlardan beri uluslararası politikada devletler güvenlik sorunlarıyla karşı karşıyadır. Devletlerin bekası için güç en önemli faktör olmaya devam etmektedir. Güç dengesi ve uluslararası normlar, hukuk ve örgütlenme gibi güvenliği sağlamaya yardımcı olan vasıtalar var olsa da, bunların savaşları önlemeye yetmediği tarih boyunca çok defa görülmüştür.

Soğuk Savaş’ın 1989’da sona ermesiyle birlikte, bir “yeni dünya düzeni” olasılığı üzerine epeyce laf edildi. Ancak, “yeni dünya düzeni”nin ne anlama geldiği konusu hala tartışılmaktadır.

Gerçekte II. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan iki kutuplu dünya sisteminin 1989’da çökmesi anlamında yeni bir dünya düzeni vardı. Ama bu, anarşik devletler sistemi içinde bir düzendi. Asla adil bir düzen değildi. Bazıları yeni bir dünya düzeni ifadesinin anarşik devlet sisteminin sorunlarından kaçış anlamına geldiğini düşünüyordu.

Yeni dünya düzeni: Ulus devletin parçalanması

Britanyalı tarihçi Arnold Toynbee Soğuk Savaş’ın başlangıcın­da yani 1945’te ulus devletin ve parçalanmış atomun aynı gezegen üzerinde bir arada var olamayacağını yazmıştı.

Toynbee, savaşın nihai savunma biçimi, nükleer bombaların da nihai silah olduğu bir egemen devlet­ler dünyasında, bunlardan birinin, tercihan da devletin gitmesi ge­rektiğine inanıyordu.

Küreselleş­me ve bilgi devrimi sınırları aşmıştır. Ulus devletlerin egemenlik haklarını ihlal etmektedir. Bu açıdan bakıldığında yeni dünya düzeni kapsamında devlet egemenliğinin karşısına çözüm bekleyen beklenmedik sorunlar çıkarmaktadır.

Yeni dünya düzeni ve teritoryal devletler

Teritoryal devlet geçmişte hep var olmamıştır. Dolayısıyla gelecek­te de var olması gerekmez. Parçalı birimler ve devlet sistemleri Thukydides’in zamanından beri vardır, ama uluslararası politikanın temel birimi olarak büyük teritoryal devlet ancak 14. ve 15. yüzyıldaki Rönesans’tan sonra gelişmiştir.

Otuz Yıl Savaşı (1618-1648) hâlâ feo­dal bir savaşın kimi özelliklerini taşıyordu. Bu nedenle de feodalizm savaşlarının sonuncusu ve teritoryal devlet savaşlarının ilkiydi.

Bu­gün bildiğimiz şekliyle büyük teritoryal devlet, sadece üç ya da dört yüzyıldır modern dünya politikasının baskın kurumudur.

Bazı fütüristler (olumlu gelecek tasarımcıları) teritoryal devletin gerileyeceğini öngörmektedir.

Ulus devlet dışında yönetim modelleri

İkinci Dünya Savaşı’ndan bugüne kadar dünya politikası için model olmak üzere -ulus devletin dışında- alternatifler geliştirmeye yönelik beş bü­yük çaba olmuştur. Bunlar dünya federalizmi, işlevselcilik, bölgeselcilik, çevrecilik, siber feodalizmdir.

  • Dünya Federalizmi

Avrupa düşüncesinin en eski geleneklerinden biri olan federalizm, anarşi problemine çözüm olarak uluslararası bir federasyon önerir: Devletler ulusal silah stoklarından vazgeçmeye razı olacak ve bir dereceye kadar merkezi hükümeti kabul edecektir.

Federalistler sık sık, 13 Amerikan kolonisinin 18. yüzyılda bir araya gelişiyle benzerlik kurarlar.  Ama yeni dünya düzeni arayışlarında federalizmin küresel dü­zeyde çok başarılı bir model olmadığı kanıtlanmıştır. İnsanların önem verdiği tek şey barış değildir. İnsanlar adalet, refah ve özerklik de istemekte ve dünya hükümetinin onları gerektiği gibi savunacağına inanmamaktadır.

