//Yeni savaşlar: Yeni savaşların başlıca özellikleri ve dehşet verici etkileri

Yeni savaşlar: Yeni savaşların başlıca özellikleri ve dehşet verici etkileri

Devletler arasında görülen klasik savaşların nitelikleri II. Dünya Savaşı sonrasında değişmeye başladı. ‘Yeni savaşlar’ kavramı ortaya atıldı. Özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde Asya, Afrika, Orta Doğu ve Balkanlar’da görülen savaş türlerine değişik tanımlar yakıştırıldı.

Savaş kavramı, teorik olarak bilinen eski savaş tanımlamasından yeni savaşlar kavramına doğru değişmiş görünüyor. Özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemin en çok tartışılan yönlerinden biri Soğuk Savaş’ın savaş ve savaşların yürütülüş biçimini nasıl etkilediği ile ilgilidir. Yeni savaş türleri genellikle devletler hukukunu ya da savaş hukukunu hiç tanımayan ‘yeni, post-modern’, ‘post-Clausewitzci’ veya post-Westphalian’ olarak değerlendirilir.

Geleneksel anlamda savaş, Westphalia devlet sisteminin kabul görmesinden kaynaklanan izlenime dayalı olarak, karşıt devletler arasında yürütülen silahlı çatışmalar olarak algılanır. Bu dönemde savaşlar, Clausewitzci değerler dizisi ile örtüşüyor görünmektedir.

Savaşın devlet politikasının bir aracı olması demek de savaşların üniformalı ve örgütlenmiş insanlar, yani ulusal ordular, donanmalar ve hava kuvvetleri tarafından yürütülmesi anlamına geliyordu.

Silahlı çatışmaları düzenlemek için, resmi savaş ilanları, tarafsızlık ilanı, barış anlaşmaları ve ‘savaş hukuku’ gibi bir dizi norm ve kurallar da geliştirildi.

Yeni bir savaş tarzı

Savaşlar değişmiş görünüyor. 1950 ve 1960’lı yıllarda Cezayir, Vietnam ve Filistin gibi yerlerde ulusal özgürlük hareketleri tarafından icra edilen savaşlar, daha sonra Somali, Liberya, Sudan ve Kongo gibi ülkelere yayıldı. Bu bölgelerde uygulanan savaş tarzı eski savaştan farklıydı.

1990’lı yıllarda Sovyetler Birliği ve Yugoslavya’nın dağılmasının ardından bu ‘yeni’ savaş türü, Bosna, Kafkaslar, Çeçenistan ve ‘terörle savaşın’ parçası olarak Irak ve Afganistan’da icra edildi.

Bu savaşlar ne anlamda `yeni’dir?

Bütün ‘yeni’ savaşlar birbirinin aynısı olmamasına rağmen aşağıdaki özelliklerin hepsini olmasa da bir kısmını gösterme eğilimindedir:
► Devletlerarası değil, iç savaş olma eğilimindedirler.

► Kimlik sorunları genellikle belirgindir.

► Savaşlar sıklıkla eşit olmayan taraflar arasında yürütülür ve asimetriktir.

► Sivil/asker ayrımı ortadan kalkmıştır.

► ‘Eski’ savaşlardan daha barbarca yürütülür.

Soğuk Savaş (1945-1989) sonrası savaşlar

Geleneksel devletler arası savaşların azalması ve sivil savaşların artması, Soğuk Savaş sonrası dönemin dikkat çekici bir özelliğidir. 1990’lı yılların ortalarından bu yana silahlı çatışmaları yaklaşık %95’i devletler arasında değil, devletlerin içinde gerçekleşmiştir. Bu eğilimin son dönemdeki istisnaları arasında İran-Irak Savaşı (1980-1988) ve 2008 yılında Rusya’nın Gürcistan’la savaşı vardır.

Devletler arası savaşlar niçin azaldı?

Devletler arası savaşların azalması ve hatta dünyanın ‘barış bölgeleri’ olarak bilinen bazı yerlerinde gündemden düşmesi çeşitli faktörlerle açıklanabilir. Bunlar arasında demokrasinin yaygınlaşması, küreselleşmenin ilerlemesi, genellikle BM’nin rolü ile ilişkili olarak savaşa yönelik ahlaki tutumun değişmesi, geniş kapsamlı savaşların yol açtığı yıkımı büyük ölçüde artıran silah teknolojilerinin ve özellikle nükleer silahların geliştirilmesi sayılabilir.

Sömürgecilik sonrası savaşlar

Yarı-devlet veya başarısız devletlerin ortaya çıktığı sömürgecilik sonrası dünyada iç savaşlar daha yaygın hale gelmiştir.