Ek olarak, yeni dünya düzeni arayışlarında federal çözümün işleyeceğine, savaş sorununa çare ola­cağına inananların sayısı azdır.

Anarşik devletler sistemi savaşın ne­deninin parçası olmakla birlikte, bağımsız devletlerden kurtulmak mutlaka savaşın sonu demek olmayacaktır. Çünkü, daha önce gördüğümüz gibi, son yıllardaki çoğu savaş devletlerin içinde çıkmıştır.

  • İşlevselcilik

Yeni dünya düzeni çerçevesinde, federalizmin yetersizlikleri nedeniyle, uluslararası işlevselcilik düşüncesi geliştirilmişti. 1940’larda popüler olan işlevs­elcilik, ekonomik ve toplumsal işbirliğinin ulusal sınırları aşan, böylelikle de savaşı ortadan kaldıran toplumla yaratabileceğini ileri sürüyordu. Buna göre egemenliğin önemi azalacak ve devletin resmi çer­çevesi var olmaya devam edecekti. Bu yolla düşmanlıkların sona ereceği sanılıyordu.

İkin­ci Dünya Savaşı’nın sonunda, işlevselci düşünce Gıda ve Tarım Ör­gütü ve Dünya Sağlık Örgütü gibi bazı uzman BM örgütlerinin ku­rulmasına yol açtı. İşlevselcilik bugün belli ölçüde mevcuttur. Uluslararası kuruluşların zayıf ya da azgelişmiş olduğu durum­larda sivil toplum kuruluşları ve çok uluslu şirketler gibi çeşit­li uluslarötesi aktörler, yönetimde devreye gir­mektedir.

O halde, işlevselcilik ruhu son derece canlıdır ve dünya­da tanık olduğumuz uluslararası işbirliğinin büyük bölümünden sorumludur. Ama işlevselcilik geniş anlamda, yeni dünya düzeni için yeterli bir model olamamıştır. Zira çoğu devlet korunmasız hale gelmeye neden olacak bir şekilde karşılıklı bağımlılığa girmek istememektedir.

  • Bölgeselcilik

Yeni dünya düzeni tasarımcılarına göre bölgesel entegrasyon 1950’lerde ve 1960’larda son derce popülerleşmişti. Bazı uzmanlar bölgesel düzeyde işlevsel bir yaklaşımın Almanya ve Fransa’yı birbirine kenetleyerek Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarına yol açan çatışmaların tekrarlanmasını önleyebileceğini düşünüyordu. Avrupa 1950’de Batı Avrupa çelik ve kömür sanayilerini entegre eden Schumann Planı’yla süreci başlattı.

1957’den sonra, Roma Antlaşması’yla Avrupa Ortak Pazarı kuruldu. 1992’de Avrupa Birliği’nin kurulmasıyla zirvesine ulaşacak girişimlerle ticari engeller adım adım kaldırıldı. Tüm tarım ve ekonomi politikaları arasında uyum sağ­landı.

Başka bölgeler de Avrupa böl­geselciliğini örnek almaya çalıştılar. NAFTA bunların Batı Yarıküre’deki en önemli örneğidir. 1965’te, o sırada Fransa cumhurbaşkanı olan General de Gaulle, 1980’lerde de Büyük Britanya Başbakanı Margaret Thatcher bölgesel entegrasyonun önüne sınırlar çektiler.

1990’ların orta­larına gelindiğinde, Avrupa Birliği ülkelerinde, bölgesel bir hüküme­te egemenliğin ne kadarının bırakılacağı konusunda yaygın bir iki­lem vardı. Yeni ortak para birimi Avro 2002’de dolaşıma girdi, ama bütün Avrupa ülkelerinde değil.

Bölgeselcilikte karşılaşılan sorunlar

Avrupa Birliği için yeni bir anaya­sa hazırlama çabaları Fransa ve Hollanda’da sandık başına giden­lerin 2005’te referanduma sunulan bir öneri taslağını reddetmesiy­le sekteye uğradı. Büyük Britanya 2016’da yapılan bir halk oylamasıyla Avrupa Birliği’nden ayrılmaya karar verdi . 2008 küresel ekonomik krizi, ABD’den daha fazla Avrupa Birliği ülkelerini etkiledi. Brüksel politikaları sonucu Yunanistan ekonomisi iflas etti. Yaşanan bazı zorluklara rağmen yeni dünya düzeni kapsamında Avrupa, önce­ki dönemlere göre daha iyiye gitmektedir.

Sürekli genişleyen ancak bir çok dünya olayında ortak karar alamayan Avrupa Birliği uluslararası ilişki­lerde devam eden, dinamik bir deneyimi temsil etmektedir. Bir­lik üyeleri tarımdan ortak bir savunma gücüne kadar uzanan mese­lelerle uğraşan birçok kurumla titizlikle müza­kere etmeyi sürdürürken, güçlükle de olsa belirgin bir Avrupa kimliği şekillenmekte­dir.

Politikaları oluşturma düzeyinde ulusal farklılıklar de­vam ederken, kamuoyu araştırmaları pek çok AB yurttaşının ken­dilerini Fransız, Alman ya da İspanyol oldukları kadar Avrupalı ola­rak da gördüklerini göstermektedir. Bu, yeni dünya düzeni sürecinde kültürün ve fikirlerin siya­si kimliklerin ve inançların inşasında oynadığı rolü vurgulayan konstrüktivist kurama uymaktadır.

AB üyeleri, maliyet/fayda oranının tam ulusal bağımsızlıktan çok işbirliğinden yana olduğu inancıyla, kar­maşık karşılıklı bağımlılıklarını artırmayı seçmişlerdir. Bugünün yeni Avrupa düzeninde herkes aynı teknede olmayabilir, ama tekneler eski dönem­lerden çok farklı şekillerde birbirlerine bağlanmıştır. Örneğin, pek çok alanda AB yasaları artık ülke yasalarının yerini almaktadır. Av­rupa Birliği yeni tür bir uluslararası hükümet şeklini temsil etmektedir, ama etkinlik açısından yalnızca bölgesel bir hükümet şeklidir.

  • Çevrecilik

1970’lerde, çevrecilik başka bir dünya düzeni için yeni bir umut işareti verdi. Richard Falk This Endengered Planet’te ‘yeni dünya düzeni’ne temel oluşturacak iki şey olduğunu söylüyordu: teritoryal olmayan uluslarötesi aktörlerin büyüyen önemi ve kıtlık koşullarında büyüyen karşılıklı bağımlılık. Falk’a göre, sıradan in­sanlara ait, popülist değerlerde ulus devletin ötesine geçecek tedri­ci bir evrim olacaktı.

  • Sömürgecilik karşıtlığı,
  • Irkçılık karşıtlığı,
  • Daha fazla eşitlik ve çevrenin korunması sadece Birleşmiş Milletler’de ço­ğunluk devletleri güçlendirmekle kalmayacak, dünyanın azalan kaynakla­rını idare edecek yeni rejimlerin kurulmasına da yol açacaktı. Sonuç­ta, uluslararası barış, adalet ve ekolojik denge normları oluşacak ve yeni bir dünya düzeni kurulacaktı.

Teknolojik değişim ve ekonomik büyüme ekolojik sorunları şiddetlendirmiştir. Küresel kaynak arzı daha da zorlanmakta ve biyolojik çeşitlilik azaldıkça küresel ortak alanların parçası olan okyanuslara ve atmosfere verilen zarar daha da büyümektedir.

Yeni dünya düzeni kurucularının çabasıyla geçen yüz­yıl içinde hükümetler, balıkçılık alanları, asit yağmurları, ozon taba­kasının incelmesi, soyu azalan türlerin korunması, Antarktika ve okyanus kirliliği gibi herkesi ilgilendiren konularda 170’in üze­rinde çevre antlaşması imzalamıştır. Bu antlaşmaların üçte ikisi, 1972’de Stockholm’de ilk BM Çevre Konferansının toplanmasından sonra imzalanmıştır. 1992’de Brezilya’da, 1997’de Japonya’da çev­re ve küresel ısınma konularında büyük BM konferansları toplan­mıştır. Çevre sorunları uluslarötesi lobi faaliyetleri yürüten çok sa­yıda sivil toplum kuruluşu da doğurmuştur.