Dünyanın en zayıf devletlerinin çoğu, klasik örneklerini Somali, Sierra Leone, Liberya ve Kongo’nun oluşturduğu Sahra-altı Afrika bölgesinde yoğunlaşmıştır. Bu devletler devlet otoritesine dair en temel sınavlarda bile başarısız oldukları için zayıftır. İç düzeni ve kişisel güvenliği sağlayamadıkları için toplumsal çekişme ve hatta iç savaşlar olağan hale gelmiştir. Bu devletlerin sınırları her yerde sömürge yöneticileri tarafından belirlendiği için tipik olarak etnik, dinsel ve kabilesel farklılıklar içerir, bu da sömürgecilik sonrası dünyanın genellikle bir ‘istikrarsızlık bölgesi’ (zone of turmoil) olarak karşımıza çıkması anlamına gelir.

Kimlik savaşı: İnsanların kolektif kimliğinin resmen ve siyaseten tanınması talebini ifade eden kültürel bir yeniden doğuş arayışının çatışmanın temel güdüsünü oluşturduğu savaş.

Modern savaşlar genellikle kimlik savaşları olarak betimlenir. Önceki savaşlar jeopolitik ve ideolojik amaçlarla yürütüldüğü halde modern savaşlar genellikle rakip kimlikler çerçevesinde ifade bulan kültürel uyumsuzluktan doğar. Farklı şekillerde ortaya çıkan kimlik siyaseti, ekonomik ve kültürel küreselleşme gibi faktörler tarafından ve özellikle bunlar sömürgecilik sonrası toplumları etkilediğinde ve sosyal sınıf ve ideoloji temelindeki dayanışmanı etkinliğini kaybetmesiyle yaratılan baskılardan doğar.

Fakat kimlik siyasetinin her şekli nefret, toplumsal çatışma ve kan dökülmesine yol açmaz. Gruplar, ‘diğer’lerini tehdit eden veya düşmanca tanımlanmış bir ‘biz’ tanımına dayalı dışlayıcı bir kimlik modelini benimsediklerinde bu olasılık artar.

Kimlik siyaseti

Kimlik siyaseti, insan kimliğini tek bir toplumsal gruba üyelik yoluyla tanımlayan bütüncül bir kimlik şekline dayandırıldığında şiddete yol açma olasılığı çok yüksektir. Bu durum, insanları kimliklerini yalnızca kendi tek kültürleriyle tanımlamaya yönlendirir ve böylece diğer kültürel gruplardan olan insanların hak ve doğruluğunu tanıma konusunda başarısız olurlar. Bunun en açık kanıtı militan, etnik, dinsel ve milliyetçi hareketlerin yükselişidir.

Eski Yugoslavya’da 1990’larda başlayan savaşlar (özellikle Bosna Savaşı), Hint alt kıtasında Müslüman ve Hindular arasındaki çatışmalar, İsrail’in işgal topraklarındaki intifada hareketi, genel olarak ‘terörle savaş’ ve özellikle Irak ve Afganistan’daki savaşların her biri kimlik savaşlarına örnek olarak değerlendirilebilir. Çünkü kimlik savaşları tamamen insanların kendilerini algılama şekillerine dayanır ve sıra dışı bir tutku ve gaddarlıkla yürütülür. Bu savaşlar uzun sürme eğiliminde olup geleneksel anlamdaki zafer kavramını anlamsız hale getirecek şekilde kontrol dışı bir görünüm arz eder.

Modern savaşlar sıklıkla asimetriktir

Devletlerarası savaşlar genellikle nispeten benzer ekonomik kalkınma düzeyine sahip düşmanlar arasında yürütülürken modern savaşlar sıklıkla asimetriktir. Endüstriyel olarak gelişmiş ve askeri olarak sofistike devletleri ‘üçüncü sınıf’ olarak görülebilecek düşmanlarla karşı karşıya getirir. Bu durum ABD’nin veya ABD önderliğinde yürütülen Vietnam, Kosova, Irak ve Afganistan savaşlarında ve Rusya’nın Çeçenistan’a karşı yürüttüğü savaşta geçerlidir.