Gelişmekte olan ülke­lerde yurttaşlar ve siyasetçiler çevre tahribatı ve çevrenin korunma­sı konularında yükselen bir farkındalık ve kaygı sergilemektedir. Ne var ki, Falk gibiler kaynaklarda oluşacak kıtlığı abartmış ve yeni teknoljilerin oluşan kıtlığı ne ölçüde telafi edebileceğini ve pek çok ülkede ekolojik kaygıların hızlı bir ekonomik kalkınma arzusunun ardın­dan ikinci sırada geldiğini öngörememiştir.

  • Siber feodalizm

Yeni dünya düzeni gerçeklerinden “Bilgi çağı”nda örgütlenme kuramcılarından bazıları -Peter Drucker ile Alvin ve Heidi Toffler- bilgi devriminin hiyerarşileri yassılaştırdığını ve yerleri­ne ağ örgütlenmelerini geçirdiğini ileri sürmüştür. Bu yazarlar 20. yüzyılın merkezi bürokratik hükümetlerinin yeni dünya düzeni döneminde, yani 21. yüzyılda ademi merkeziyetçi örgütlere dönüşeceğini ve daha çok hükümet işlevinin özel piyasalar ve kâr amacı gütmeyen örgütler tarafından üstlenileceği­ni öngörmektedir.

Adem-i merkeziyetçilik:

Devlet merkezinin gücünü azaltarak yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılmasını savunan siyasi görüştür. Adem-i merkeziyet, “merkezin yokluğu” manasına gelir. Liberal ideolojinin savunduğu görüşlerden biridir.

Ayrıca, İnternet uzmanı Esther Dyson, İnternet’te sanal topluluklar ve ademi merkeziyetçi örgütlenmeler geliştikçe bun­ların teritoryal yargı alanlarıyla kesişeceğini ve kendi yönetişim örüntülerini geliştireceğini ileri sürmektedir.

Bu görüşü savunanlara göre, yeni dünya düzeni siber feodalizm esaslarına göre kurulursa, ulus devletler var olmaya devam edecek, ama önemleri çok azalacak ve insanların hayatında eskisi kadar merkezi bir yer işgal etmeyeceklerdir.

‘Yeni dünya düzeni’nde insanlar çoklu gönüllü sözleşmelerle yaşayacak ve bir fare tıklamasıyla topluluklara girip çıkacaklardır. Birbiriyle çakışan bu yeni topluluklar ve yöne­tişim örüntüsü, Westphalia devletler sistemi baskın hale gelmeden önce mevcut olan feodal dünyaya benzer modern ve daha uygar bir dünya olacaktır.

Bu yönde eğilimler saptasak da, yeni dünya düzeni içerisinde söz konusu ulus devletin ötesine geçiş vizyonu, sanal ve coğrafi cemaatlerin hak iddialarının nasıl ça­tışacağı ve şiddet ve güvenlik meselelerinin nasıl halledileceği soru­larını cevapsız bırakmaktadır.

David Rockefeller'e göre Yeni Dünya Düzeni

David Rockefeller’e göre Yeni Dünya Düzeni

Yazan | 2017-07-29T17:08:17+00:00 Temmuz 18th, 2017|Harp ve Strateji|Yeni dünya düzeni: Realizm, liberalizm ve konstrüktivizm nedir? için yorumlar kapalı

Yazar Hakkında:

K.K.K’lığından emekli topçu kurmay albay. Kara Harp Okulu, Kara Harp Akademisi ve Silahlı Kuvvetler Akademisi’nden mezun. 11 yıldan fazla süreyle NATO'da görev yaptı. Çok iyi seviyede Almanca ve İngilizce bilir. NATO, Küresel Siyaset, Küresel Terörizm konularında serbest yazar.