Asimetrik savaşlar

Asimetrik savaşlar, çok farklı askeri ve ekonomik yetenekler kullanarak rakipler arasında olasılıkları eşitlemeye yönelik tasarlanmış askeri strateji ve taktiklerin benimsenmesiyle tanımlanır. Bunun anlamı, asimetrik savaşların kesin ve kaçınılmaz sonuçlarının olmamasıdır. Özel vurguyu küçük çaplı akınlar, pusu ve saldırılar kullanarak manevra ve sürpriz unsuruna yapan gerilla savaşı, daha büyük ateş gücüne ve kaynaklara sahip düşmanları yenme konusunda etkili olmuştur. Bu yöntem genellikle yol kenarı bombalarından intihar saldırılarına kadar pek çok terörist taktik kullanımına da başvurur. Savaşın bir halk direnişi veya isyan hareketine dönüşmesi için sivil nüfusla bağlantının güçlendirilmesi için genellikle özel bir çaba gösterilir. Bu tür taktikler salt askeri anlamda düşmanı yenmeyi değil (bu çoğu zaman imkansızdır), Vietnam, İsrail, Irak ve Afganistan’da olduğu gibi daha çok düşmanın moralini bozmayı ve siyasal kararlılığını zayıflatmayı amaçlar.

TREND ANALİZ:  Geri besleme modeli ve stratejik karar verme teknikleri

Diğer taraftan bu tür dar kapsamlı, düşük yoğunluklu kontrgerilla savaşlarının gereklerine gelişmiş devletlerin orduları uyum sağlamakta zorlanmaktadır. Bu ülkelerin gelişmiş silahları ve özellikle nükleer silahları da etkin bir şekilde kullanım dışıdır.

Sivil/askeri ayrımı

Sivil/askeri ayrımı pek çok bakımdan belirsizleşmiştir. Otuz Yıl Savaşları’ndan (1618-1648) bu yana, savaşın büyük ölçüde savaş meydanlarıyla ve katı bir biçimde askeri personelle sınırlandırıldığı dönemlerde saygı göstermenin nispeten kolay olduğu savaşanlar ve siviller arasındaki net ayrım genel kabul gördü. Fakat doğası gereği modern savaşlar sivil nüfusu daha fazla etkilemektedir. Bunun bir nedeni, özenle hazırlanmış büyük muharebeler yerine modern savaşların bir dizi dar kapsamlı angajmanı içerme eğilimi nedeniyle dağınık bir yapıya sahip olmasıdır. Bu, savaş meydanı hakkındaki geleneksel fikrin geçerliliğini kaybederek bir kenara atılması anlamına gelir. Savaş, giderek devletlerarası değil, ‘insanlar arasında savaşa’ dönüşmüştür.

Belirsizliğin bir başka nedeni, sivil nüfusun, amacı ekonomik ve sosyal istikrarsızlık yaratarak düşmanın savaşma azim ve kararlılığını yok etmek olan askeri harekatın (Örnek: Kara mayınları, intihar bombası, bomba yüklü araçlar ve genel olarak terörizme başvurarak) giderek daha fazla hedefi haline gelmesidir. Dolayısıyla modern savaş, genellikle, yerinden edilmiş binlerce ve bazen milyonlarca insanın geçici ve zaman zaman da kalıcı bir şekilde sığınacak bir yer ve güvenlik arayışına girdiği mülteci krizlerine eşlik eder.

Sivil/asker ayrımı belirsizdir

Sivil/asker ayrımı bazen de ordular ve güvenlik güçlerinin değişen doğası nedeniyle belirsizleşir. Örneğin; gerilla orduları düzensiz askerler ve gönüllü silahlı gruplardan oluşurken, başkaldırı genellikle halk ayaklanması nitelikleri kazanmaya başlar. Paralı asker kullanımı, Ekvatoryal Gine’de 2004 yılındaki başarısız askeri darbede olduğu gibi Afrika’nın bazı bölgelerindeki silahlı çatışmaların en önemli özelliği olmaya devam etmektedir. Bu eğilimler gelişmiş ülkelerde ve özellikle ABD’de açık bir şekilde görülür.

Irak Savaşı ve kiralık askerler

Mart 2003’te başlayan Irak Savaşı, 2007 ortalarına doğru düzenli askerlerden daha çok, Blackwater (şimdilerde adı Xe Services) ve Halliburton gibi şirketler için Irak’ta çalışan özel sözleşmeli askerlerle tarihin en `özelleştirilmiş’ savaşı oldu. Nisan 2004’te Necef’teki ayaklanmayı bastırma konusunda ana sorumluluk kendisine verildiğinde Blackwater şirketi, zaman zaman Amerikan piyadeleri üzerinde bile kontrol sağladı.

Yeni savaşlar daha barbar ve dehşet verici

Son olarak yeni savaşlar, devletler arası savaşları sınırlandıran kuralların hep birlikte bir kenara atılmasıyla birlikte genellikle daha barbar ve dehşet vericidir. Kaçırma, işkence, sistematik tecavüz ve kara mayınları, araç bombalar ve intihar saldırılarından kaynaklanan ayrım gözetmeden öldürme eylemleri, yeni savaşların veya modern savaşların rutin özellikleri olmuştur. Bazen bu durum, rol veya davranışlar yerine belirli bir gruba aidiyetin düşmanı tanımladığı bir kimlik siyasetinin yansımalarıyla açıklanır. Dolayısıyla yeni savaşlar kapsamında bir halk, ırk veya kültür bir bütün olarak, değersiz ve tümüyle kötü bir ‘düşman’ olarak tanımlanabilir. Bu da askeri ve sivil hedeflerin aynı oranda meşru olduğu anlamına gelir. Dışlayıcı dinsel, etnik veya milliyetçi hareketler, genellikle militanlıkla tanımlanır. Terörizm veya şiddetle ifade bulur. Bu, toplumlar arası çekişmelerin neden ‘etnik temizlik’ programlarıyla ilişkilendirildiğini de açıklar.

Bununla birlikte, ‘yeni savaşlar’ın göründükleri kadar yeni oldukları hiçbir şekilde açık değildir. Öncelikle, toplumlar arası çekişme hep vardı ve Sovyet İmparatorluğu ve onun uyduları örneğinde olduğu gibi büyük imparatorlukların sonuyla ilgili tipik bir özellikti.

Dolayısıyla sözde ‘yeni savaşlar’a doğru kayış, devam eden ya da gelişen bir eğilimin parçası olmak yerine, geçici bir aşamaya işaret ediyor olabilir.

Asimetrik savaş:

Askeri, ekonomik ve teknolojik güçlerinin açık bir biçimde eşit olmadığı taraflar arasında yürütülen ve savaş stratejilerinin zayıf olanın ihtiyaçlarına göre uyarlanma eğiliminde olduğu savaş.

İsyan:

Kurulu rejimi devirme amacı taşıyan düzensiz askerlerin katıldığı silahlı başkaldırı.


ÖNEMLİ OLAYLAR

Eski Yugoslavya’daki Çatışmalar

1919 Yugoslavya devleti, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun yıkılmasının ardından Versailles (Versay) Antlaşması’yla tanındı.

1945 Yugoslavya, altı cumhuriyet (Sırbistan, Hırvatistan, Bosna-Hersek Slovenya, Makedonya ve Karadağ) ve Sırbistan içindeki iki özerk bölgesiyle (Kosova ve Voyvodina) birlikte komünist bir devlet oldu.

1986-1989 En büyük ve en etkili cumhuriyet olan Sırbistan’da, 1987 sonrası Slobodan Miloşeviç’in liderliğinde milliyetçiliğin yükselişi.

1990 Doğu Avrupa’nın geri kalanında komünizmin devrilmesinden sonra her cumhuriyetin çokpartili seçimler düzenlemesiyle Slovenya ve Hırvatistan’ın bağımsızlığına desteğin artması.

1991 Yugoslavya’nın, Slovenya ve Hırvatistan (Haziran), Makedonya (Eylül) ve Bosna-Hersek’in (Ocak 1992) bağımsızlık ilanlarıyla dağılmaya başlaması. Nisan 1992’ye kadar Yugoslavya içinde sadece Sırbistan ve Karadağ’ın kalması.

1991 Slovenya’nın ayrılmasının, Slovenlerin Sırpların liderliğindeki Yugoslav ordusuna başarılı bir şekilde direndiği On Gün Savaşı’nı başlatması.

1991-1995 Yugoslav ordusunun yardım ettiği Hırvat-Sırp azınlığa karşı şiddetli bir iç savaşın yürütüldüğü Hırvat bağımsızlık savaşı.

Kaynaklar:

¹ Theory of War and Strategy 

Ahmet AKIN, (E) Topçu Kurmay Albay

Yazan | 2017-05-12T13:29:27+00:00 Mayıs 12th, 2017|Harp ve Strateji|0 Yorum

Yazar Hakkında:

K.K.K’lığından emekli topçu kurmay albay. Kara Harp Okulu, Kara Harp Akademisi ve Silahlı Kuvvetler Akademisi’nden mezun. 11 yıldan fazla süreyle NATO’da görev yaptı. Çok iyi seviyede Almanca ve İngilizce bilir. NATO, Harp Stratejisi, Küresel Siyaset, Küresel Terörizm konularında serbest yazar.

Bu analiz hakkında yorum yapmak ister misiniz?

%d blogcu bunu beğendi: